Das weisse band ve Pervari olayları

Dikkat: Bu yazı filmin sürpriz sayılabilecek gelişmelerini de içermektedir.

Son dönemde yaşanan güzel ve yalnız ülkemdeki cinsel vakaların tam da üstüne gösterime giren Haneke’nin bol ödüllü filmi Beyaz Bant. Filmi bugün izledikten sonra acaba çocuklarımıza faşizan duyguları yükleyenler biz büyükler miyiz, yoksa genden gelen dna’lar mı onları tam anlamıyla kötüleştiriyor?

Film savaş öncesi Almanya’nın küçük bir nahiyesinde bir öğretmenin anlatımıyla yaşanan garip, esrarengiz eziyet olaylarının sırrı üzerinden ilerliyor. Kasabanın doktorunun başına gelen olaylardan sonra o yıl üstüste kimin yaptığı bilinmeyen intihara varan olaylar meydana geliyor. Bu olaylar esnasında sürekli sürü halde dolaşan meraklı çocukları izliyoruz, bir yandan da hiçbir şey olmamış gib davranan yetişkinler. Çocuklar meraklıdır, onların merakı asıl bizi meraklandıran işte. Kim bunları yapan? Kasabanın öğretmeni de bu olayları çözmek için önce çocukları sorguluyor. Ama asıl sorgulanması gereken büyükler. Ancak onların elinden gelen tek aciziyet çekip gitmek, kaçmak.

Haneke sanki filmdeki kimseyle özdeşleşmemizi istemiyor, sadece öğretmen ile ama. Sanki onu sevmemiz için de alaycı bir romantizm ekliyor bir aşk hikayesiyle. Ama köydeki tüm bu çirkin olaylarda öğretmenin de elinden bir şey gelmiyor. Sadece sesiyle sanki geçmişte yaşanan sıradan bir olaymış gibi anlatıyor bize masal niyetine. Ben mi öyle anladım bilmiyorum, ama faşizmin romantizmi olmaz diyor Haneke işte burada. Bu olaylar tam anlamıyla gerçek, sakız gibi uzatmaya ya da Siirt’deki olaylar gibi bangır bangır müzik eşliğinde haber etmeye gelmez. Çünkü gerçek duygusal değildir; gerçek serttir.

Beyaz bant hikayesine gelince. Kola takılan beyaz bir kurdele ile kapatılan masumiyet, ailenin manasız kuralları vesaire. Ama bana ilkokulda hangi koldaysak onun sarılmasını hatırlattı. Bilirim ki sivil savunma kolu olupta sürekli araz çıkaran şişman azman çocuk çoktu. Kola takmayla olsa bu işler ben en temiz öğrenci olurdum temizlik kolu olarak, ama sümüğüm hiç bitmezdi..

Neyse… Filmin en güzel yanı sanki yıllarca üzerinde çalışılmış gibi duran dramaturjisi ve mizanseni. Her karakterin eli, kolu, sesi, burnunu silmesi o kadar doğru ki. Tabii siyah beyazın karizması, Haneke usulü uzun sekanslar ve planlar filmi Cache’den sonra Haneke’nin ustalık filmi yapıyor.

Ne diyeyim daha fazla söze gerek yok, zaten iyi filmin gerçekliği gün gibi ortada…

Author: Metin Akdemir

Share This Post On

3 Comments

  1. Haneke’nin derdini en sessizce ve başka türlü ifade ettiği filmi sanırım bu. Yer yer Bergman filmi izlediğim hissiyatına bile kapıldım.
    Yazı da çok güzel olmuş, eline sağlık.

  2. yaşasın kötülük

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir