Echoes Of The Rainbow

Gökkuşağının Yankısı

Sui Yuet San Tau

“Ve sonunda, en büyük hırsız zamandır…”

Sekiz yaşındaki Big Ears başına geçirdiği fanusla kendisini bir astronot olarak hayal ederken dünya da bu fanusun içinde görünenlerdir. Annesi güzel günler sonra zor günler sonra güzel günler şarkısını diline dolamış, inancın pek çok şeyi değiştirebileceğine dair inancını koruyan, her türlü pazarlıkta şeytana pabucunu ters giydirebilecek, “iki elinle yazarsan çişin ikiye bölünür” gibi çocuklarına kurallar koyarken batılları esirgemeyen bir annedir. Babası ise Big Ears’in ifadesine göre hep çok meşgul ama değişmeyen bir baba. Babanın soruları da sorunları da değişmez. Cevaplarla da pek ilgili olduğu söylenemez. Zaten ona göre günler güzel ya da zor hep aynı biçimde yaşıyorlardır. Onaltı yaşındaki abi Desmond ise Big Ears’in tersine hem derslerindeki hem spordaki başarısıyla ailenin gurur kaynağıdır.

Hikaye ailenin etrafında döner. Alıştığımız oldukça tanıdık gelebilecek bir ailedir. Gündelik dil, yaşananlar tüm doğallıyla aktarılmıştır. Çocuklarının hayatta kendilerinden daha iyi bir yaşama sahip olması için uğraş veren,her türlü başarıda gururlanan,her türlü hatada abasının altındaki sopayı gösteren ama çocuklarını çok sevdikleri, çocukları için her türlü fedakarlıkta bulunabilecekleri belli bir anne-baba..

Film Big Ears’in ağzından anlatılmaktadır. Big Ears film boyunca “çocuk her yerde çocuk” sözünü kanıtlarcasına davranır. En gergin zamanlarda bile kendini göstermek için çaba harcar. İstedikleri olmadığında ya da istemedikleriyle karşı karşıya kaldığında yaygarayı basar. Mutlaka göz yaşlarına kayıtsız kalmayacak biri bulunur. Beni de en çok rahatsız eden buydu sanırım. Yani Big Ears için durmadan dünyanın kendi etrafında dönüşü. Bu bir çocuk için kaçınılmaz olsa bile. Yoksulluğun insana mahcubiyet kattığına dair yargımdan kaynaklı olarak beni bu kadar rahatsız etmiş olabilir. Big Ears da o mahçubiyetin izi yoktu. Tüm mahçubiyet, ağır başlılık abi Desmond’da toplanmıştı. Big Ears, Desmond’ın mutsuz olduğunu fark ettiği anda ona çalarak elde ettiği tüm hazinesini sunmuştu. Abisi yakalandığı hastalıktan kurtulamayarak öldüğünde onu tek bir kez daha görebilmek için tüm hazinesini kendi elleriyle suyun dibine de yollamıştı. Ancak yine de tüm filmde hakim olan hissi kırmaya –benim için-yetmedi.

Yönetmen Alex Law, aileye kendi soyadını vermiş. Kendisiyle yapılan bir söyleşide; filmin büyük kısmının anılarına dayandığını belirtmiştir. Filmin her karesi fotoğraf edinilebilecek denli güzeldi. Sanırım bu bir aile albümü içinde dolaşmaktan. Duygusallığın dozunun ağırlaşması da belki buna bağlanabilir. Yaşadıklarımızı abartılı aktarmak keyiflidir.

*Yönetmen; Alex Law, 2010, HongKong

Share This Post On

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir