Devam

Ferit Edgü’nün o minimal ve mütevazı cümlelerle burjuva hallerini gizlemeye çalıştığını söyleyenler ile arama set çekiyorum. Dille oynamayı seven, dille bir derdi olan bir adam için; bireyin varoluş kaygılarını, yurtsuzluğunu, sıkışmışlığını trajik bir biçimde sunan iyi bir yazar Ferit Edgü. “Küçürek öykü”nün pirlerinden. Gerek küratör Ali Akay’la yaşadığı Fikret Mualla retrospektifi üzerinden dönenler gerekse de diğer magazinel polemikler  beni çok ilgilendirmiyor. Sanat adamları sanat üzerinden birbirini dövdüğünde bana susmak düşüyor.

Her neyse, kendisinin Sel Yayıncılık’tan çıkmış Devam isimli kitabını kapayan Duvar ismindeki yazısı ‘set’ diye adlandırdığımın nedenini bence açıklıyor.

Hücre duvarlarıyla boğuşma.
Sonuç: Berabere.
Kafka

Biliyorum bu duvarı benim için yapmışlar. Bilmediğim bir şey var: ben içindeyken mi örülmüş, yoksa dışındayken mi?

Boyuma bosuma göre ördükten sonra mı beni getirip içine attılar. Atmış olmalılar. Evet. Çünkü kapısı ve penceresi yok bu duvarın. Yuvarlak (köşesiz) bir duvar. Işık yukardaki, pencereye demeye dilimin varmadığı bir delikten süzülüyor.

Yiyeceklerimi, içeceklerimi de ordan atıyor olmalılar. Kim atıyor bilmiyorum. Yüzlerini hiç görmedim. Seslerini hiç duymadım. Dış dünyanın hiçbir sesi girmiyor buraya. Yalnız insanların sesi değil, hayvanların sesi de. Doğanın sesi de.

Ne bir rüzgâr uğultusu ne bir dalga sesi. Ne bir gökgürültüsü ne de bir – Hiçbir ses.

Benim de bir zamanlar, bu duvarın dışında yaşamım vardı. Olduğunu sanıyorum, her ne kadar ansımıyorsam da, olmalı. Hayvanlar, insanlar dediğime göre.

Rüzgârın uğultusunu, dalganın sesini ansıdığıma ve adlandırdığıma göre.

Sözcükler. Burda tek başıma, kendi kendimle ya da duvarla konuşurken kullandığım sözcükler. Daha önce bir yaşamım olmasaydı nerden bulabilirdim onları? Yetersiz de olsa. Ki öyle.
Ama bu önemsiz.
Önemli olan buraya nasıl düştüğüm.
Uyurken getirip atmış olmalılar buraya.
Ya da ilkin uyutup, sonra attılar. Bu da önemsiz.
Önemli olan niçin buraya atıldığım.
Herhangi bir şey için olabilir. Demek bu da önemli değil.

Burdan çıkamayacağımı biliyorum. Başlangıçta bir çaba harcadım. Ama bunun hiçbir işe yaramadığını gördüm. Bu duvardan başka engelim yoktu. Ama o taştı, bense et ve kemik. Ve beyin. Hiçbir işe yaramayan.

Taş yendi. Hayır yenildi. Başaramadım. Yalnızca bu.

Duvarı yokluyorum. Taş bir duvar. Senin duvarın. Yani benim.

Üzerine hiçbir şey yazacak, kazıyacak durumda da değilim. Elimde hiçbir şey yok. Tırnaklarımsa yeterince sert değil. İlk günler bağırırdım. Sonra bunun da boşa bir çaba olduğunu anladım. Duvardan başka duyan kimse yoktu beni. Duvarsa dilsiz.
Burda yaşıyorum.
Duvarla çevrili, duvarla karşı karşıya. Duvarla baş başa.

Çaresiz bile değil. Ne o ne ben.
Bir gün öleceğim. Çok yakında. Belki. Umarım.
Bu durumda duvar tek başına kalacak. Bensiz.
Benim ölümüme neden olması (öyle ya, o olmasa ya da böylesi yüksek ve sağlam olmasa burdan çıkıp kurtulabilirdim) ne onun yengisi, ne benim yenilgim olacak bu. Ben yok olacağım. O tek başına kalacak. Sonra bir gün o da çökecek.
Çökmeyen yapı mı var?

Author: Fırat Aydın

Share This Post On

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir