Drag Me to Hell

Imdb’nin korku sinemasına acımasız davrandığı da oluyor, oldukça cömert davrandığı da. Ummadığınız bir film yerin dibine sokulurken, bazen de bu “beğeni”yi  haketmediğini düşündüğünüz filmler çıkıyor. Daha evvel de belirttiğim ve bundan sonra da bıkmadan belirteceğim üzre, ben bir korku filmi hayranıyım ve korku türünün sinemanın en zor çalışma sahalarından birine sahip olduğunu düşünüyorum. Ne yapmak istediğini bilen, kafasında filmi bir kere, üç kere, beş kere oynatmış bir yönetmen şahane işler çıkarabiliyorken, bari bir film çekeyim de aradan çıksın mantığıyla düşünen aceleci arkadaşların filmlerine gülüp geçiyorsunuz. Fakat bir nokta var ki bence ıskalanmaması gerekiyor: Horror ve thriller nasıl farklıysa, bunların içerisinde “B-Movie” de ayrı. Düşük bütçeli ikinci sınıf  “action” filmleri böyledir. Hollywood filmlerinden artan sermayeyle çekilmiş taklitçi, komik, istihzayı amaçlayan bu filmleri sık sık şehirlerarası yolculuk yapanlar bilir.  Zaman geçsin, oyalasın yeter filmleri işte.

Sam Raimi’ye gelirsem, kendisini en azından bana uzun zaman önce kanıtlamış biri. Hatta kendisini Coen Biraderler’e dahi kanıtlamış, onların piri, akıl hocası olmuş bir yönetmenden bahsediyoruz. Korku sevmeyen birine korkmayı sevdirmiş birinden. Unutulmaz eseri Evil Dead’de kim yerinden bir kere olsun fırlamamıştır? Korku sineması tarihinin en absürt, en komik, en hatırda kalan sahnelerini çekmiş üstadın Imdb tarafından göklere çıkarılmış şimdilik son korku projesi Drag Me to Hell’i izledikten sonra hakkındaki fikrimin netleşmesi için araya biraz zaman koydum, sonra yine izledim, biraz daha dinlerdim ve kararımı kendime açıkladım: Raimi’nin amacı izleyici beklentisini tatmin etmek ya da modern bir korku başyapıtı yaratmak değildi; korkuturken eğlendirmek, eğlenmek amacındaydı, klişelerle kendince oynayacak, onlarla alay edecek, araya mide bulandırıcı birkaç öğe katacak, sonra tekrar klişelerden faydalanıp güldürecek, azıcık gerecek, birazcık sıkacak ve neticede ortaya “şapşal, yine de eğlenceli ve son kertede ürkütücü” bir film çıkacaktı. Korku filmlerinde muhakkak güzel kızlar olur, burada Alison Lohman’ı seçmişti Raimi. Ben Lohman’ı Nicholas Cage’le oynadığı Matchstick Men’den hatırlıyordum ve açıkçası pek sevmiyordum. Sinema nasıl da önyargılar yaratıyor, Lohman rolünün altından öyle güzel kalkmış ki bu “kötü kız”ın başına bu filmde gelen her kötü şey beni içten içe sevindirdi.

Kariyerinde yükselmek isteyen genç bir bankacı olan Christy Brown, bir gün karşısında borcunun ödeme süresinin uzatılmaması halinde evini kaybedeceğini söyleyen yaşlı, çirkin, ucube bir çingene bulur. İşyerinde Stu isminde bir rakibi vardır ve patronu ondan duygusal değil rasyonel olmasını beklemektedir. Christy, kadının talebini reddettiği an başına geleceklerden habersizdir. Bu ona pahalıya mâlolacaktır.

Birlikte yaşadığı sevgilisinin aristokrat annesi tarafından istenmemesi, kariyer hırsı, amacı meşrulaştıran makyevelist fırsatçılığı ve kendine gelecek zararı önlemek için feda edebilecekleriyle, tam bir günümüz modern işkadını Christy. Bastırmaya çalıştığı vicdanının kurbanı. İşte bu portre çiziminden harika bir şekilde faydalanıyor Sam Raimi. Kara büyü, kayıp ruhlar, lânetler arasından modern bir korku kültü yaratıyor. Bâtıl inançlarına bir şekilde bağlı günümüz sıkıntılı sosyal tipinin başına öyle çoraplar örüyor, onu öyle komik, öyle rezil hâllere sokuyor ki gerçekten hoşunuza gidiyor.

Pek çokları bu filmi sevmemiştir fakat ben beğendim. Burak’a dediğim gibi, şu sıralar sadece “absürt” olana ilgi duyuyorum ve böyle işler ne olursa olsun beni gülümsetiyor. Vampirlerin aşkını anlatan sözüm ona holivud dramlarına elli kere tercih ederim diyor ve Drag Me to Hell’in uzun zamandır arzu ettiğim  başarılı B-Movie örneklerinden biri olduğunu düşündüğümü de ekleyerek huzurlarınızdan ayrılıyorum.

Author: Fırat Aydın

Share This Post On

1 Comment

  1. Evil Dead’vari bir mizah duygusuna sahip olsa da; renkleri olsun, makyajları olsun, müzikleri olsun, kurduğu dramatik altyapı olsun ‘ben b-movie değilim, beni ciddiye alın’ diye bağıran bir film olmuş bence Drag Me To Hell. Dolayısıyla fragmanlarına aldanıp ‘ciddi korku filmi izleyeceğim’ niyetiyle giden benim gibi izleyicileri tatmin edemedi.

    Modern bir korku başyapıtı ile B-movie melezleşmesi nasıl olur deseler, bu filmin adını verirdim sanırım. Evil Dead serisini pek severim ama bu filmi hiç sevemedim. Yanlış pazarlama stratejisinin kurbanı olmuş. Ne İsa’ya ne Musa’ya.

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir