Claire Denis – Tindersticks

The Cinematic Orchestra’ nın başını çektiği müziğin başka displinlerle etkileşim içinde olması hadisesi, geçtiğimiz haftalarda Tindersticks- Claire Denis kolabrasyonu ile başımıza geldi..

Açıkcası her şeyden önce ben konserin olacağı yeri bulmak konusunda bir hayli gergindim. Sabahleyin 4 tane İstanbul bilgisi  “iyi” olarak intelendirdiğim İstanbul sakinine Fulya Sanat’ı sorsam da, akşam olup yine Beşiktaş’a vardığımda “bu ara sokaklar nereye çıkacak acaba?” tedirginliğim oldu da neyse ki yolumuzu kaybetmeden bulabildik Fulya Sanat’ı. En dışta; yani taksilerin tünediği, trafik ışıklarının göründüğü kısmına geldiğimden itibaren içimi bi heyecan kapladı. Sanki herhangi bi yerden Stuart Staples çıkabilir gibi geliyordu artık nedense.

Yerimize oturduğumuzda enstrümanların yüzümde yarattığı tebessüm, kalabalık artarken çevremdeki öğrenci biletli öteki insanların yüzündeki ifadesizliği irrite ediciliğiyle iyice canımı sıkmaya başlamıştı ki önce grubun diğer elemanlarının sahneye çıkması, sonra ise Stuart Staples’ ın sahnede belirmesiyle kayboldu..

Ve Nénette saçlarını suda yüzdürüyor…

Girişi oldukça görkemliydi Tindersticks’in. Ve anında bendeki Claire Denis etkileri yerini adeta Tindersticks evrenindeki müzikalliğin görsellik üzerindeki kontrolüne bıraktı. Çünkü Stuart’ n ne kadar iyi bir müzisyen olduğunu zaten bilen/hisseden biriyken; bir de onun algısındaki hareketli resimlere koyduğu anlamları bu kadar net duyumlamak tüylerimi ürperten cinste bir şeydi doğrusu. Ki bence perdedeki görüntünün flulaşıp, Stuart’ın silüetinin bu kadar netleşmesi; flulaşan görüntüye bu kadar güzel uyum sağlaması insanın hayatında başına gelebilecek en güzel Tindersticks nüanslarından biri olabilirdi…

Giriş bittikten sonra açıkçası ilk beklediğim, Trouble Every Day planları ve bir de Trouble Every Day ile müstesna olmuş o meşhur aynı adlı şarkıydı ki o da birkaç dakika sonrasında geldi. O günün protagonisti olduğunu kendini gösterdiği ilk andan itibaren ilan eden Tindersticks, bir yandan piyanistine kontrbas çaldırtacak kadar geniş, bir yandan da solistinin ayağa kalkıp şarkı söylerken durduğu anlarda dinleyicisini perdeye “kulak kesecek” kadar şiirsel olduğunu kanıtlamaya devam ediyordu ve gördüğüm en güzel adamlardan Vincent Gallo, Denis arzuyu tekrar kendi evrenine adapte ederken utangaç ve bitkinken, Staples mikrofonu tekrar indirdi; yerine tekrar oturdu ve sırası geldiğinde armonikayı ya da mini perküsyonları hissetmek için beklemeye koyuldu…

Ardından 2009’ da White Material’ daki  haliyle orta yaşlı güzel Huppert göründü. Ki bu filmde Fransa’ da kala kala pasif-faşizanlıktan nasibini almış bir kadın gibi davrandığını/hissettiğini artık iyiden iyiye anladığım Claire Denis konserde sanki o an, İsabelle Huppert’in karakterinin hayatını Afrika sıcağında düşünceli düşünceli parça parça ediyordu. Ve yine tam da o an kulağımıza iltica eden o tüm ksilofon ve bass tonlarına karışan panflüt ezgileri yeniden yazıyordu adeta filmi. En öndeydi Denis. Aslında en öndeydi de o gün yakın planlarını Tindersticks’ e bahşeden kadın olmak bir hayli yakışmıştı. Sanki perde olmak gibi bir şeydi görevi, olanı bitenin ara bölgesi… Her yönetmen gibi. Kamera 180 derece kendisine dönmüştü ki Stuart Staples harmonikası ile herkese bir yolculuk müziği çaldı. Bu tamemen taşı gediğine koyan müzikal başarı, oradaki herkese “film müziği” dersi verir hale gelmişti. Raylarda giden tren, Lionel’in hayatının en temiz anıydı sanki. Havanın pusu da ona bir süs ki, sonra yine Stuart Staples ayağa kalktı…

Bütün konser boyunca konuşmayan Tindersticks’ in solisti, sonunda herkese bu muhteşem hadisenin bittiğini anlatan bir konuşma yaptı ve benim en çok beklediğim an gelmişti…

Sanki biz değildik, çalıların arasında bir adamı baldırıçıplakların telef ettiğini gören ya da demiryolu raylarında Lionel aracılığıyla ceset bulan veyahut Chole’ un erkeğini yediğini… En son an gelmişti ki Stuart Staples adeta yanık sesini yüzüne vurdu, Tiny Tears söyledi.

Artık her şey bitmiş, ışıklar yanmış; her geçilen kapıdan ayrı bir büyük odaya çıkan Fulya Sanat bitmişti ki ben olan bitenin tesirinden kurtulmuş oldum. Son zamanlarda bulunduğum en güzel aktivite, büyük bir şeyler vermeyi vaat etmemiş görünse de inanılmaz bir ışık vermişti bana. Çok şey öğrenmiştim içeride. Kaldı ki kız arkadaşımın yanımda olması ve bir arkadaşımın “atlayın taksiye bırakalım” ıyla kaybolmamız da cabasıydı…

Author: Onur Yener

Share This Post On

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir