“Durum Tedarikçisi” Lanthimos 1: Kinetta

Yunanca telaffuzu bakımından pek çok kaynakta ön adı ‘Yorgos’  olarak da kaydedilen Giorgos Lanthimos; 1973 doğumlu çok genç bir yönetmen. Atina Stavrakos Film Okulu’nu bitiren yönetmenimiz, tiyatro yönetmenliği yanısıra çok sayıda ticari video, reklam filmi de yönetti. Sinema kariyeri ise 2001 yılında hocası Lakis Lazopoulos ile birlikte yönettiği ortak iş olan My Best Friend  sayılmazsa, Kinetta ile başlatılabilir.

Senaryosunu Yorgos Kakanakis ile birlikte yazdığı Kinetta 2005’te yapılmış ve aynı yıl Toronto Film Festivali’nde de gösterilmişti. Kinetta sahiden olumsuz birkaç eleştiri aldığı Avrupa sinema çevreleri tarafından bile son derece büyük ilgiyle karşılanan deneysel bir filmdi. Evangelia Randou, Aris Servetalis ve  Costas Xikominos Kinetta’nın belli-başlı oyuncuları.

Giorgos Lanthimos; Kinetta ile başlayıp diğer iki filmiyle devam eden filmografisi boyunca bize güçlü bir şekilde  adlandırmaların yahut etiketlendirmelerin pek çok türünden olabildiğince uzak durduğunu düşündürttü. Özellikle hakında Türkçe yazılan analizlerin hallice bir miktarında Haneke ile karşılaştırılıp, sinematografisi ona yakın bulundu umumiyetle. Fakat bazı benzerlikler olduğu yadsınamazsa da, bana kalırsa Lanthimos’un görsel dili ve tekniğini aklımıza estikçe Haneke sinemasıyla yanyana anmak pek doğru sayılmaz. Kaldı ki klostrofobik iç mekan çekimleri, görüntüyü istikrarsızlaştırmak için ortaya koyduğu bilinçli çabalar bakımından Lanthimos’un, Litvanyalı yönetmen  Sharunas Bartas ile ya da Rebels of The Neon God düşünüldüğünde Ming-liang Tsai ile çok daha yakın olduğunu söylemek mümkün.

Öte taraftan Lanthimos başlangıcı, ortası ve sonu olan lineer hikayelerin adamı değil. O resimlerle bir hikaye örmeye çalışıyor. Saf ses, ışık levhaları ve zaman zaman ağır çekimler, an’ın oluşturucuları halinde iş görüyor. Sahneler herhangi türden bir komut dosyası içermiyor da denebilir.  Çeşitli vesilelerle verdiği röportajlarında kendisine yakıştırılan sinema ekollerine dair saptamaları gülümseyerek reddediyor. Sözgelimi Yunan ‘Yeni Dalga’sının bir parçası olup olmadığı; Tarkovski sinemasının takipçiliği konusundaki soruları hep aynı istihzayla yanıtlıyor.

Kinetta, tıpkı “sessiz film”ler gibi bir de “sözsüz film” kategorisi olsaydı, kolayca oraya yakın yerleştirebileceğimiz bir film olurdu. Bir Yunan tatil beldesinde, sezondışı dönemlerde göçmen işçilerin kaldığı kıyı oteli etrafında dönen bir hikaye. Bir fotografçı, bir otel hizmetçisi kadın ve yer yer sivil polis izlenimi veren obsesif bir adam. Bu üç karakter çeşitli durumlarda biraraya gelirlerse de, film boyunca ne yapmakta olduklarına; yahut neyi amaçladıklarına dair kesinkes bir yargıya varamayız. Karakterlerin bir adı bile yoktur Lanthimos’un bu ilk filminde. Tıpkı daha sonraki filmlerinde olduğu üzre, öyle görünüyor ki Lanthimos “nomen est omen” önermesi üzerinden, işaret etmekten hazzetmediği için, karakterleri ad ile işaretlemiyor. İki adam ve bir kadın: Olup biten nedir? Fotografçı, çekmeyi düşündüğü filmi için uygun mekanlarda sahne provaları mı yapıyor? Kadın, hayatını sürdürmek için otelde çalışan yarı- zamanlı bir aktristtir de sık sık rolünü gözden mi geçiriyor? Obsesif BMW’li bir polis dedektifidir de, olay yerinde tatbikat yaptırıp bu görüntüleri mi kaydediyor? Kimse bilmez. Emin olamayız. Lanthimos oralardan bir yerden gözkırparak “ignoramus!” diyor gibidir. Her biri kendisini Tanrının yerine koymuş, yaşandığı esnada zamanın anaforunda belirsizleşmiş tüm durumları, ilintileri sarraf titizliğiyle ağır çekimde yinelemeye kalkıyor bile olabilirler. Her biri mümkün. Hayattan deneyler çıkarmak olağansa da, deneysel bir hayatı görüntülemeye niyet etmek olağanın da gerçeğin de üstünde olmalı. Fakat mühim olan ne olup bittiğinden ziyade; ‘birşeyler olduğu’ Lanthimos’un görüntüler devşirdiği sahada: Birşeyler oluyor. Bir durum mu var? Evet bir durum var!

Kinetta sahnelerinin Asya sinemasını anıştıran koreografisi bir tarafa, Lanthimos’un bu filmde fokuslama tekniği ve kamera kullanımı çok ilgimi çekti gerçekten. Oldukça etkileyici biçimde açılan film, aralıksız titreyen kamera ile bir yandan korsan filmlerin “sinema çekimi”tonlarına yaklaştığında gülümsetti bile beni. Durumları; diyaloglar yerine,  alışılmışın dışında kamera hareketleri, filtresiz dış sesler ve oyuncuların beden dili üzerinden sunumlanıyorken, ışık kullanımındaki hassasiyet de epizodik hikayenin birleştirici harcı oluyor. Her üç filminde de yönetmenimiz ara ara uzun planlara başvuruyor. Fimlerinin süresi ise ticari açıdan da epeyce kullanışlı olan ortalama bir buçuk saatle sınırlandırılmış.

Kinetta’da sorulan sorulara görünen polisiye hikayenin envanterini tutanlar ortalama yanıtlar bulabilirler elbette. Ama Lanthimos hikayelerinin yanıt odaklı olmadığı kesin. Belki bunu daha iyi kavramak için bir sonraki filmi Kynodontas’I beklemek gerekecektir. O filmin henüz başlarında  kadın karakterlerden birine sorulan “en sevdiğin şarkı nedir?” sorusu da dahil, muhtemel soruların hemen hepsi yanıtsız kalmıştı. Kim bilir belki kadının soruyu yanıtlamak yerine, “İki tane var.” diyerek yine bir durumu dile getirmeyi seçişi; hikayeden netice odaklı beklentisi olanlara bir ipucudur. Kinetta’da da bütün bu sürreal fragmanlar, elbette merak uyandırıyor. Fakat İlintiler, yalnızca durumlara monte edilmiş. Bu bakımdan  müstakil bir ilinti, menkul bir bağ aramak beyhude olacaktır. Bize hikayeye dair ne düşüneceğimizi alttan alta imleyen Amerikanvari bir final tatmini aramak da öyle. Kinetta’da ağır bir “eğer” yüklü neredeyse tüm cümleler; varabildiğiniz tek yer ise “acaba?” dan ibaret.

İster istemez durum takibi sırasında bilinçli bir sinir bozuculuğun parçası haline gelebiliyoruz: başka nasıl olabilirdi ki? Doğrusu ben Bela Tarr filmlerinden bu yana, kendi estetik seçimlerinden mamul fikri damgasını böyle güçlü bir şekilde hikayesine vuran; dahası münhasır sinematografik evrenini böylesi şaşırtıcı kesinlikte  inşa eden fazla örnek görmemiştim. Sinema dilinde biçem söz konusu edildiğinde, Lanthimos sinemasının gelecek vadeden örnekler arasında olacağı bana sorulursa kuşku götürmez. O nedenle Angelopoulos’tan sonra Yunan Sineması denildiğinde artık ilk akla gelen ismin Lanthimos olması çok doğal. Kaldı ki Gyorgy Palfi, Sharunas Bartas ve şu an aklıma gelmeyen belki birkaç isimle birlikte Lanthimos, Avrupa Sineması’nın çok özgün seslerinden. Hatta daha da ileri gidip; “Avrupa’nın artistik biçimleyicileri”nden biri olarak nitelemek bile olası. Öyle bir biçimleniş ki; bizim gönüllü algı alanımıza dek sirayet ederek, hatta yalnızca yaşlı kıta’nın değil, yükselen Kore ve İran Sinemaları da dahil merkezsizliğin damarlarından beslenerek  dünya sinemasına dipnot düşecektir muhtemelen.

Author: İma C. Özkan

Share This Post On

2 Comments

  1. Kinetta filminde çalan şarkıyı bulmama yardımcı olabilir misiniz ?

  2. Aradık taradık ama maalesef biz de bulamadık o şarkıyı.

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir