<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Tramvay Durağı &#187; Sinema Dosya</title>
	<atom:link href="http://www.tramvayduragi.com/category/sinema/sinema-dosya/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.tramvayduragi.com</link>
	<description>Göğe Bakma Durağı..</description>
	<lastBuildDate>Tue, 07 Feb 2012 07:14:35 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Takip Edilmesi Gereken Yönetmenler</title>
		<link>http://www.tramvayduragi.com/takip-edilmesi-gereken-yonetmenler/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=takip-edilmesi-gereken-yonetmenler</link>
		<comments>http://www.tramvayduragi.com/takip-edilmesi-gereken-yonetmenler/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 15 Dec 2010 02:19:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Akin Cetin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Afterschool]]></category>
		<category><![CDATA[Anne Boden]]></category>
		<category><![CDATA[Antonio Campos]]></category>
		<category><![CDATA[Bradley Rust Grey]]></category>
		<category><![CDATA[Easier With Practice]]></category>
		<category><![CDATA[Etgar Keret]]></category>
		<category><![CDATA[Half Nelson]]></category>
		<category><![CDATA[Joachim Trier]]></category>
		<category><![CDATA[Kyle Partick Alvarez]]></category>
		<category><![CDATA[Matthew Ryan Hoge]]></category>
		<category><![CDATA[Meduzot]]></category>
		<category><![CDATA[Reprise]]></category>
		<category><![CDATA[Ryan Fleck]]></category>
		<category><![CDATA[Shira Geffen]]></category>
		<category><![CDATA[Sugar]]></category>
		<category><![CDATA[The Exploding Girl]]></category>
		<category><![CDATA[The United States of Leland]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tramvayduragi.com/?p=3848</guid>
		<description><![CDATA[Hasan Cömert’in fikrini beğendiğim ama içeriğini biraz tırt bulduğum listesinden yola çıkarak yaptım bu listeyi. Bana kalırsa Emrah Kolukısa’nın dediği gibi gelecek değil de geçtiğimiz on yıla damga vurmuş yönetmenler başlığına daha çok uyuyor Cömert’in listesi. Kimi ustaları ve ilk filmleriyle dikkat çeken yönetmenleri almadığını belirtmiş ama Brian de Palma, David Lynch, Lars Von Trier [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<!-- Start Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><p><a href="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/yönetmen-koltuğu.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-3849" src="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/yönetmen-koltuğu-226x300.jpg" alt="" width="226" height="300" /></a></p>
<p>Hasan Cömert’in fikrini beğendiğim ama içeriğini biraz tırt bulduğum <a href="http://fotogaleri.ntvmsnbc.com/onlari-izlemeye-devam.html?position=0">listesinden</a> yola çıkarak yaptım bu listeyi. Bana kalırsa Emrah Kolukısa’nın <a href="http://devamlilikhatasi.blogspot.com/2010/11/bu-yonetmenlere-dikkat-1.html">dediği gibi</a> gelecek değil de geçtiğimiz on yıla damga vurmuş yönetmenler başlığına daha çok uyuyor Cömert’in listesi. Kimi ustaları ve ilk filmleriyle dikkat çeken yönetmenleri almadığını belirtmiş ama Brian de Palma, David Lynch, Lars Von Trier gibi isimleri eklemekten de geri durmamış. Ne olursa olsun liste olayı kişisel elbette. Fakat geleceğe damga vuracak yönetmenlerden söz edilen bir listede Tarantino, Christopher Nolan, Trier, Danny Boyle, Miyazaki, James Cameron, Tim Burton gibi isimleri görmek bir sinemasever ve geleceğini bu yöne kanalize etmeye çalışan birisi olarak pek bir şey vermedi bana. Ben de gittim alternatif olarak böyle bir liste hazırladım.<strong> </strong></p>
<p><strong>Antonio Campos</strong></p>
<p><strong><a href="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/antonio-campos.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-3850" src="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/antonio-campos-300x300.jpg" alt="" width="300" height="300" /></a></strong></p>
<p>1983 doğumlu bir arkadaş kendisi. Bekaretini eBay üzerinden satışa çıkartan bir kız hakkında, 21 yaşındayken çektiği Buy It Now ile (2005) Cannes Film Festivali’nde en iyi kısa film ödülünü kazanıyor. Ertesi yıl kabul edildiği Cannes Residence Programı’nda Afterschool’un senaryosunu yazıyor. Senaryo ilk önce jürideki Bruno Dumont’tan geçmiyor ve yeniden yazılmasının ardından kabul ediliyor. 2008 yılında da bu senaryoyu filme çekiyor. Daha çok Cannes Film Festivali’nde ödül alan filmlerde gördüğümüz deneyselliğe açık minimal bir tarzı var. Afterschool, ergenliğin sancılı döneminden geçmekte olan bir gençle ilgili. Kendisini değersiz hisseden Rob, bulunduğu yatılı okuldaki birçok gençten farksızdır. Beyniyle bacak arasının yer değiştirmekte olduğu tehlikeli süreçten geçmekte olan Rob’un aldığı ödev gereği okulla ilgili bir tanıtım filmi çekmesi gerekmektedir. Bu süreçte ona güzel bir kız olan Amy eşlik edecektir. Yalnız kaldığı bir haftasonu gerçekleştirdiği çekimler sırasında okulun popüler ikizlerinin ölümüne tanık olur Rob. Bu olayın bünyesinde yarattığı hasar yetmezmiş gibi bir de Amy’nin oda arkadaşı Dave ile yakınlaşmaya başlaması Rob’un psikolojisini daha da çalkantılı bir hale getirir.</p>
<p>Ergenliğin sancılı döneminden ziyade röntgencilikle de ilgileniyor ve bunu sinema dilinin parçası haline getiriyor Afterschool. Filmin bir kısmını sabit planlardan izlerken bir kısmını da oyuncuların içinde bulunduğu durum gereği öznel kameradan seyrediyoruz. Anlatı ve belgesel olmak üzere iki şekilde ilerliyor yani film. İlerledikçe de bu iki anlatım birbirine karışıyor.</p>
<p>Afterschool 2009 yılında If İstanbul Bağımsız Filmler Festivali’nin Keşif bölümünde gösterildi ve Siyad ödülü kazandı.</p>
<p>Imdb puanının düşük olması sizi yanıltmasın, sağlam film Afterschool. Antonio Campos’un şimdilik ilk ve tek uzun metrajı bu. Görünürde yeni bir projesi yok. Kendisi işin daha çok yapımcılık kısmıyla ilgileniyor ve reklam filmleri ile klipler çekiyor. Arkadaşlarıyla birlikte kurduğu Borderline Films diye bir yapım şirketi var.</p>
<p>İzlediğini hatırladığı ilk film Ghostbusters’mış. Büyüyünce bir “ghostbuster” olmak istiyormuş. İkinci sırada arkeologluk varmış, Indiana Jones’tan dolayı. Fakat büyüdükçe bir ghostbuster olamayacağını anlamış ve arkeologların da Indiana Jones serisindeki gibi maceralara sürüklenmediğini kavramış. Sinemayı seviyormuş, erken yaşta ilgilenmeye başlamış ve yönetmen olmuş. Görünürde yeni bir projesi yok ama olduğu zaman ayakları yere sağlam basan, iyi bir film olacağı kesin.</p>
<p>Afterschool üzerine New York Film Festivali kapsamında Campos’la yapılan bir söyleşiye <a href="http://www.youtube.com/watch?v=ZzFArEF3VF4">buradan</a> ulaşabilirsiniz.</p>
<p><strong>Bradley Rust Gray</strong></p>
<p><a href="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/bradley-rust-grey.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-3851" src="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/bradley-rust-grey-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a></p>
<p>Biraz talihsiz bir filmdi The Exploding Girl. Teknik açıdan neredeyse kusursuz diyebileceğim bir rejisi vardı ama senaryosu o kadar tırttı ki daha iyi bir şey izleyemediği için üzülüyordu insan. Merkezine oturttuğu karakterlerin sevgili olmalarını bekleyip duruyorsunuz film boyunca. Fakat senaryonun ilgilendiği başka şeyler ve neye hizmet ettiği belli olmayan onlarca çöp sahne sebebiyle bir türlü istenilen kıvama gelemiyor karakterler. Birisi ayrılmanın eşiğinde olduğu sevgilisiyle arasındaki durumu netleştirmeye çalışırken diğeri hoşlandığı kıza açılabilmek için hayali bir karakter üzerinden taktikler izliyordu. Bu sırada partilere gidiyor, kütüphanelerde takılıyor ve çatılarda güvercin uçuruyorlardı. Öncesini veya sonrasını desteklemeyen onca sahneden sonra finalde el ele tutuşmaları da mantıksız geliyordu elbette. Yetmiş beş dakika uğraştığı bir şeyi on beş dakikaya çok daha güzel ve etkileyici bir şekilde sığdırabilirmiş aslında yönetmen. Tüm bu olumsuzluklar senaryodan kaynaklanıyor. Yoksa cidden teknik açıdan hiçbir sorunu olmadığı gibi çok da güzel bir görselliği vardı filmin. Sırf bu kusursuza yakın reji dolayısıyla takip edilmesi gereken ve ileride çok güzel işler yapacak olan bir yönetmendir Bradley Rust Gray. 2011’de vizyona girecek olan Jack and Diane’de Jena Malone, Juno Temple, Kylie Minogue gibi isimlerle çalışmış. Umarım çıtayı yükselten bir iş ortaya koymuştur.</p>
<p><strong>Kyle Patrick Alvarez</strong></p>
<p><a href="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/kyle-partick-alvarez.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-3852" src="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/kyle-partick-alvarez-300x108.jpg" alt="" width="300" height="108" /></a></p>
<p>Senaryosu, yönetimi ve oyunculuklarıyla hayli keyifli bir seyirlikti <a href="http://www.tramvayduragi.com/easier-with-practice/">Easier With Practice</a>. Baştan sona ayakta tuttuğu merak duygusu, seyirciye onu ilgilendirmeyen bir şey göstermeyişi ve finalde de istediğini vermeyişiyle “Propp Tekniği” dedikleri şu hadiseye kafa tutan bir yapısı vardı. Filmi etkileyici kılan özelliklerden birisiydi bu. İnsanın kendisini bulduğu güzelliğe çivilemeye çalışmasıyla ve ait olma arzusuyla alakalı, başı sonu olan ilginç ve iyi bir filmdi Easier With Practice. Sulu zırtlak olmaya çalışmadan komik, cıvıklaşmadan romantik olmayı başarıyordu.</p>
<p>Çok temiz bir anlatımı vardı filmin. Az ama öz kullanılmış müzikleri ve o güne kadar Jarhead, The Hurt Locker gibi filmlerde yardımcı rollerde izlediğimiz Brian Geraghty’nin şahane oyunculuğu sayesinde seyir zevki artıyordu. Alvarez, bazı film festivallerinden aldığı ödüllerin yanına İf Keşif bölümünden kazandığı Siyad Özel Ödülü’nü de ekledi. Alvarez’in yaşını (1983 doğumlu) göz önünde buludurursak ileriki zamanlarda daha iyisini istemek hakkımızdır elbette.</p>
<p><strong>Joachim Trier</strong></p>
<p><a href="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/joachim-trier.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-3853" src="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/joachim-trier-300x218.jpg" alt="" width="300" height="218" /></a></p>
<p>En kaba tabiriyle yazar olma heveslisi iki arkadaşın başından geçenlerin anlatıldığı bir film <a href="http://www.tramvayduragi.com/reprise-2/">Reprise</a>. Edebiyatta bilinçakışına denk gelen anlatımıyla ve olayların bir anlatıcı aracılığıyla bize sunulması sebebiyle yazılmaya çalışılan veya yazılmış olan bir romanmış hissi veriyordu. Hikayesinin içine yedirdiği onca güzelliğin yanında anlatım açısından zekice bir hamleydi bu. İmgesel olarak neyin nasıl anlatılacağı konusunda güzel fikirleri vardı. Bir ilk film olarak hayli olgun ve zekiceydi Reprise. Hatta son dönemde Kuzey Avrupa’dan gelen filmlerin en iyilerinden birisiydi. Joachim Trier şimdilerde ne yer ne içer, bilmiyorum ama sıradaki filminin nasıl bir şey olacağını çok merak ediyorum.</p>
<p>Karakter merkezli bir filmdi ve tempolu anlatımı sebebiyle bolca kesmeyle ilerliyordu. İntihar oranının at başı çektiği bir ülkede gençlerden umutlu olduğunu da beyan ediyordu.</p>
<p>Filmin görsel diliyle alakalı şunları söylemiş Joachim: &#8220;Bu film için bir tür yeni bir dalga ve sert bir duruş istedik. Örneğin, Rodrigo Prieto&#8217;nun Inarrtitu&#8217;yla beraber çalıştığı projelerini inceledik. Film pek çok yakın çekimden oluşuyor, belirgin/ayırt edici yakın çekimler. Karakterleri yakalamayı başardık. Filmde daha önce yapılandan daha fazla karakter merkezli mizansenler var. Kısa filmlerde daha çok mekan ön plandadır. Bu filmde daha çok insanların ve karakterlerin görülmesini istedik. Geleneğe uymayan ve o ışığı farklı bir şekilde yakalayan bu yakın çekimleri gerçekleştirmek bir tür meydan okumadır. Ve bu noktada Jakob&#8217;ın (filmin görüntü yönetmeni) yeteneği ön plana çıkıyor. Çekim aşamasında resmi arıyor. Bunu çoğunlukla portatif kamera ya da omuz kamerası aracılığıyla yapıyordu. Daima en iyi zaman ve açıyı arıyordu. Mekanda her şeyi çektik ki bu oldukça iddialıydı. Mekanın tam olarak yerleşmesi ve çeşitli ışık  durumlarını görebilmek için seçtiğimiz odalardaki değişen doğal gün ışığını, ki bizim için gerçekten önemliydi, sırayla dolaşarak gözlemledik.&#8221; (Bunları <a href="http://www.imdb.com/video/screenplay/vi812449817/">şurada</a> söylüyor. Bu çeviride bazı ufak hatalar olabilir, merak edenler bizzat yönetmenin ağzından dinleyebilirler.)</p>
<p><strong>Ryan Fleck ile Anne Boden</strong></p>
<p><a href="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/ryan-fleck-ve-anne-boden.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-3854" src="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/ryan-fleck-ve-anne-boden-300x201.jpg" alt="" width="300" height="201" /></a></p>
<p>“Have You Seen This Man?” adlı kısa belgesellerinden bu yana birlikte çalışıyorlar. <a href="http://www.tramvayduragi.com/half-nelson/">Half Nelson</a> gibi bir şaheser ürettiler. Öğrencilerine müfredatın dışına çıkarak Ying Yang ve diyalektik felsefe gibi konulardan söz ediyordu uyuşturucu bağımlısı Dan. Çevresindekilere örnek teşkil etmesi gereken birisi olarak öğrencilerine -özellikle Drey’e- “yapma” dediği her şeyin içine batmış bir karakterdi. Ryan Gosling’in canlandırdığı bu karakter sinema tarihinin belki de en gerçekçi uyuşturucu bağımlısıydı. Ryan Fleck’in biçimcilikten uzak görsel yapısı ve aktüel kamera kullanımı sayesinde seyirciyi daha da içine çekiyordu film. Didaktik olmak gibi bir derdi olmamasına karşın çok güzel çıkarımlarda bulunuyordu ayrıca.</p>
<p>İkilimizin ikinci filmleri Sugar, kaderdaşı Half Nelson gibi buralarda vizyon yüzü göremedi. Üçüncü uzun metrajları It’s Kind of a Funny Story daha “ana akım” görünmesine karşın öncekilerle aynı kaderi paylaşacak gibi.</p>
<p><strong>Matthew Ryan Hoge</strong></p>
<p><a href="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/matthew-ryan-hoge.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-3855" src="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/matthew-ryan-hoge-300x200.jpg" alt="" width="300" height="200" /></a></p>
<p>Biraz abartarak söylemem gerekirse sinemanın Salinger’ıdır bu adam benim için. Birçok açıdan Çavdar Tarlasında Çocuklar’ı, daha doğrusu Leland sebebiyle Holden Caulfield’ı anımsatan bir film <a href="http://www.tramvayduragi.com/the-united-states-of-leland/">The United States of Leland</a>.</p>
<p>Hoge’un dört yıl arayla çektiği ikinci filmi bu. Ondan sonra uzun veya kısa herhangi bir film çekmiyor. En azından imdb’nin söylediği bu.</p>
<p>Gücünü yalınlığından alan bir film The United States of Leland. Hikayesini ön planda tutan filmleri seviyorum. Bu da öyleydi ve Reprise’ta olduğu gibi iyi bir kitap okumuşum hissi vermişti bana. Zaten dediğim gibi filmin de hikaye anlatımını ön planda tutan bir yapısı vardı. Yönetmen kamera arkasındaki varlığını minimuma indirgermiş gibi yaparak hikayeyi zedeleyecek herhangi bir müdahelede bulunmuyordu. Leland da kimselere anlatmadığını ilk önce bizlere anlatıyordu. Kimi özellikleri sebebiyle Holden’ı çağrıştırsa da kurtarılmayı bekleyen bir çavdar tarlası çocuğuydu Leland.</p>
<p>Referansları ve çağrıştırdıkları sebebiyle çok “biz”den -ya da kendi adıma konuşayım- “ben”den bir filmdi T.U.S.O.L. Kıçımızı başımızı oynatsak sulu zırtlak gençlik filmlerinin orasına burasına çarptığımız şu son on yıllık dönemde tepeden bakmayarak, muhatabını karşısına alarak hem gençlere hem de yetişkinlere hitab eden çok güzel bir film üretti Hoge. Fakat yapımcıları zarara uğrattı da fırça yiyip sinemaya mı küstü, artık her ne olduysa o zamandan beri sesi soluğu çıkmıyor. Ayrıca sinema eğitimi almış bir yönetmen kendisi. Ekmeğini hangi sektörden çıkartıyor, daha ne kadar sinemaya uzak duracak, bilmiyorum ama çok merak ediyorum.</p>
<p>Yönetmenin aktör ve müzik seçimleriyle ilgili düşüncelerinin bulunduğu bir <a href="http://www.spike.com/video/united-states-of/2635767">video</a>.</p>
<p><strong>Shira Geffen ile Etgar Keret</strong></p>
<p><a href="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/shira-geffen-ile-etgar-keret.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-3856" src="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/shira-geffen-ile-etgar-keret-300x272.jpg" alt="" width="300" height="272" /></a><a href="http://www.tramvayduragi.com/meduzot/"></a></p>
<p><a href="http://www.tramvayduragi.com/meduzot/">Meduzot</a> dışında erdemlikle alakalı <a href="http://www.youtube.com/watch?v=baUG5er7s7A">What About Me</a> adlı bir de kısa filmleri var. Anlaşılacağı üzere hümanist filmler yapıyorlar. Bir sonraki işleri farklı bir tarzda ve türde olmayacaktır sanıyorum.</p>
<p>Kendileriyle tanışma fırsatı bulduğum için çok şanslı hissediyorum kendimi. Çok şeker insanlardı. Gönül ister sürekli birlikte film yapsınlar ama bir sonraki projesinde Shira’nın yalnız çalışacağını söylemişti Etgar. Kendisi de yazarlığı sebebiyle projelerde daha çok senarist olarak görev alsa da tekrar yönetmen koltuğuna oturduğu gün gelecektir elbette.</p>
<p>Yönetmenlerle ilgili listelerim devam edecek. Sırada &#8220;Hayalkırıklığı Yaratanlar&#8221; var.</p>
<div class="shr-publisher-3848"></div><!-- Start Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic -->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tramvayduragi.com/takip-edilmesi-gereken-yonetmenler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>6</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>2008&#8242;de Türkiye Sineması</title>
		<link>http://www.tramvayduragi.com/2008de-turk-sinemasi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=2008de-turk-sinemasi</link>
		<comments>http://www.tramvayduragi.com/2008de-turk-sinemasi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 31 Dec 2008 11:38:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Nezaket Kartal</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[2008]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Sineması]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tramvayduragi.com/?p=173</guid>
		<description><![CDATA[Türkiye sineması açısından yine karmaşık bir yıldı. Hababam Sınıfı serisinden neyse ki ses çıkmadı, ama Recep İvedik’in, gişede yarattığı büyük başarıdan sonra, ikincisinin hazırlıklarına başlandığını duyduk, bu yıl içinde ikinci Recep İvedik de ne yazık ki çekilip tamamlandı. Osmanlı Cumhuriyeti, Arog da ardından geldi. Girişten de anlaşıldığı üzere bu sene Türkiye sineması derdini anlatmaktan daha [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<!-- Start Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><p style="text-align: center;">
<p class="MsoNormal">Türkiye sineması açısından yine karmaşık bir yıldı. Hababam Sınıfı serisinden neyse ki ses çıkmadı, ama Recep İvedik’in, gişede yarattığı büyük başarıdan sonra, ikincisinin hazırlıklarına başlandığını duyduk, bu yıl içinde ikinci Recep İvedik de ne yazık ki çekilip tamamlandı. Osmanlı Cumhuriyeti, Arog da ardından geldi.</p>
<p class="MsoNormal">Girişten de anlaşıldığı üzere bu sene Türkiye sineması derdini anlatmaktan daha çok gişe odaklı çalışmalara yöneldi. Gişe kaygısının en önemli yansıması olan Şahan Gökbakar karakteri Recep İvedik, toplumca güldüğümüz şeyleri ve ahlâk anlayışımızı bir kez daha düşündürürken, Destere gibi yapımlar da maalesef film etiketiyle sinemalarda yer aldılar. Magazin dünyasında bolca ses getiren Osmanlı Cumhuriyeti ise Gani Müjde’nin son zamanlardaki basit denemelerinin Ata Demirer ile süslenmiş bir gişe vurgunundan ibaretti. Yılın sonlarına doğru bayram haftası geldiğinde sinemayla en alakasız izleyiciyi hedefleyen ve televizyon insanlarının koltuklarından kalkmasını fırsat bilen Kurtlar Vadisi ekibinin<span> </span>“Muro: Nalet olsun içimdeki insan sevgisine” isimli filmi de sinemalarda yerini aldı. Aynı gün Cem Yılmaz Arif karakterini Arog’a gönderirken biz de sinemamızda Taş Devrine dönmüş olacakları bekliyorduk. En azından Arog Cem Yılmaz mizahını sevenler için bir hayal kırıklığı olmadı, yine de filmden nedense daha fazlasını isteyen eleştirmenleri hayal kırıklığına uğrattı. Gişede durum böyle, biraz da sinemamızın olumlu yönlerini anlatalım.</p>
<p class="MsoNormal">Üç Maymun, Tatil Kitabı ve Sonbahar sanırım bu yılın en iyi filmleriydi. Üç Maymun, Nuri Bilge Ceylan sinemasından ayrı bir yerde duruyor gibiydi, Zeki Demirkubuz sinemasına yakın bulanlar da oldu. Ama suskunlukla ağırlaşan bu ailenin hikayesi; karanlık, ağır ve başka türlü bir Nuri Bilge filmiydi. Yönetmenin Cannes Film Festivali’nde En iyi Yönetmen ödülünü alırken söylediği “ödülü benim yalnız ve güzel ülkeme adıyorum” sözleri ise filmden daha fazla konuşuldu.</p>
<p class="MsoNormal">Tatil Kitabı gibi dingin bir şekilde derdini anlatan filmleri hep sevdim. Taşra güzellemesi diyerek karşı çıkanlara da aldırmıyorum. Seyfi Teoman ilk uzun metrajlı filminde birbirine dönüşen insanları anlattı. Taner Birsel’i daha fazla izlesek keşke diye de düşündürdü.</p>
<p class="MsoNormal">Sonbahar hüzünlü bir hikayeyi anlatıyordu, yıllarca sert olması gereken filmler sert olamadığında, öfkeyle bağırılması gereken konularda sessizce filmler çekildiğinde kızdım. Ama Sonbahar’da Yusuf’un sesi çıkamadığında kızamadım ona. O uğuruna verdiği mücadeleyi böyle yaşamıştı, şimdi de sesi alınmıştı içinden, ciğerleri soluk almasına bile izin vermez olmuştu. Yusuf’un suskun hikayesi, çok güzel görüntüler ve müziklerle birleşince bu yıl en sevdiğim filmlerden biri oldu Sonbahar.</p>
<p class="MsoNormal">Hüseyin Karabey’in Gitmek filmi de kendi içinde Türkiye’ye özgü bir ironiyi yaşadı. Kültür Bakanlığı desteği ile çekilen film yine aynı Kültür Bakanlığı tarafından İsviçre’deki festival programından çıkarıldı. Bir Türk kızının Iraklı bir adama aşık olması düşünülemezdi (bir kadın olarak bunu sormadan edemedim, acaba bir Türk erkeği olsa sorun olur muydu aynı şey diye). Ayça sadece aşık olmakla kalmıyor, peşinden de gidiyordu aşkının, hem de Amerikan’ın Irak işgali sırasında her türlü tehlikeyi göze alarak, sanırım bir kadının fazla cesur olması da yetkililer için başka bir sorundu. Türkiye’de sansürün geldiği mantıksız noktayı göstermesi açısından unutulmaması gereken bir olay oldu bu.</p>
<p class="MsoNormal">Çok konuşulan başka bir film de “Devrim Arabaları”ydı. İlk Türk otomobilini 142 gün gibi kısa bir sürede yapmaya çalışan mühendislerin hikayesini, iyi bir sanat yönetimiyle bir Amerikan filmi başarı öyküsüymüşçesine anlatıyordu film. Sonunda benzin konmadığı için yürümeyen, ama çok yakışıklı görünen Devrim adlı arabanın gerçek hikayesini öğreniyorduk filmden. Tolga Örnek’in “Türk olmaktan gurur duymak için filmi izleyin” söylemini biraz sakıncalı bulmakla beraber film kendi içinde başarılı sayılabilir diye düşündüm.<span> </span></p>
<p class="MsoNormal">“Sekiz günde yazılıp on günde çekilen” Güneşin Oğlu geldi sonra. Onur Ünlü’nün hınzır zekasından beslenen bu film, Türk Sinemasında eksikliğini çok fazla hissettiğimiz içinde zeka olan filmlere gülme isteğimizi doyurdu. Onur Ünlü hemen bir on günde başka bir film çekse de gülmek için çok beklemesek.</p>
<p class="MsoNormal">“Çağan Irmak’tan Issız Adam” da sanırım bu yılın en çok konuşulan filmiydi. Yönetmenin film çektiğini bile bilmezken gösterime sessiz sedasız girdi, sonra Beyoğlu’nda durmadan çalınan filmin müzikleriyle büyük bir gürültüyü de beraberinde getirdi. İncelikten yoksun ve yüzeysel bir aşk filmiydi bu. Yine insanların birbirlerine ne kadar çok ağladıklarıyla anlata anlata bitiremedikleri…</p>
<p class="MsoNormal">Bu yıl da böyle geçti. Yılın sonlarına doğru Zeki Demirkubuz’un Kıskanmak romanını filme çektiğini duyup heyecanlandık. Ocak ayının ilk haftası gösterime girecek Yusuf Üçlemesi’nin ikincisi Süt’ü ve yine ocak ayında izleyeceğimiz Pandora’nın Kutusu’nu ise merakla bekler olduk.</p>
<p class="MsoNormal">
<p class="MsoNormal">Nezaket ve Burak Kartal</p>
<p class="MsoNormal">
<div class="shr-publisher-173"></div><!-- Start Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic -->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tramvayduragi.com/2008de-turk-sinemasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

