Ensemble, c’est tout

Başrollerini Audrey Tautou ve Guillaume Canet’in paylaştığı Anna Gavalda romanından uyarlama Claude Berri filmi. Romanı okumadığım için uyarlamanın başarılı olup olmadığını söyleyemeyeceğim, ancak kitaptan bağımsız bir film olarak değerlendirdiğimde pek başarılı bulmadığımı söyleyebilirim.
Audrey’in oynadığı Camille karakteri ailesinden kopup bağımsızlık yemini etmiş genç bir ressam. Bir binanın çatı katında pek kötü koşullar altında yaşıyor ve temizlikçilik yapıyor, yeteneklerini kullanmayı ve daha iyi bir iş yapamayı reddediyor. Bu noktada filmin cevaplaması gereken önemli sorulardan birisi “bu kız neden ailesinden kopmaya çalışıyor” cevapsız kalıyor. Birkaç kez annesini görüyoruz, varlıklı olduğu kesin ve kızını küçümsüyor ama nedenlerini bilmiyoruz. Bu konuda Türk Sineması yönetmene yardımcı olabilirdi ama eksik kalmış sanırım.

Camille apartmanın giriş katındaki Philibert (Laurent Stocker) ile karşılaşıyor, önce bir merhaba, ardından gelen yemek davetiyle arkadaşlık gelişiyor. Philibert, Franck (Guillaume Canet) ile beraber kalıyor. Aslında epey farklı tipler, Philibert daha sakin mizaçlı, insanlara güvenen, önceliği hayatın akışı yerine sessizce durmasında olan birisi. Franck ise agresif ve hareketten yana, kadınlarla ilişkilerinde de Philibert’e göre daha agresif ve her şeyin sonucunu çabucak görmek istiyor. Hasta bir büyükannesi var, aşçılıktan kalan zamanlarda onu görüyor.

Karakterlerin bir araya gelmesi pek zor olmuyor, çatı katı soğuduğunda üşüyen ve hasta olan Camille’i Philibert eve getiriyor, birkaç gün hasta yatan Camille kalktığında da evi benimsiyor ve oraya yerleşiyor. Buralar tam anlamıyla damdan düşer gibi olduğundan olayın sanırım Fransız rahatlığıyla bir ilgisi var diyerek geçiyorum, zira bu kadar basit biçimde başkasının evine yerleşen bir insanın varlığına inanamıyorum. Ayrıca o insan ailesinden uzak, temizlikçilik yapan ve çatı katında yaşayacak gurura sahip bir karakterdeyse bu aşamayı sadece karakterleri bir araya getirmek için alel acele gerçekleştirmek komik duruyor. Philibert yeni birisiyle tanışıyor, tiyatroya merak salıyor ve değişmeye başlıyor. Franck önceleri Camille ile epeyce çatışıyor, yavaş yavaş da beklediğimiz şekilde bir aşka yelken açıyor. Tüm klişeleri selamlayan, varlığı başından belli ve hoş durmayan bir aşk filmin sonuna kadar pazarlanıyor. Özellikle “aşık olmayacağız” kısmında yüzüme bir gülümseme yerleşti, ancak pek olumlu olduğunu söyleyemeyeceğim.
Filmi sevenler genelde karakterlerin birbirleriyle ilişkilerini oluşma aşamasında kimliklerini kaybetmediklerini söylüyorlar. Philibert, Franck ve Camille’i kendi hayatlarında izleme şansını pek elde edemiyoruz oysa ki, birkaç kez restorana, iki kez temizlik firmasına bir kez de tiyatroya gitmekle olmuyor. Kartpostal satıcısı bir tarihçi olan Philibert’i daha çok merak ediyorum, ya da Franck’in geçmişinden sadece bir yatak sahnesinde bahsetmesini istemiyorum. Daha fazla detay, daha çok süre gerektiriyor ama yönetmen sanırım hızı seviyor!
Fransız filmleri dendiğinde aklına ilk olarak Jeux D’enfants ve Amelie getiren bir neslin temsilcisiyim. O filmlerin yarattığı atmosferi, anlatımlarını ve müziklerini benimsedim. Hep soğuk ve itici bulduğum Fransızları o filmlerle sıcak denizlere çektim. O iki filmin başrol oyuncusunu alarak bir film yapıyorsanız benim neslimin sinemaseverine daha iyi cevap vermelisiniz, çünkü ucuzlatılmış ve hızlandırılmış filmleri kabul etmemiz zor. Bu filmi de kabul etmedim, izlerken çok sıkıldım ve geçen zamanıma bolca yandım.

Ayrıca olayların ışık hızıyla gerçekleşmesi ve ana karakterin çatıdan gelmesinden dolayı filmin Türkçe ismini “Damdan Düşer Gibi” olarak belirledim, her şeyiyle uyduğunu düşünüyorum. Yönetmenin de daha başından oyuncu tercihleri ile kolaya kaçtığını düşünüyorum, birçok saf ve en ince duyguların insanı daha Audrey Tautou ve Guillaume Canet’yi gördüğünde yüzüne gülümsemeyi yerleştiriyor. Özetleyeyim ki sonuç olsun;

Uyarlamaların büyük bir çoğunluğu koskoca bir kitabı film süresine yaymakta sorun yaşarlar, bu da doğal olarak kitabı okuyanları rahatsız eder. Ancak Ensemble C’est Tout kitabı okumayanların bile yeterince boşluk bulmasını sağlayacak kadar özensiz olmuş, sevmedim, sevemedim.

Author: Burak Kartal

Share This Post On

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir