Cüce İle Bebek

16 Temmuz 1985 yılında, çalan kapı ziline koşarken merdivenden yuvarlanarak hayatını kaybetmiştir.Vikipedi

Heinrich Böll, savaş sonrası yazdıklarıyla ün yapmış, 1972 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’ne lâyık görülmüş bir Alman yazar. Vaktinde kütüphanecilik eğitimi almış. Gencecikken şiire bulaşmış, savaşı yaşamış, yoksulluğu görmüş. Enteresan denebilecek hayatı, yine enteresan sonlanmış gördüğümüz gibi.

Ne zamandır niyetleniyor ama bir türlü bitiremiyordum. Bir kitabı yarıda bıraktıysam, bu kitabın iyi ya da kötü olmasına da çok bağlı değil, bir daha kolay kolay dönemiyorum ona. Eğer gece elektrikler kesilmeseydi, uzun zamandır gözümün önünde duran bu şahane kitapla buluşamayacak, unuttuğumla kalacaktım.

Heinrich Böll’ün Cüce ile Bebek isimli kitabı, sıradanlığın ihtişâmını gözler önüne seren 21 adet kısa öyküden mürekkep. Söylem kaygısıyla okuyucuyu boğmayan, fikrini dikte etmeyen, bahsettiği yerler ve hayatlar kadar sıradan, olağan öykülerin çoğu ölçülü bir hüznü barındırıyor. Kimi zaman sırf mutsuz ve üzgün diye hapse atılan bir adam, kimi zaman kırılan bir porselen bebek, mesleği gülmek olan bir adam, herhangi bir şeyin olmasını bekleyen herhangi bir adam, köprüden gelip geçenleri sayan bir başka adam.

Hepsini açık etmem istemem ama kısaca olmazları oldurmuş Böll.

Kısacık, çok sevdiğim, henüz ilk sayfalarda geçen bir diyalogu alıntılayarak çoktan ölüme terk ettiğim bu kitaba kalp masajı yapmak boynumun borcudur.

<<Zeka Enstitüsü’nden geliyorum>>, diye başladım.  <<Günün her saatinde, her yerde, her sınıf halk arasında soruşturmalar yapıp, bazı konular üzerinde insanların nasıl düşündüğünü araştırmaya çalışıyoruz. Size de birkaç soru sormama izin verirseniz, bizi minnettar bırakmış olursunuz. Tabiî aramızda kalacak konuşmalar…>>

<<Sorunuz>>, diye cevap verdi kadın, sâkin. Ağzı açılmıştı; aşırı yorgunluktan kaynaklanır görünen bir gülümseme uçuştu yüzünde.

<<Allah’a inanıyor musunuz?>> dedim.
Kadın, ellerini tezgâhtan alıp, ilkin kalbine, sonra başına götürdü. Ağır gözkapaklarını iyice kaldırdı yukarı; iri, durgun ve gri bir göz gördüm. Arkadan, başıyla: <<Evet>>, dedi.

<<Allah’ı nasıl düşünüyorsunuz?>>
<<Allah üzgün>>, diye cevap verdi, serinkanlı. <<Bizim onu avutmamız gerekiyor.>>

Bir an sustum. Arkadan, <<teşekkür ederim>>, deyip ayrıldım.

Çev. Kâmuran Şipal

Author: Fırat Aydın

Share This Post On

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir