<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Tramvay Durağı &#187; Replikler</title>
	<atom:link href="http://www.tramvayduragi.com/category/sinema/replikler/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.tramvayduragi.com</link>
	<description>Göğe Bakma Durağı..</description>
	<lastBuildDate>Wed, 08 Feb 2012 22:27:07 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>The United States of Leland # 2</title>
		<link>http://www.tramvayduragi.com/the-united-states-of-leland-2/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=the-united-states-of-leland-2</link>
		<comments>http://www.tramvayduragi.com/the-united-states-of-leland-2/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 30 Dec 2010 05:53:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Akin Cetin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Replikler]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Don Cheadle]]></category>
		<category><![CDATA[Jena Malone]]></category>
		<category><![CDATA[Matthew Ryan Hoge]]></category>
		<category><![CDATA[Ryan Gosling]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tramvayduragi.com/?p=4189</guid>
		<description><![CDATA[Leland arkadaşını öldürdüğü için ıslahevindedir. Mahkeme süreci bitene kadar orada kalacaktır. Odasında kaldığı süre boyunca “The United States of Leland” adını verdiği deftere, Ryan’ı neden öldürdüğüne dair sorulan ve sorulacak sorulara cevap sunabilmek için bir şeyler karalamaya başlar. Aşağıdaki bölüm yazdıklarının tamamı değil elbette. Sadece bizlere bu kadarını okuyor. Benden ne istediklerini biliyorum. O günü [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<!-- Start Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><p><a href="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/Leland.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-4190" src="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/Leland-300x236.jpg" alt="" width="300" height="236" /></a></p>
<p>Leland arkadaşını öldürdüğü için ıslahevindedir. Mahkeme süreci bitene kadar orada kalacaktır. Odasında kaldığı süre boyunca “The United States of Leland” adını verdiği deftere, Ryan’ı neden öldürdüğüne dair sorulan ve sorulacak sorulara cevap sunabilmek için bir şeyler karalamaya başlar. Aşağıdaki bölüm yazdıklarının tamamı değil elbette. Sadece bizlere bu kadarını okuyor.</p>
<blockquote><p>Benden ne istediklerini biliyorum.</p>
<p>O günü hatırlamadığımı söylediğimde yalan söylemiyorum. Keşke söylüyor olsaydım, ama söylemiyorum.</p>
<p>Önemli olmadığını düşündüğümüz şeylerin, farkında bile olmadığımız şeylerin insanın aklına takılıp kalması çok garip. Bazen gereksizler kalıyor, önemli olanlar kayboluyor. Hiç olmamış gibi kayboluyorlar.</p>
<p>O günü hatırlamıyorum. Ama beş yaşımdayken babamın dondurma satın alışını anlatabilirim. Şekerli sakız gibi bir tadı vardı. Dondurmayı satan kadını anlatabilirim. Daha önce hiç benzerini görmediğim ateş rengi saçları vardı. Bugün olmuş gibi hatırlıyorum. Ama o günü hatırlamıyorum. En azından onların hatırlamamı istediği gibi hatırlamıyorum. Sıcakların ilk başladığı günlerdi. Güneşin ensemi nasıl yaktığını hatırlıyorum. Hepsi bu. Aklıma takılan bir başka şey de arkadaşımın söylediğiydi: “Hayatın bu parçalardan daha fazlasını içerdiğine inanmalısın, evlat.” Evlat dediğini de hatırlıyorum. Ama düşündüğümde kafamı karıştıran şey şu: ya birbirine uyan parçaları alamazsan?</p>
<p>Benden ne istediklerini biliyorum. Bir sebep istiyorlar. Kırmızı bir iple bağlayıp arka bahçeye gömmek için. Öyle derin gömüyorlar ki sanki hiç olmamış gibi. Olanlar için üzgün olduğumu söylememi istiyorlar. Annemi ya da babamı suçlamamı ya da bir filmden olduğunu ya da ona benzer şeyler işte. Veya bir kızı suçlamamı.</p>
<p>Becky’yi suçlamıyorum. Aramızda geçenlerden dolayı sanırım üzgün olmam gerekirdi. Sanırım ağlamam gerekirdi. Ama eminim ki ağlamaktan çoktan tükendi tüm gözyaşlarım. En son anneannemin cenazesinde ağlamıştım. Bu da akıllara kazınan anlardan. Kuzenimi hatırlıyorum. Dizinin üstünde birleşik elleriyle çok kibar gözüküyordu. Beni ağlarken görmesini istemezdim ama gözyaşlarıma engel olamadım. O zaman gözyaşlarının ölen birisini geri getirmeyeceğini anladım. Gözyaşları hakkında bilinmesi gereken bir başka şey ise seni sevmeyen birisinin duygularını değiştirmiyor. Dualar için de aynı şey geçerli. İnsanların hayatları boyunca olmayacak şeylerin olması için tanrıya dua ederken harcadıkları zamanı merak ediyorum. Bana sorarsanız şeytan tanrıdan daha mantıklı gözüküyor. En azından insanların neden şeytanı yakınlarında istediklerini anlıyorum. İşlediğimiz günahlar için bir günah keçimizin olması güzel bir şey.</p>
<p>Belki de tanrı insanların günahlarını affetmek için var. Hem tanrıya hem de şeytana inanıyorlar ve hangisi ile daha yakın olduklarını asla bilemiyorlar. Sanırım güçlü olma isteği insanların iyiyi isteyip de neden kötü davrandıklarını açıklıyor.</p>
<p>İnsan dünyayı iki şekilde görebilir. Ya bütün üzüntüleriyle ya da her şeyi içinde tutarak. Kendisi izin vermedikçe kimsenin kalbi kırılmaz.</p>
<p>Onu suçlamıyorum, onun hatası değil.</p>
<p>Ayrıldıktan birkaç gün sonra uçak biletlerini aldım. Sadece şehre ve Bayan Colderon’a geri dönmek istiyordum. Her şeyin bıraktığım gibi olmasını umuyordum. Tekrar onların çocuğu olabilmek. Onu gördüğümde bir şeylerin değiştiğini anladım. Boşanmıştı. Bütün ilişkileri boyunca Bay Colderon onu aldatmıştı. Kendisini Angela olarak çağırmamı istiyordu. O gece Becky ile olanları anlattım. Beni “Evlat” diye çağırdığını hatırlıyorum.</p>
<p>-         Değişik zamanlarda da olsa herkese aynı şey olur. İnsan yetişkinken daha fazla etkileniyor. Aşk acısı. Kendileri için yanlış giden şeyi açıklamaları. Ama bütün bunlar hayatın bir parçası.</p>
<p>-         Hatta büyük bir kısmı.</p>
<p>-         O yüzden hayatın bu parçalardan daha fazlası olduğuna inanmalısın, evlat.</p>
<p>Düşününce anladım ki, bu sözler kendisine yardımcı olmuyordu. Yardımı olmadığını bildiğim halde onun için üzüldüm. Onun için güzel bir şey yapmak istedim. Yapabileceğim hiçbir şey yoktu. Gözlerinde o eski bakış yoktu artık. Belki kendisi de kaybettiği için yoktu. Işık gibi parlayan gözlerde şimdi sadece üzüntü vardı. Sonra her yerde görmeye başladım. Yüzler farklıydı ama üzüntü aynıydı. Her gördüğümde ilk kez gibi kalbim parçalandı.</p>
<p>Annemin yüzünü gördüm. Babamın üzüntüsünü, annemin yalnızlığını. Sadece benim mutlu olmamı istiyordu, bütün anne ve babalar gibi. Çocuklar için hep en iyiyi isterler ama hep aynı şeyler olur. Neden bilmem ama Ryan’ın ailesinde bu daha fazla göze batıyordu.</p>
<p>Yolculuktan döndükten sonra Becky kardeşini almaya gelmedi. Ben de onu evine kadar götürdüm. Ertesi gün sınıfına gittim. Ona uzak durması gereken kelimeleri öğretiyorlardı. “Çilek” ya da “öpücük” gibi kelimeler değildi. Öğretmenini seviyordu. Ama öğretmeni ona küçük bir bebeğe güler gibi gülüyordu. Bu beni üzdü. Asla bir kız arkadaşı olamayacağı düşüncesi. Her şeyi biliyordu. İnsanların ona güldüğünü ya da acıdığını biliyordu. Bildiği halde bir esir gibi bir şey yapamıyordu.</p>
<p>New York’tan döndükten sonra hiç uyumadım. Uzanıp Bayan Colderon ve Ryan’ı düşündüm. Bazen nefes alamadığımı hissettim. Kaybolmasını istediğim o kadar üzüntü vardı ki.</p>
<p>O günü hatırlamadığımı söylediğimde yalan söylemiyorum. Hatırlamak isterdim ama hatırlamıyorum. Onların istediği gibi hatırlamıyorum.</p>
<p>Şimdi anlaşılır gibi bazı şeyler. Belki her şeyin bir anlamı var. Belki her şeyin bir sebebi var. Belki birisi her şeye kırmızı bir ip bağlayıp arka bahçeye gömüyor. O kadar derin ki sanki hiç olmamış gibi. Ama hiçbir sebep, hiçbir öfke, hiçbir özür, gözyaşı ya da dualar olmuşu olmamış yapamıyor.</p>
<p>En kötü bilgi insanın içinde olan iyiliktir. Genelde çok derinlerde gömülüdür. Belki kötüden korktuğumuz için bir tanrımız yok. Belki iyiden korkuyoruz. Eğer tanrı olmasaydı iyi olmak bizim elimizde olurdu. Bazen isteyerek ya da zorunlu olarak kötülük yaparız. Belki de kötülük bize iyiliğin anlamını hatırlatmak için var.</p></blockquote>
<div class="shr-publisher-4189"></div><!-- Start Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic -->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tramvayduragi.com/the-united-states-of-leland-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>A Single Man</title>
		<link>http://www.tramvayduragi.com/a-single-man/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=a-single-man</link>
		<comments>http://www.tramvayduragi.com/a-single-man/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 19 Dec 2010 18:18:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Songül Sabırsız</dc:creator>
				<category><![CDATA[Replikler]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Christopher Isherwood]]></category>
		<category><![CDATA[Tek Başına Bir Adam]]></category>
		<category><![CDATA[Tom Ford]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tramvayduragi.com/?p=3986</guid>
		<description><![CDATA[Christopher Isherwood&#8217;un aynı adlı romanından uyarlanan filmde, uzun yıllar birlikte olduğu sevgilisi Jim’i bir kazada kaybeden George’un bir günü anlatılıyor. George için uyanmak; hala burada olduğunun farkına varmasını sağlayan acıtıcı bir eylemdir. Ancak o günün diğerlerinden farklı olmasına kararlıdır. Bu gün onun hayatının son günüdür. Belki de tek bu nedenle üniversitedeki dersinde görünmez olanı görünür [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<!-- Start Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><p><a href="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/a-single-man.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-3987" src="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/a-single-man-300x166.jpg" alt="" width="300" height="166" /></a></p>
<p>Christopher Isherwood&#8217;un aynı adlı romanından uyarlanan filmde, uzun yıllar birlikte olduğu sevgilisi Jim’i bir kazada kaybeden George’un bir günü anlatılıyor. George için uyanmak; hala burada olduğunun farkına varmasını sağlayan acıtıcı bir eylemdir. Ancak o günün diğerlerinden farklı olmasına kararlıdır. Bu gün onun hayatının son günüdür. Belki de tek bu nedenle üniversitedeki dersinde görünmez olanı görünür kılmaktan çekinmemektedir.</p>
<p><em> “Naziler elbette haksızdı ama nefretlerinin bir nedeni vardı. Ama bu neden gerçek değildi.</em></p>
<p><em>Hayal ürünüydü. Nedeni &#8221;korku&#8221; idi.</em></p>
<p><em>Yahudileri bir kenara bırakalım.</em></p>
<p><em>Başka bir azınlığı düşünelim.Fazla ortada olmayanlardan.</em></p>
<p><em>Bir sürü azınlık var. Mesela sarışınlar.Ya da çilli insanlar.</em></p>
<p><em>Ama azınlıklar, yalnızca topluma herhangi bir tehdit oluşturulursa tanınır.</em></p>
<p><em>Gerçek ya da hayali bir tehdit.Ve korku orada başlar.</em></p>
<p><em>Bu azınlık bir şekilde görünmez olursa,korku da çok daha büyük olur.</em></p>
<p><em>Azınlıkların yok edilmesinin nedeni de bu korkudur.</em></p>
<p><em>Yani her zaman bir neden vardır.</em></p>
<p><em>Korku.</em></p>
<p><em>Azınlıklar yalnızca insanlardır. Bizim gibi insanlar.</em></p>
<p><em> Dikkatinizi kaybettim.</em></p>
<p><em> Pekala öyleyse. Bugünlük Bay Huxley&#8217;i unutalım.&#8221;Korkudan&#8221; bahsedelim.</em></p>
<p><em> Gerçek düşmanımız, korkunun ta kendisi.Korku, dünyamızı ele geçiriyor.</em></p>
<p><em>Korku, toplumda manipüle aracı olarak kullanılıyor.</em></p>
<p><em>Politikacılar sürekli kullanıyor.Madison Caddesi&#8217;nde ihtiyacımız olan şeyleri almamız için kullanılır.</em></p>
<p><em> Bir düşünün.</em></p>
<p><em>Saldırıya uğrama korkusu.</em></p>
<p><em>Her köşede bir komünist olduğu korkusu.</em></p>
<p><em>Yaşam tarzımızı beğenmeyen bir Karayip ülkesinin tehdit oluşturma korkusu.</em></p>
<p><em>Siyah toplumun dünyayı ele geçirme korkusu.</em></p>
<p><em>Elvis Presley&#8217;in kalçalarından korkmak. Belki de en gerçek korku budur.</em></p>
<p><em>Kötü kokan nefesimizin arkadaşlığı bozacağından korkmak.</em></p>
<p><em>Yaşlanıp yalnız kalma korkusu.</em></p>
<p><em>Beş para etmediğimiz ve kimsenin umursamamasının korkusu.</em></p>
<p><em>…”</em></p>
<div class="shr-publisher-3986"></div><!-- Start Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic -->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tramvayduragi.com/a-single-man/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Efter Repetitionen</title>
		<link>http://www.tramvayduragi.com/efter-repetitionen/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=efter-repetitionen</link>
		<comments>http://www.tramvayduragi.com/efter-repetitionen/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 13 Dec 2010 11:31:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Nezaket Kartal</dc:creator>
				<category><![CDATA[Replikler]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Ingmar Bergman]]></category>
		<category><![CDATA[Provadan Sonra]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tramvayduragi.com/?p=3821</guid>
		<description><![CDATA[Aslında bir replik eklemek istedim, ama Bergman filmleri hakkında konuşmaya can attığım için filmle ilgili de birkaç şey söyleyeyim dedim. Ingmar Bergman’ın 1984 yılında televizyon için çektiği bu filmde gözde oyuncuları Erland Josephson ile Ingrid Thulin oynuyorlar, genç oyuncu rolündeyse Lena Olin var. Tiyatro sahnesinde, provadan sonra yönetmen Henrik Vogler’in yalnız kalmasıyla başlayan film, yönetmenin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<!-- Start Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><p style="text-align: left;"><a href="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/provadan-sonra.jpg"><img class="size-medium wp-image-3822 aligncenter" title="provadan-sonra" src="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/provadan-sonra-300x218.jpg" alt="" width="300" height="218" /></a></p>
<p>Aslında bir replik eklemek istedim, ama Bergman filmleri hakkında konuşmaya can attığım için filmle ilgili de birkaç şey söyleyeyim dedim. Ingmar Bergman’ın 1984 yılında televizyon için çektiği bu filmde gözde oyuncuları Erland Josephson ile Ingrid Thulin oynuyorlar, genç oyuncu rolündeyse Lena Olin var. Tiyatro sahnesinde, provadan sonra yönetmen Henrik Vogler’in yalnız kalmasıyla başlayan film, yönetmenin genç oyuncu Anna Egerman ve onun annesi Rakel Egerman ile olan hayali diyaloglarıyla sürüyor. Her filmi gibi oldukça otobiyografik görünen bu filmde Bergman, hayat-tiyatro ilişkisini, yönetmen-oyuncu ilişkilerini ve tabi Vogler aracılığıyla kendi geçmişini sorguluyor. Bergman’ın sahnelediği bir oyunu izlemek gibi bir şansa sahip olmak nasıl olurdu hayaline, ne kadar iyi televizyon filmleri çekiliyor kıskançlığı ekleniyor filmi izlerken.</p>
<p>Filmden Henrik Vogler’in bir repliği;</p>
<p>“Sana bir şey söyleyeyim Anna Egerman. Benim yaşımda bazen öne doğru eğilirsin ve aniden kendini başka bir gerçekliğin içinde bulursun. Ölüler, ölü değil. Yaşayanlar hayalet gibi görünürler. Bir dakika önce açıkça olan bir şey, aslında anlaşılması ne kadar tuhaf ve zor.”</p>
<div class="shr-publisher-3821"></div><!-- Start Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic -->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tramvayduragi.com/efter-repetitionen/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Death In Venice</title>
		<link>http://www.tramvayduragi.com/death-in-venice/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=death-in-venice</link>
		<comments>http://www.tramvayduragi.com/death-in-venice/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 18 Aug 2010 13:23:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Dide Gokay</dc:creator>
				<category><![CDATA[Replikler]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tramvayduragi.com/?p=2771</guid>
		<description><![CDATA[Gustav:   Güzellik bizim zaaflarımızın sonucunda kendiliğinden ortaya çıkar. Sanatçının duygusallığının kaçınılmaz bir ürünü. İstesek de buna engel olamayız. Alfred:    Nerde hata yapıyorsun biliyor musun? Sen hayatı kısıtlı bir gerçek olarak kabul ediyorsun. Gustav:   Bu doğru değil mi? Gerçek bizi her zaman rahatsız eder. Zaman zaman ne düşünüyorum biliyor musun, sanatçı karanlıkta avlanmaya [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<!-- Start Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><blockquote>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/visconti-death-venice.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-2778" title="visconti-death-venice" src="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/visconti-death-venice.jpg" alt="" width="300" height="300" /></a></p>
<p style="text-align: center;">
<p style="text-align: center;">
<p style="text-align: center;">
<p>Gustav:   Güzellik bizim zaaflarımızın sonucunda kendiliğinden ortaya çıkar. Sanatçının duygusallığının kaçınılmaz bir ürünü. İstesek de buna engel olamayız.</p>
<p>Alfred:    Nerde hata yapıyorsun biliyor musun? Sen hayatı kısıtlı bir gerçek olarak kabul ediyorsun.</p>
<p>Gustav:   Bu doğru değil mi? Gerçek bizi her zaman rahatsız eder. Zaman zaman ne düşünüyorum biliyor musun, sanatçı karanlıkta avlanmaya çalışan bir avcıya benziyor. Ne zaman neyle karşılaşacağını bilmiyorsun. Gerçeğin bu olmaması gerekir. Kendimizi bütün kısıtlamalardan kurtarmalıyız. Güzellik ve saflık sadece duygusallıkla değil, mantıkla da yaratılmalı.</p>
<p>Alfred:     Hayır Gustav hayır. Güzellik sadece duygusallıkla yaratılmalı. Başka türlü olmaz.</p>
<p>Gustav:    Hayır, ben insan ruhuna ulaşılabileceğine inanmıyorum. Duygularla insan ruhuna ulaşamazsın. Bir sanatçı yoğun duygularıyla yalnızca gerçeğe, bilgeliğe ve onurlu bir yaşama ulaşabilir Alfred. Başka bir şey yapamaz.</p>
<p>Alfred:     Bilgelik, onurlu bir yaşam? Bu, bunların anlamı ne? Bunlar Tanrı’nın bize armağanları değildir, tam tersine, bizi cezalandırmak için yarattığı kavramlardır. Onun için böyle aptalca saplantılara kapılıp kendine yabancılaşma.</p>
<p>Gustav:   Sanata böyle bir açıdan bakman doğru değil. Kabul edemem, asla.</p>
<p>Alfred:     Saçmalıyorsun. Duygular her şeyden daha önemlidir. Bir insanı diğerinden ayırıp, sanatçı yapan şey bu.</p></blockquote>
<div class="shr-publisher-2771"></div><!-- Start Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic -->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tramvayduragi.com/death-in-venice/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>À bout de souffle</title>
		<link>http://www.tramvayduragi.com/a-bout-de-souffle/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=a-bout-de-souffle</link>
		<comments>http://www.tramvayduragi.com/a-bout-de-souffle/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 20 Jul 2010 15:37:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fırat Aydın</dc:creator>
				<category><![CDATA[Replikler]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Vesaire]]></category>
		<category><![CDATA[À bout de souffle]]></category>
		<category><![CDATA[Breathless]]></category>
		<category><![CDATA[Jean-Luc Godard]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tramvayduragi.com/?p=2559</guid>
		<description><![CDATA[Jean-Luc Godard&#8217;ın belki de en fazla konuşulan filmi Serseri Aşıklar, 50 yaşında. &#8220;Yapılmışı yeniden yapmak ama iz bırakmak&#8221; diye tanımlıyorum ben bu filmi. Dönem ruhunu nev-i şahsına münhasır bir anlatım diliyle sunan eserin izleyiciyi buluşma tarihi olan 16 Mart 1960&#8242;dan bu yana God-Art&#8217;çılar, Jean Paul Belmondo ve Jean Seberg repliklerini bizlere ezberlettirdiler, iyi de yaptılar. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<!-- Start Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><p><a href="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/breathless.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-2560" title="breathless" src="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/breathless-300x214.jpg" alt="" width="350" height="250" /></a></p>
<p>Jean-Luc Godard&#8217;ın belki de en fazla konuşulan filmi Serseri Aşıklar, 50 yaşında. &#8220;Yapılmışı yeniden yapmak ama iz bırakmak&#8221; diye tanımlıyorum ben bu filmi. Dönem ruhunu nev-i şahsına münhasır bir anlatım diliyle sunan eserin izleyiciyi buluşma tarihi olan 16 Mart 1960&#8242;dan bu yana God-Art&#8217;çılar, Jean Paul Belmondo ve Jean Seberg repliklerini bizlere ezberlettirdiler, iyi de yaptılar.</p>
<p>Sinemanın zor adamı Godard&#8217;ın yeni filmi Socialism öncesi eskileri hatırlamak güzel.  Filmin yaşgününde ben de onlara katılmak istedim ve bir replik de benden olsun dedim. En yakın zamanda da bir daha izleyeyim diyorum.</p>
<blockquote><p><strong><em>Patricia</em></strong>:  Mutsuz olduğum için mi özgür değilim, yoksa özgür olmadığım için mi mutsuzum?</p>
<p><strong><em>Michel</em></strong>:  Mutsuzluk ile hiçlik arasında bir tercih yapacak olsam, hiçliği tercih ederim. Daha iyi değil, ama mutsuzluk taviz vermektir bir çeşit.</p></blockquote>
<div class="shr-publisher-2559"></div><!-- Start Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic -->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tramvayduragi.com/a-bout-de-souffle/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Network</title>
		<link>http://www.tramvayduragi.com/network/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=network</link>
		<comments>http://www.tramvayduragi.com/network/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 17 Jan 2010 18:01:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Nezaket Kartal</dc:creator>
				<category><![CDATA[Replikler]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[1976]]></category>
		<category><![CDATA[Network]]></category>
		<category><![CDATA[Sidney Lumet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tramvayduragi.com/?p=1054</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Ah ama bizden hiçbir şekilde gerçeği alamazsınız. Size sadece duymak istediklerinizi söyleriz; bunun için çılgın gibi yalanlar saçarız. Size, Kojak&#8217;ın her zaman katili yakaladığını veya Archie Bunker&#8217;ın evinde kimsenin kanser olmadığını ve bir kahramanın ne kadar bela içinde olursa olsun, merak etmeyin, sadece saatinize bakın; bir saatin sonunda kazanacağını söyleriz. Size duymak isteyeceğiniz her türlü [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<!-- Start Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><p style="text-align: center;"><a href="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/network1.jpg"><img class="size-full wp-image-1055 aligncenter" title="network1" src="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/network1.jpg" alt="" width="424" height="237" /></a></p>
<p>&#8220;Ah ama bizden hiçbir şekilde gerçeği alamazsınız. Size sadece duymak istediklerinizi söyleriz; bunun için çılgın gibi yalanlar saçarız. Size, Kojak&#8217;ın her zaman katili yakaladığını veya Archie Bunker&#8217;ın evinde kimsenin kanser olmadığını ve bir kahramanın ne kadar bela içinde olursa olsun, merak etmeyin, sadece saatinize bakın; bir saatin sonunda kazanacağını söyleriz. Size duymak isteyeceğiniz her türlü boktan şeyi söyleriz. Biz burda illüzyon yapıyoruz yahu! Bunların hiçbiri gerçek değil. Ama yine de siz insanlar orada oturuyorsunuz, günlerce, gecelerce, yediden yetmişe, tüm renklerden ve mezhepten insanlar&#8230; Tüm bildiğiniz biziz. Burada çevirdiğimiz illüzyonlara inanmaya başladınız. Bu tüpün gerçek ve kendi hayatlarınızın gerçek dışı olduğuna inanmaya başladınız. Tüp size ne emrederse onu yapıyorsunuz. Tüp gibi giyiniyorsunuz, tüp gibi yiyorsunuz, çocuklarınızı tüp gibi yetiştiriyorsunuz, hatta tüp gibi düşünüyorsunuz. Bu toplu çılgınlık, sizi manyaklar! Tanrı adına, siz insanlar gerçek olansınız. İllüzyon olan biziz. Şimdi televizyonlarınızı kapatın. Onları şimdi kapatın. Hemen şimdi kapatın. Kapatın ve bırakın kapalı kalsınlar. Tam cümlemin ortasına geldiğim anda kapatın şu televizyonlarınızı! Kapatın!&#8221;  Howard Beale</p>
<div class="shr-publisher-1054"></div><!-- Start Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic -->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tramvayduragi.com/network/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Der Himmel über Berlin</title>
		<link>http://www.tramvayduragi.com/der-himmel-uber-berlin/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=der-himmel-uber-berlin</link>
		<comments>http://www.tramvayduragi.com/der-himmel-uber-berlin/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 Oct 2009 00:00:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fırat Aydın</dc:creator>
				<category><![CDATA[Replikler]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Der Himmel über Berlin]]></category>
		<category><![CDATA[Wim Wenders]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tramvayduragi.com/?p=740</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Bugün biri yağmur yağarken şemsiyesini kapattı ve ıslandı..&#8220;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<!-- Start Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><p><img class="aligncenter" title="Der Himmel über Berlin" src="http://thumbs.filmstarts.de/image/DerHimmelUeberBerlin_scene_08.jpg" alt="" width="492" height="269" /></p>
<p style="text-align: center;">&#8220;<em>Bugün biri yağmur yağarken şemsiyesini kapattı ve ıslandı..</em>&#8220;</p>
<div class="shr-publisher-740"></div><!-- Start Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic -->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tramvayduragi.com/der-himmel-uber-berlin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Into the Wild</title>
		<link>http://www.tramvayduragi.com/into-the-wild/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=into-the-wild</link>
		<comments>http://www.tramvayduragi.com/into-the-wild/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 26 Jul 2009 15:35:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Akin Cetin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Replikler]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[christopher mcandless]]></category>
		<category><![CDATA[emile hirsch]]></category>
		<category><![CDATA[sean penn]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tramvayduragi.com/?p=564</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Onları mezun oldukları üniversitelerin kapısında duruken görüyorum. Babam, okulun girişindeki kubbenin hemen altında. Dolaştığını görebiliyorum. Başının arkasında duran kırmızı tuğlalar kan dolu tablalar gibi parıldıryor. Annemi elinde birkaç kitapla görüyorum. Küçük tuğlalardan örülmüş duvarın hemen yanındaki hala açık duran demir parmaklıkların önünde duruyor. Sivri uçlar havaya doğru gardını almış. Mezun olmak üzereler ve de evlenmek [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<!-- Start Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><p><img class="aligncenter size-medium wp-image-565" title="into the wild" src="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/into-the-wild-300x206.jpg" alt="into the wild" width="300" height="206" /></p>
<p>&#8220;Onları mezun oldukları üniversitelerin kapısında duruken görüyorum. Babam, okulun girişindeki kubbenin hemen altında. Dolaştığını görebiliyorum. Başının arkasında duran kırmızı tuğlalar kan dolu tablalar gibi parıldıryor. Annemi elinde birkaç kitapla görüyorum. Küçük tuğlalardan örülmüş duvarın hemen yanındaki hala açık duran demir parmaklıkların önünde duruyor. Sivri uçlar havaya doğru gardını almış. Mezun olmak üzereler ve de evlenmek üzereler. Çocukları, aptallıkları ama tek bildikleri masum oldukları. Daha önce hiç kimseyi duymamışlar. Yanlarına gidip &#8216;Durun!&#8217; demek istiyorum. &#8216;Sakın yapmayın! Bu kadın yanlış kadın. Bu adam yanlış adam. İleride, şimdi hayal bile edemeyeceğiniz şeyler yapacaksınız. Çocuklarınıza kötü şeyler yapacaksınız. Daha önce hiç duymadığınız kadar acı çekeceksiniz. Hatta ölmek isteyeceksiniz.&#8217; Onların çocukları olarak yanlarına gidip bunları söylemek istiyorum. Ama bunu yapamam. Ben yaşamak istiyorum. Onları birer kağıt erkek ve kız bebekleri olarak görüyoruz ve ayrılmasınlar diye popolarından birbirlerine bağlıyoruz. Sanki bu, onlara bağırılmasını önlüyor. Ben derim ki &#8216;Ne yaparsanız yapın.&#8217; Ve ben bunu söyleyeceğim. &#8220;</p>
<div class="shr-publisher-564"></div><!-- Start Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic -->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tramvayduragi.com/into-the-wild/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Såsom i en spegel</title>
		<link>http://www.tramvayduragi.com/sasom-i-en-spegel/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=sasom-i-en-spegel</link>
		<comments>http://www.tramvayduragi.com/sasom-i-en-spegel/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 24 Jul 2009 06:04:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Nezaket Kartal</dc:creator>
				<category><![CDATA[Replikler]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Aynadaki Gibi]]></category>
		<category><![CDATA[Ingmar Bergman]]></category>
		<category><![CDATA[Through a Glass Darkly]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tramvayduragi.com/?p=557</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Çok garip. Her zaman doğru kelimleri söylüyor, doğru şeyleri yapıyorsun; ama sonuç yine de yanlış oluyor.&#8221;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<!-- Start Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><p style="text-align: center;">
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" title="Sasom" src="http://image.space.rakuten.co.jp/lg01/11/0000028211/47/img53958b22zikbzj.jpeg" alt="" width="313" height="216" /></p>
<p style="text-align: left;">&#8220;Çok garip. Her zaman doğru kelimleri söylüyor, doğru şeyleri yapıyorsun; ama sonuç yine de yanlış oluyor.&#8221;</p>
<div class="shr-publisher-557"></div><!-- Start Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic -->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tramvayduragi.com/sasom-i-en-spegel/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gattaca &#8211; The Other Side</title>
		<link>http://www.tramvayduragi.com/gattaca-the-other-side/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=gattaca-the-other-side</link>
		<comments>http://www.tramvayduragi.com/gattaca-the-other-side/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 05 Jun 2009 00:13:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Akin Cetin</dc:creator>
				<category><![CDATA[O Sahne]]></category>
		<category><![CDATA[Replikler]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[andrew niccol]]></category>
		<category><![CDATA[ethan hawke]]></category>
		<category><![CDATA[gattaca]]></category>
		<category><![CDATA[loren dean]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tramvayduragi.com/?p=445</guid>
		<description><![CDATA[Bana kalırsa Andrew Niccol’ün şimdiye kadar yaptığı en iyi şey olan Gattaca’da çok önemli yer tutar, Vincent ve Anton arasındaki yüzme yarışları. Kendi aralarında “ödlek oyunu” oynarlar. Daha uzağa giden cesur sayılırken, geride kalan ödlek oluyor. Ve kalbinden rahatsızlığı bulunan, tamamen doğal yöntemlerle dünyaya gelmiş olan Vincent hep ödlek olarak kalıyor. Doğal yöntemlerle dünyaya gelen [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<!-- Start Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><p class="MsoNormal"><a href="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/Gattaca.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-3357" title="Gattaca" src="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/Gattaca-300x202.jpg" alt="" width="300" height="202" /></a></p>
<p class="MsoNormal">Bana kalırsa Andrew Niccol’ün şimdiye kadar yaptığı en iyi şey olan Gattaca’da çok önemli yer tutar, Vincent ve Anton arasındaki yüzme yarışları. Kendi aralarında “ödlek oyunu” oynarlar. Daha uzağa giden cesur sayılırken, geride kalan ödlek oluyor. Ve kalbinden rahatsızlığı bulunan, tamamen doğal yöntemlerle dünyaya gelmiş olan Vincent hep ödlek olarak kalıyor. Doğal yöntemlerle dünyaya gelen Vincent ile bilimin yarattığı Anton arasındaki yarışı Vincent sadece bir defa kazanıyor ve ona empoze edildiği gibi güçsüz birisi olmadığını anlıyor. İşte bu her şeyi mümkün kılıyor.</p>
<p class="MsoNormal">Yıllardır hayalini kurduğu Gattaca’ya giren Vincent, uçuşuna bir hafta kala işlenen bir cinayetin zanlılarından birisi haline geliyor. Cinayeti araştıran dedektiften, gerçek kimliği ifşa olmasın diye köşe bucak kaçan Vincent, katilin ortaya çıkmasının ardından bu hırslı dedektifin kim olduğunu öğrenme gereği duyuyor.</p>
<p class="MsoNormal">The Confrontation ve The Other Side olarak bilinen sahnelerde doğal ile yapay olanın savaşına bir kez daha tanık olurken, Vincent’ın çocukluğundan beri hayalini kurduğu tek şeyi nasıl başardığını da öğrenmiş oluyoruz.</p>
<p class="MsoNormal">Vincent parmak ucundan kan numunesi vererek turnikeden geçer ve ofise doğru ilerler. Masasında tanımadığı birisi vardır. İçeri girer. Ofiste ikisinden başka kimse yoktur. Masasında oturan kişiye doğru ilerler. Masada oturan ve sırtı Vincent’a dönük olan kişi ayak seslerinin susmasının ardından seslenir;</p>
<p class="MsoNormal"><strong>Anton</strong>: Vincent?</p>
<p class="MsoNormal">Vincent tepki vermez. Anton arkasını dönüp ayağa kalkar. Şaşkındır.</p>
<p class="MsoNormal"><strong>Anton</strong>: Tanrım, değişmişsin. Kardeşini tanımadın mı?</p>
<p class="MsoNormal"><strong>Vincent</strong>: Kardeş miyiz biz?</p>
<p class="MsoNormal"><strong>Anton</strong>: Anne babamız senin öldüğünü sanarak öldüler. Benim şüphelerim vardı.</p>
<p class="MsoNormal"><strong>Vincent</strong>: Burada ne yapıyorsun?</p>
<p class="MsoNormal"><strong>Anton</strong>: Burada olmaya hakkım var. Peki ya senin? Hayır, yok?</p>
<p class="MsoNormal">Anton, Vincent’ın üzerine doğru yürümeye başlar. Vincent ufak adımlarla gerisin geriye gider.</p>
<p class="MsoNormal"><strong>Vincent</strong>: Buna inanmış gibisin. Cinayeti ben işlemedim. Düş kırıklığına uğramış olmalısın.</p>
<p class="MsoNormal"><strong>Anton</strong>: Sahtekarlık yaptın. Başın dertte. Seni buradan kurtarabilirim.</p>
<p class="MsoNormal">Dururlar.</p>
<p class="MsoNormal"><strong>Vincent</strong>: (Öfkelenir.) Buraya gelmek için savaştım!</p>
<p class="MsoNormal"><strong>Anton</strong>: Gidebileceğin kadar gittin. Benimle gel, şimdi!</p>
<p class="MsoNormal"><strong>Vincent</strong>: Daha gidilecek bir milyon mil var.</p>
<p class="MsoNormal">Anton: Buraya kadardı!</p>
<p class="MsoNormal"><strong>Vincent</strong>: Benim başarısız olduğumu görerek mi başarılı olacaksın?</p>
<p class="MsoNormal"><strong>Anton</strong>: Beni dinle!</p>
<p class="MsoNormal"><strong>Vincent</strong>: (Daha da öfkelenir. Anton’a doğru birkaç adım atar.) Tanrım! Şimdi de neyi yapıp neyi yapmayacağımı mı söyleyeceksin? Kurtarılmaya ihtiyacım yok. Ama senin bir kez vardı (Bir kez kazandığı ve kardeşini boğulmaktan kurtardığı ödlek oyununa gönderme yapar.) Bunu nasıl açıklarsın?</p>
<p class="MsoNormal"><strong>Anton</strong>: Beni yenmedin. Kendim yenildim.</p>
<p class="MsoNormal"><strong>Vincent</strong>: Kimi kandırmak istiyorsun?</p>
<p class="MsoNormal"><strong>Anton</strong>: Kanıtlamamı ister misin?</p>
<p class="MsoNormal"><strong>Vincent</strong>: Önemli değil, Anton. Unutuldu hepsi.</p>
<p class="MsoNormal"><strong>Anton</strong>: Sana kanıtlayacağım. (Öfkelenir.) Kanıtlamamı ister misin?! Sana kanıtlayacağım!</p>
<p class="MsoNormal"><strong>Vincent</strong>: Evet, isterim.</p>
<p class="MsoNormal">Sahile kesme yapılır. Soyunduktan sonra dalgalara karşı yüzmeye başlarlar. İlk önce başa baş giderken bir süre sonra Vincent arayı birkaç metre açar.</p>
<p class="MsoNormal"><strong>Anton</strong>: (Kulaç atmayı bırakır.) Vincent! Vincent! Sahil nerede? Çok uzaklaştık!</p>
<p class="MsoNormal"><strong>Vincent</strong>: (Kulaç atmayı bırakıp arkasını döner.) Bırakıyor musun?</p>
<p class="MsoNormal"><strong>Anton</strong>: Çok uzaklaştık!</p>
<p class="MsoNormal"><strong>Vincent</strong>: Bırakıyor musun?</p>
<p class="MsoNormal"><strong>Anton</strong>: Hayır!</p>
<p class="MsoNormal">Tekrar kulaç atmaya başlarlar. Anton, Vincent’a yetişir. Fakat Vincent arayı tekrar açar.</p>
<p class="MsoNormal"><strong>Anton</strong>: (Kulaç atmayı bırakır.) Vincent! Bunu nasıl yapıyorsun, Vincent?! Bunları nasıl yaptın? Geri dönmeliyiz.</p>
<p class="MsoNormal"><strong>Vincent</strong>: Hayır. Öbür tarafa yaklaştık.</p>
<p class="MsoNormal"><strong>Anton</strong>: İkimizi de boğduracak mısın?</p>
<p class="MsoNormal"><strong>Vincent</strong>: Nasıl yaptığımı öğrenecek misin? İşte böyle yaptım. Geriye yüzmek için hiçbir şey bırakmadım.</p>
<p class="MsoNormal">Bir süre bakışırlar. Sonra Anton arkasını dönerek sahile doğru yüzmeye başlar. Vincent, onun gidişini seyreder. Anton sisin içinde kaybolunca Vincent da sahile doğru yüzmeye başlar.</p>
<p class="MsoNormal">Bilim adamlarının yarattığı Anton’un kulaç atmaya gücü yetmez ve suya batmaya başlar. Sisin içinden çıkan “doğal insan” Vincent çevrede kimseyi göremez ve suyun altına dalarak, kardeşi Anton’u boğulmaktan kurtarır. Sahile doğru sırtüstü yüzürken içine girdikleri sis bulutu dağılır ve gökyüzündeki yıldızları rahatça görür hale gelir.</p>
<p class="MsoNormal">“Derler ki, bedenizimdeki her atom eskiden bir yıldızın parçasıydı… Belki de eve gidiyorum.”</p>
<div class="shr-publisher-445"></div><!-- Start Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic -->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tramvayduragi.com/gattaca-the-other-side/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

