Cold Souls

Harcanmış iyi fikre sahip filmlerden biri Cold Souls. Ruhunu taşımaktan yorulan oyuncu Paul Giamatti (kendisini canlandırıyor) New Yorker’da gördüğü “Soul Storoge” adlı şirketin ilanına başvurur. Ruhunu çıkartıp saklayabilecek, böylece üzerindeki baskı azalacak, daha iyimser ve rahat bir insan olacaktır. Paul ruhunu çıkarttırır, kendisine kalan %5lik kısmıyla da yaşamaya çalışır, ancak ne oyunculuk kariyeri, ne de karısıyla ilişkisi iyiye gider. Ruhunu geri almak istediğindeyse -maalesef ki filme dâhil olan- Rus ruh mafyası ruhunu kaçırmıştır. İki haftalığına başka bir ruh kiralar. Ruhunu geri alana kadar da bu kendisine fazla gelen ruhla dolaşır.

Filmin gerçekten güzel bir fikri var. Bir “Eternal Sunshine of the Spotless Mind ” olamayacağını biliyoruz, ama yine de farklı bir film izleyeceğimize dair umutlanıyoruz en başta. Bilinçle, akılla ilgili oyunlar Charlie Kaufman ve Michel Gondry’nin tekelinde değil ya belki başka biri de hakkını verir diye düşünüyoruz, ama olmuyor. Ruslar, kaçırılan, kiralanan ruhlar derken film dağılıp gidiyor. Ne Paul’un kendi ruhunun, ne de kiraladığı ruhun ağırlığını hissediyoruz film boyunca. Neden kurtulmaya çalıştığına, ne istediğine ya da bulduğuna dair bir fikrimiz yok. Ruhun içine bakarken gördüklerimiz de anlamlandıramadığımız birtakım parçalardan oluşuyor. Sanırım “çok güzel bir fikrim var” heyecanı yüzünden ele yüze bulaştırılmış senaryo. Oysa Paul Giamatti’yi çok severim ve bana kalırsa böyle bir rol için de çok uygun bir oyuncu, ama o bile olmuyor bu filmde, belki varlığıyla filmin çok kötüye gitmesini engelliyor, o kadar.

Filmin en güzel yanı Lhasa de Sela’nın sesini duymaktı sanırım. Yakın zamanda öldüğünü tam da bu filmden önce öğrenmek beni çok etkiledi. Filme ruh katan tek şey de sanırım onun sesiydi.  Bir de akılda şöyle bir soru kalıyor filmden sonra; “Acaba ruhumun içine baksam ne görürüm?” Film pek de bilinçli olarak soru sordurma derdinde değil, ama bu sorunun peşinden gitmek ilginç yerlere varmayı vaat ediyor.

Paylaş ki herkes okusun:
  • Twitter
  • Facebook
  • StumbleUpon
  • Digg
  • del.icio.us
  • Google Bookmarks
  • MySpace
  • Technorati
  • Yahoo! Bookmarks
  • Add to favorites
  • email
  • Live
  • LinkedIn
  • FriendFeed
  • RSS
  • Tumblr

Bunları da Okuyabilirsiniz

  • 15 Mart 2010 -- Drag Me to Hell
    Imdb'nin korku sinemasına acımasız davrandığı da oluyor, oldukça cömert davrandığı da. Ummadığınız bir film yerin dibine sokulurken, bazen de bu "beğeni"yi  haketmediğini düşündüğünüz filmler çıkıyor. Daha evvel de belirttiğim ve bundan sonra da bıkmadan belirteceğim üzre, ben bir korku filmi ha...
  • 04 Mart 2010 -- Bright Star
    “Herkesin hayatında adeta sarhoşluk içinde, rüyadaymış gibi geçirilmiş anlar vardır. Ateşli bir hastalık, aşırı yorgunluk, büyük bir sevinç, aşk ya da düpedüz sarhoşluk. İnsanın pek kendinde olmadığı, dış dünya ile bağlarının seyreldiği anlar. Üzerinden zaman geçtikten sonra, o anla ilgili birçok ...
  • 01 Şubat 2010 -- Mary and Max
    Dikkat: Bu yazı filmin sürpriz sayılabilecek gelişmelerini de içermektedir. Bu stop motion animasyon filmi geçtiğimiz Sundance Film Festivali’nin açılış filmiydi. Biri 8, diğeri 44 yaşında iki kişinin mektup arkadaşlığını anlatan bu film hem bildiğimiz animasyon filmlerinden biri değil, hem de bu...

Yorum Ekleyin

Spam protection by WP Captcha-Free

Get Adobe Flash playerPlugin by wpburn.com wordpress themes