Elling

Petter Næss iyi ki farklı olana ilgi duyuyor. Elling ile bilmediğimiz ya da az tanıdığımız bir dünyaya giriyoruz. Dört yıl sonra ise “Mozart and the Whale” ile bizi yine aynı dünyaya sokuyor yönetmen. Umarım daha fazla böyle filmler çeker.

Film, Elling’in annesinin ölümü nedeniyle evden zorla çıkarılmasıyla başlıyor. Elling annesiyle birlikte genellikle evde yaşamıştır, 40 yaşındaysa annesinin ölümüyle evden çıkarılır. İki yıllık bir tedaviden sonra Norveç Hükümeti gerçek dünyaya alışabilmeleri için Elling ile hastanedeki oda arkadaşı Kjell Bjarne’yi Oslo’nun merkezinde bir eve yerleştirir. Sosyal görevli Frank ara sıra onları kontrol edecek, durumlarında düzelme görülmezse tekrar hastaneye gönderileceklerdir. Film eve yerleşmeleriyle başlar.

Elling dışarı çıkmaktan hoşlanmayan, kibar, temiz ve düzenli biridir. Kjell Bjarne ise onun tam tersi olarak pis ve kabadır, kadınlara ve yemeğe karşı özel bir ilgisi vardır… Dış dünyaya tamamen kapalı bir ev hayatı kurarlar. Elling’in deyimiyle eğer dışarı çıkacaklarsa bir evleri olmasının ne anlamı vardır. Bu dünya Frank’ın telefonları ve eve gelip gitmesiyle sarsılır. Yönetmen bunu görsel bir üslupla da belirgin hale getirir. Genellikle sabit olan kamera telefon çaldığında ya da kapı vurulduğunda yani dış dünyadan bir müdahale olduğunda sallanır. Telefonları açmayan, markete gidemeyen Elling, Frank ile sık sık tartışır. Ne zaman dışarı çıksa baş dönmesi ve korku onu takip eder. Neredeyse kasılıp kalmış gibi yürür Elling, önüne bakıp kaygılı küçük adımlar atar. Ama evde rahat ve mutludur. Kjell Bjarne ile aynı odada uyurlar, aralarındaki iletişim de sınırlı ama iyidir. Ancak bir gün merdivenlerde buldukları sarhoş hamile bir kadınla hayatları değişir. Tabi ki Elling önce değişime direnir, ama bir kez değişim başlamıştır. Kjell Bjarne kadına aşık olup ne yapacağını bilemez hale gelir. Elling ise içinde saklı olan şiiri keşfeder ve şair olma yolunda ilerler. Hatta dışarı çıkıp bir arkadaş bile edinir.

Aslında bir başarı öyküsü bu. Bir restorana gidip yemek yiyebilmek, birinin “yürüyelim mi” sorusuna evet diyebilmek bazı insanlar için güney kutbunu tek başına geçmekten daha zordur. Elling ile Kjell Bjarne de bu dünyadan çıkmayı başarıyorlar. Filmin sonunda onları barda bebeğin doğumunu çevrelerindeki birçok insanla kutlarken görüyoruz.

Per Christian Ellefsen ve Sven Nordin çok başarılı bir oyunculuk sergiliyorlar. Film o pek çok kendini iyi hisset filminden daha umut verici ve etkisi kesinlikle daha uzun sürüyor.

nezaket@tramvayduragi.com

Author: Nezaket Kartal

Share This Post On

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir