<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Tramvay Durağı &#187; O Sahne</title>
	<atom:link href="http://www.tramvayduragi.com/category/sinema/o-sahne/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.tramvayduragi.com</link>
	<description>Göğe Bakma Durağı..</description>
	<lastBuildDate>Wed, 08 Feb 2012 22:27:07 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Gattaca &#8211; The Other Side</title>
		<link>http://www.tramvayduragi.com/gattaca-the-other-side/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=gattaca-the-other-side</link>
		<comments>http://www.tramvayduragi.com/gattaca-the-other-side/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 05 Jun 2009 00:13:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Akin Cetin</dc:creator>
				<category><![CDATA[O Sahne]]></category>
		<category><![CDATA[Replikler]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[andrew niccol]]></category>
		<category><![CDATA[ethan hawke]]></category>
		<category><![CDATA[gattaca]]></category>
		<category><![CDATA[loren dean]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tramvayduragi.com/?p=445</guid>
		<description><![CDATA[Bana kalırsa Andrew Niccol’ün şimdiye kadar yaptığı en iyi şey olan Gattaca’da çok önemli yer tutar, Vincent ve Anton arasındaki yüzme yarışları. Kendi aralarında “ödlek oyunu” oynarlar. Daha uzağa giden cesur sayılırken, geride kalan ödlek oluyor. Ve kalbinden rahatsızlığı bulunan, tamamen doğal yöntemlerle dünyaya gelmiş olan Vincent hep ödlek olarak kalıyor. Doğal yöntemlerle dünyaya gelen [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<!-- Start Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><p class="MsoNormal"><a href="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/Gattaca.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-3357" title="Gattaca" src="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/Gattaca-300x202.jpg" alt="" width="300" height="202" /></a></p>
<p class="MsoNormal">Bana kalırsa Andrew Niccol’ün şimdiye kadar yaptığı en iyi şey olan Gattaca’da çok önemli yer tutar, Vincent ve Anton arasındaki yüzme yarışları. Kendi aralarında “ödlek oyunu” oynarlar. Daha uzağa giden cesur sayılırken, geride kalan ödlek oluyor. Ve kalbinden rahatsızlığı bulunan, tamamen doğal yöntemlerle dünyaya gelmiş olan Vincent hep ödlek olarak kalıyor. Doğal yöntemlerle dünyaya gelen Vincent ile bilimin yarattığı Anton arasındaki yarışı Vincent sadece bir defa kazanıyor ve ona empoze edildiği gibi güçsüz birisi olmadığını anlıyor. İşte bu her şeyi mümkün kılıyor.</p>
<p class="MsoNormal">Yıllardır hayalini kurduğu Gattaca’ya giren Vincent, uçuşuna bir hafta kala işlenen bir cinayetin zanlılarından birisi haline geliyor. Cinayeti araştıran dedektiften, gerçek kimliği ifşa olmasın diye köşe bucak kaçan Vincent, katilin ortaya çıkmasının ardından bu hırslı dedektifin kim olduğunu öğrenme gereği duyuyor.</p>
<p class="MsoNormal">The Confrontation ve The Other Side olarak bilinen sahnelerde doğal ile yapay olanın savaşına bir kez daha tanık olurken, Vincent’ın çocukluğundan beri hayalini kurduğu tek şeyi nasıl başardığını da öğrenmiş oluyoruz.</p>
<p class="MsoNormal">Vincent parmak ucundan kan numunesi vererek turnikeden geçer ve ofise doğru ilerler. Masasında tanımadığı birisi vardır. İçeri girer. Ofiste ikisinden başka kimse yoktur. Masasında oturan kişiye doğru ilerler. Masada oturan ve sırtı Vincent’a dönük olan kişi ayak seslerinin susmasının ardından seslenir;</p>
<p class="MsoNormal"><strong>Anton</strong>: Vincent?</p>
<p class="MsoNormal">Vincent tepki vermez. Anton arkasını dönüp ayağa kalkar. Şaşkındır.</p>
<p class="MsoNormal"><strong>Anton</strong>: Tanrım, değişmişsin. Kardeşini tanımadın mı?</p>
<p class="MsoNormal"><strong>Vincent</strong>: Kardeş miyiz biz?</p>
<p class="MsoNormal"><strong>Anton</strong>: Anne babamız senin öldüğünü sanarak öldüler. Benim şüphelerim vardı.</p>
<p class="MsoNormal"><strong>Vincent</strong>: Burada ne yapıyorsun?</p>
<p class="MsoNormal"><strong>Anton</strong>: Burada olmaya hakkım var. Peki ya senin? Hayır, yok?</p>
<p class="MsoNormal">Anton, Vincent’ın üzerine doğru yürümeye başlar. Vincent ufak adımlarla gerisin geriye gider.</p>
<p class="MsoNormal"><strong>Vincent</strong>: Buna inanmış gibisin. Cinayeti ben işlemedim. Düş kırıklığına uğramış olmalısın.</p>
<p class="MsoNormal"><strong>Anton</strong>: Sahtekarlık yaptın. Başın dertte. Seni buradan kurtarabilirim.</p>
<p class="MsoNormal">Dururlar.</p>
<p class="MsoNormal"><strong>Vincent</strong>: (Öfkelenir.) Buraya gelmek için savaştım!</p>
<p class="MsoNormal"><strong>Anton</strong>: Gidebileceğin kadar gittin. Benimle gel, şimdi!</p>
<p class="MsoNormal"><strong>Vincent</strong>: Daha gidilecek bir milyon mil var.</p>
<p class="MsoNormal">Anton: Buraya kadardı!</p>
<p class="MsoNormal"><strong>Vincent</strong>: Benim başarısız olduğumu görerek mi başarılı olacaksın?</p>
<p class="MsoNormal"><strong>Anton</strong>: Beni dinle!</p>
<p class="MsoNormal"><strong>Vincent</strong>: (Daha da öfkelenir. Anton’a doğru birkaç adım atar.) Tanrım! Şimdi de neyi yapıp neyi yapmayacağımı mı söyleyeceksin? Kurtarılmaya ihtiyacım yok. Ama senin bir kez vardı (Bir kez kazandığı ve kardeşini boğulmaktan kurtardığı ödlek oyununa gönderme yapar.) Bunu nasıl açıklarsın?</p>
<p class="MsoNormal"><strong>Anton</strong>: Beni yenmedin. Kendim yenildim.</p>
<p class="MsoNormal"><strong>Vincent</strong>: Kimi kandırmak istiyorsun?</p>
<p class="MsoNormal"><strong>Anton</strong>: Kanıtlamamı ister misin?</p>
<p class="MsoNormal"><strong>Vincent</strong>: Önemli değil, Anton. Unutuldu hepsi.</p>
<p class="MsoNormal"><strong>Anton</strong>: Sana kanıtlayacağım. (Öfkelenir.) Kanıtlamamı ister misin?! Sana kanıtlayacağım!</p>
<p class="MsoNormal"><strong>Vincent</strong>: Evet, isterim.</p>
<p class="MsoNormal">Sahile kesme yapılır. Soyunduktan sonra dalgalara karşı yüzmeye başlarlar. İlk önce başa baş giderken bir süre sonra Vincent arayı birkaç metre açar.</p>
<p class="MsoNormal"><strong>Anton</strong>: (Kulaç atmayı bırakır.) Vincent! Vincent! Sahil nerede? Çok uzaklaştık!</p>
<p class="MsoNormal"><strong>Vincent</strong>: (Kulaç atmayı bırakıp arkasını döner.) Bırakıyor musun?</p>
<p class="MsoNormal"><strong>Anton</strong>: Çok uzaklaştık!</p>
<p class="MsoNormal"><strong>Vincent</strong>: Bırakıyor musun?</p>
<p class="MsoNormal"><strong>Anton</strong>: Hayır!</p>
<p class="MsoNormal">Tekrar kulaç atmaya başlarlar. Anton, Vincent’a yetişir. Fakat Vincent arayı tekrar açar.</p>
<p class="MsoNormal"><strong>Anton</strong>: (Kulaç atmayı bırakır.) Vincent! Bunu nasıl yapıyorsun, Vincent?! Bunları nasıl yaptın? Geri dönmeliyiz.</p>
<p class="MsoNormal"><strong>Vincent</strong>: Hayır. Öbür tarafa yaklaştık.</p>
<p class="MsoNormal"><strong>Anton</strong>: İkimizi de boğduracak mısın?</p>
<p class="MsoNormal"><strong>Vincent</strong>: Nasıl yaptığımı öğrenecek misin? İşte böyle yaptım. Geriye yüzmek için hiçbir şey bırakmadım.</p>
<p class="MsoNormal">Bir süre bakışırlar. Sonra Anton arkasını dönerek sahile doğru yüzmeye başlar. Vincent, onun gidişini seyreder. Anton sisin içinde kaybolunca Vincent da sahile doğru yüzmeye başlar.</p>
<p class="MsoNormal">Bilim adamlarının yarattığı Anton’un kulaç atmaya gücü yetmez ve suya batmaya başlar. Sisin içinden çıkan “doğal insan” Vincent çevrede kimseyi göremez ve suyun altına dalarak, kardeşi Anton’u boğulmaktan kurtarır. Sahile doğru sırtüstü yüzürken içine girdikleri sis bulutu dağılır ve gökyüzündeki yıldızları rahatça görür hale gelir.</p>
<p class="MsoNormal">“Derler ki, bedenizimdeki her atom eskiden bir yıldızın parçasıydı… Belki de eve gidiyorum.”</p>
<div class="shr-publisher-445"></div><!-- Start Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic -->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tramvayduragi.com/gattaca-the-other-side/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>The Breakfast Club</title>
		<link>http://www.tramvayduragi.com/the-breakfast-club/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=the-breakfast-club</link>
		<comments>http://www.tramvayduragi.com/the-breakfast-club/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 30 Oct 2008 02:23:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Akin Cetin</dc:creator>
				<category><![CDATA[O Sahne]]></category>
		<category><![CDATA[Replikler]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[1985]]></category>
		<category><![CDATA[amerika]]></category>
		<category><![CDATA[john hughes]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tramvayduragi.com/?p=122</guid>
		<description><![CDATA[Aynı okulda okuyan beş genç hafta içi işledikleri çeşitli suçlar yüzünden cumartesi gününü okul kütüphanesinde cezalı olarak geçireceklerdir.  Ortak noktaları bulunmayan bu gençler ilk başlarda doğal olarak konuşmak yerine tartışmaya, birbirlerine sataşmaya başlarlar. Sporcu Andy, çalışkan Brian, serseri John, kraliçe Claire ve garip Allison hiçbir şey yapmadan vaktin ölmesini beklerken okulun müdürü Richard elinde kağıtlarla [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<!-- Start Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><p style="center;"><a href="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/the-breakfast-club.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-123 aligncenter" src="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/the-breakfast-club-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a></p>
<p>Aynı okulda okuyan beş genç hafta içi işledikleri çeşitli suçlar yüzünden cumartesi gününü okul kütüphanesinde cezalı olarak geçireceklerdir.  Ortak noktaları bulunmayan bu gençler ilk başlarda doğal olarak konuşmak yerine tartışmaya, birbirlerine sataşmaya başlarlar.</p>
<p>Sporcu Andy, çalışkan Brian, serseri John, kraliçe Claire ve garip Allison hiçbir şey yapmadan vaktin ölmesini beklerken okulun müdürü Richard elinde kağıtlarla gelerek onlara o gün neden orada bulunduklarını ve kendileri hakkındaki düşüncelerini anlatmalarına dair ödev verir. Akşama kadar vakitleri olan gençler ödevlerini yapmak yerine ot çekmeye, sohbet etmeye başlarlar. Aralarındaki samimiyet ilerledikçe de birbirlerine sıcak davranmaya, ailelerinden bahsetmeye ve neden ceza aldıklarına dair konuşmaya başlarlar.</p>
<p>Kariyeri gençlik, aile, komedi türleri arasında dolanıp duran John Hughes&#8217;ın 1985 yılında yönettiği ikinci uzun metraj filminde Emilio Estevez, Judd Nelson, Anthony Michael Hall, Molly Ringwald ve Ally Sheedy oynuyorlar. Okula giriş çıkışları saymazsak tamamı kapalı mekanda geçen film, arkasına başarılı oyunculukları ve sağlam diyalogları da alarak sapasağlam ayakta duruyor.</p>
<p>Bütün gençler dinlenmek için bir kenara yığıldıklarında sporcu Andy neden orada olduğunu anlatmaya başlar. Filmin ikinci yarısında gerçekleşen bu sahnede bizler, oğlunu oyun hamuru sanan bir babanın onu sokmak istediği kalıba girmesi konusunda biraz da olsa başarılı olduğunu ve gencin bu durum karşısındaki pişmanlığını anlarız.</p>
<p>Andy: Buraya gelmek için ne yaptığımı biliyor musunuz?</p>
<p>Diğerleri &#8220;Hayır&#8221; anlamında başlarını sallarlar.</p>
<p>Andy: Larry Lester&#8217;ın kalçalarını birbirine bantladım.</p>
<p>Brian: (Şaşırır) O sen miydin?</p>
<p>Andy: Evet. Onu tanıyor musun?</p>
<p>Brian: Evet. Tanıyorum.</p>
<p>Andy: O zaman ne kadar kıllı olduğunu da bilirsin, değil mi? Ve biri bantı çektiği zaman kılların çoğu çıktı, biraz derisi bile.</p>
<p>Claire: Aman Tanrım!</p>
<p>Andy: Garip olan şey şu ki bunu bizim ihtiyar için yaptım. O zavallıya eziyet ettim. Çünkü babamın benim sıkı birisi olduğumu düşünmesini istedim. O, bu tür bir kabalığa alışmış. Birilerine zarar vermezsem hakkımda düş kırıklığına uğrayacağını düşündüm. Yani bu durumdan kurtulmam gerekiyordu ve Larry bana bu olanağı verdi. Bunun için gerçekten çok üzgünüm. Yani&#8230; Ben aslında Larry&#8217;ye bunu yapmak istememiştim. O zayıf ve sıska biridir. Sonra, babam ve onun zayıflık konusuna yaklaşımını düşünmeye başladım. Sonra da yaptığım ilk iş Larry&#8217;nin üzerine atlamak oldu. Ona vurmaya başladım. Ben vurdukça arkadaşları güldüler ve beni alkışladılar. Her şey bittikten sonra Vernon&#8217;ın odasında oturmuş beklerken düşündüğüm tek şey Larry&#8217;nin babası ve onun evine gidişiydi. Babasına bütün olanları anlatacaktı. Ve aşağılanma&#8230; Bütün hissettiği şey aşağılanma olmalı. Bütün bunlar gerçek olamaz. Yani böyle bir şey için nasıl özür dileyebilrsin ki? Bu mümkün değil. Hepsi benim ve bizim ihtiyarın yüzünden. Tanrım! Ondan nefret ediyorum! Bu&#8230; Bu sanki şey gibi&#8230; Sanki aptal bir makine ve ben onunla hiçbir şeyi anlamlandıramıyorum. &#8216;Andrew! Her zaman birinci olmalısın! Aile içinde kaybedenlere yer yoktur! Çok beceriksizsin! Kazan! Kazan! Kazan! Kazan!&#8217; Pislik herif! Ondan nefret ediyorum!.. Bazen dizimi sakatlamak istiyorum, biliyor musunuz? Böylece artık güreş yapamam. O da benim peşimi bırakır.</p>
<p><strong>akincetin@tramvayduragi.com</strong></p>
<div class="shr-publisher-122"></div><!-- Start Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic -->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tramvayduragi.com/the-breakfast-club/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Good Will Hunting &#8211; 21.10.1975</title>
		<link>http://www.tramvayduragi.com/good-will-hunting-21101975/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=good-will-hunting-21101975</link>
		<comments>http://www.tramvayduragi.com/good-will-hunting-21101975/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 03 Jul 2008 20:32:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Akin Cetin</dc:creator>
				<category><![CDATA[O Sahne]]></category>
		<category><![CDATA[Replikler]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[ben affleck]]></category>
		<category><![CDATA[good will hunting]]></category>
		<category><![CDATA[gus van sant]]></category>
		<category><![CDATA[matt damon]]></category>
		<category><![CDATA[oscar]]></category>
		<category><![CDATA[robin william]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tramvayduragi.com/?p=58</guid>
		<description><![CDATA[Gus Van Sant&#8217;a şimdilik ilk ve tek Oscar adaylığı getiren film, Matt Damon-Ben Affleck ikilisine en iyi orijinal senaryo, Robin Williams&#8217;a da en iyi yardımcı erkek oyuncu Oscar&#8217;ını kazandırdı. Matt Damon senaryoya kendi yaşadıklarından da bir şeyler katmış. Ayrıca senarist ikili filmi kesinlikle Gus Van Sant&#8217;ın yönetmesini istemiş. Hatta yapımcı şirketin sahibiyle laf dalaşına bile [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<!-- Start Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><p style="text-align: center;"><a href="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/good-will-hunting-1.jpg"><img class="size-medium wp-image-59 aligncenter" src="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/good-will-hunting-1-300x200.jpg" alt="" width="300" height="200" /></a></p>
<p>Gus Van Sant&#8217;a şimdilik ilk ve tek Oscar adaylığı getiren film, Matt Damon-Ben Affleck ikilisine en iyi orijinal senaryo, Robin Williams&#8217;a da en iyi yardımcı erkek oyuncu Oscar&#8217;ını kazandırdı. Matt Damon senaryoya kendi yaşadıklarından da bir şeyler katmış. Ayrıca senarist ikili filmi kesinlikle Gus Van Sant&#8217;ın yönetmesini istemiş. Hatta yapımcı şirketin sahibiyle laf dalaşına bile girmişler. Çünkü yapımcı, filmi yönetmesi için Chris Columbus&#8217;a teklif götürmüş. Columbus senaryoyu iki kere okumuş fakat teklifi kabul etmemiş. Sonunda senarist ikilimizin istediği olmuş ve projenin başına Van Sant getirilmiş&#8230;</p>
<p>Çocukluğu yetimhanede geçmiş olan Will iyi bir üniversitenin temizlik görevlilerinden birisidir. Profesör Lambeau&#8217;nun koridordaki tahtaya çizdiği ve çözene ödüller vaad ettiği problemleri geceleri gizlice çözmektedir&#8230; Will, giriştiği kavgalardan birinde polise saldırır ve nezarete atılır. Problemleri çözen kişinin Will olduğunu anlayan Profesör ise kendi denetimi altında Will&#8217;ın serbest bırakılmasını sağlar. Ancak iki şartı vardır. Zorlu matematik problemlerini çözmesinde kendisine yardımcı olacaktır ve bir psikoloğa görünecektir. Will önceleri psikolog olayına sıcak bakmasa da Sean gibi birisi karşısına çıkınca kendisini teslim eder.</p>
<p>Aşağıdaki sahnede ise iki arada kalan Will gitmesi gereken yolu büyük ölçüde belirliyordu. Ayrıca insanın kulağına ömür boyu küpe olacak diyaloglar yaşanıyordu. Bazı utangaç, odun, özgüven eksikliği yaşayan, cananı görünce kalbi göğüs kafesine abanan seyircilere ise hoşlanılan kıza açılmanın tüyolarını veriyordu. Tutup da seyircinin yerine konuşmuyordu ama en azından fiştekliyordu (Seyirci bu filmi ilk defa ergenlik çağında izlemiş. Orta son &#8211; lise bir falan Evet. Yuh!)</p>
<p>-Sean&#8217;ın Odası-</p>
<p>Will: Dün akşam kitabını okudum.</p>
<p>Sean: Ah! Demek sendin.</p>
<p>Will: (Gülümser) Hala savaş gazilerine psikologluk mu yapıyorsun?</p>
<p>Sean: Hayır. Yapmıyorum.</p>
<p>Will: Neden?</p>
<p>Sean: Eşim hastalanınca bunu bıraktım.</p>
<p>Will: Eşinle hiç tanışmasaydın nasıl bir hayatın olur diye düşündün mü? Bunu hiç merak ettin mi?</p>
<p>Sean: Yani, hayatım daha iyi olur anlamında mı?</p>
<p>Will: Hayır, hayır. Onu kastetmedim. O anlamda söylemedim. O anlamda söylemedim.</p>
<p>Sean: Önemli değil, önemli değil. Çok önemli bir soru. Çünkü yaşayacağın kötü günler yaşadığın iyi günleri fark etmeni sağlar.</p>
<p>Will: Pişmanlık duymadın mı? Yani evlendiğin için.</p>
<p>Sean: Neden? Şu anda acı çektiğim için mi? Pişman olduğum çok şey yaptım. Ama eşimle geçirdiğim hiçbir gün için pişman değilim.</p>
<p>Will: Onun hayatının kadını olduğunu ne zaman anladın peki?</p>
<p>Sean: 21 Ekim 1975&#8242;te.</p>
<p>Will: Tanrı aşkına! Bunu biliyor musun yani?</p>
<p>Sean: Ah! Evet. Dünya serisinin altıncı maçıydı. Red Sox&#8217;ların büyük maçını hatırlar mısın?</p>
<p>Will: Evet. Tabii ki.</p>
<p>Sean: Arkadaşlarım ve ben bilet almak için kaldırımda sabahlamıştık.</p>
<p>Will: Bilet mi bulmuştun?</p>
<p>Sean: Evet. Maçın olduğu gün bir barda oturmuş vakit öldürüyorduk. Ve içeri bir kız girdi. Müthiş bir maçtı. Altıncı devrede skor 6-6 berabereydi. 12. devrede Carlton Fisk vuruş için sahaya girdi. Bekliyorduk. Onun vuruş için nasıl hazırlandığını bilirsin.</p>
<p>Will: Evet. Evet, evet!</p>
<p>Sean: Bir vuruşta topu uçuruyor. Gidiyor, gidiyor. Otuz beş bin taraftarı ayağa kaldırıyor. Herkes çılgınca alkışlıyor. Fisk koşarken kalabalığı coşkuyla selamlıyor.</p>
<p>Will: (Heyecanla ayağa kalkar. Sean zaten ayaktadır.) Evet! Evet!</p>
<p>Sean: Hadi, hadi! Ve sonra top direğe çarpıyor. Çılgınca coşuyoruz. Otuz beş bin taraftar ayağa kalkıyor. Bilirsin, değil mi?</p>
<p>Will: Evet. Alan çizgisinde koşmaya başlamıştı.</p>
<p>Sean: Koşarak kaleleri geçiyordu. Evet, o da koşuyor, koşuyor!</p>
<p>Will: O maçı stadyumda izlediğine hala inanamıyorum. Maçtan sonra sahaya indin mi peki?</p>
<p>Sean: Hayır. Nasıl inecektim ki? Ben orada değildim.</p>
<p>Will: Ne?!</p>
<p>Sean: Değildim. Bir barda oturmuş, müstakbel karımla içiyordum.</p>
<p>Will: Fisk&#8217;in satısını kaçırdın mı yani?</p>
<p>Sean: Evet.</p>
<p>Will: Hiç tanımadığın bir kızla içki içmek için mi?</p>
<p>Sean: Evet. Ama onu görmeliydin. Müthiş bir kızdı.</p>
<p>Will: Umrumda değil. Bunu nasıl yaparsın?</p>
<p>Sean: Hayır, hayır. Onu bırakamazdım.</p>
<p>Will: Ah, hayır! Ben böyle bir şeye asla inanamazdım!</p>
<p>Sean: Harika bir şeydi!</p>
<p>Will: Aman Tanrım! Arkadaşların bunun için bir şey yapmadılar mı peki? Aman Tanrım! Buna inanamıyorum!</p>
<p>Sean: Bir şey yapamazlardı.</p>
<p>Will: Peki onlara ne söyledin?</p>
<p>Sean: Biletimi masaya koydum ve &#8220;Üzgünüm çocuklar. Gidip bir kızı görmem gerekiyor&#8221; dedim.</p>
<p>Will: (Alaycı bir şekilde güler) &#8220;Gidip bir kızı görmem gerekiyor&#8221; mu dedin?</p>
<p>Sean: Evet.</p>
<p>Will: Böyle mi söyledin? Bunu yanına bıraktılar mı yani?</p>
<p>Sean: Evet. Ne kadar ciddi olduğumu görmüşlerdi.</p>
<p>Will: Şaka yapıyorsun.</p>
<p>Sean: Şaka yapmıyorum evlat. Maçı izlemiş olsaydım şimdi yirmi yıl önce barda gördüğüm ve yanına gidip tanışmadığım için pişman olduğum bir kızdan bahsediyor olurduk. Evli olduğumuz on sekiz yıldan pişman değilim. Hastalandığında altı yıl işimden uzak kaldığım için de pişman değilim. Hiçbir şey için&#8230; Sevmek pişmanlık duymamaktır. Beni anladın mı?</p>
<p>Will: Vay be!.. Yine de izlemek fena olmazdı bence.</p>
<p>Sean: Bu kadar heyecanlı olacağını bilmiyordum.</p>
<p><strong>akincetin@tramvayduragi.com</strong></p>
<div class="shr-publisher-58"></div><!-- Start Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic -->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tramvayduragi.com/good-will-hunting-21101975/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>A Guide to Recognizing Your Saints &#8211; Did You Love Me Dad?</title>
		<link>http://www.tramvayduragi.com/a-guide-to-recognizing-your-saints-did-you-love-me-dad/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=a-guide-to-recognizing-your-saints-did-you-love-me-dad</link>
		<comments>http://www.tramvayduragi.com/a-guide-to-recognizing-your-saints-did-you-love-me-dad/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 27 Jun 2008 10:45:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Akin Cetin</dc:creator>
				<category><![CDATA[O Sahne]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[a guide to recognizing your saints]]></category>
		<category><![CDATA[chazz palminteri]]></category>
		<category><![CDATA[dito montiel]]></category>
		<category><![CDATA[robert downey jr]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tramvayduragi.com/?p=53</guid>
		<description><![CDATA[Dito Montiel&#8217;in biyografisinden yine kendisinin senaryolaştırıp yönettiği, içinde birçok vurucu sahneyi barındıran, seyirciye tekme tokat girişen etkileyici ilk filmi. Genç Dito ailesini ve çevresindeki her şeyi terk etmek istemektedir. Ardı ardına gelişen boğucu birçok olaydan sonra isteğini gerçekleştiren, ailesini, dostlarını, tüm çevresindekileri terk eden Dito 15 yıl sonra arkadaşı Nerf&#8217;ten telefon alır. Nerf, Dito&#8217;nun babasının [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<!-- Start Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><p style="text-align: center;"><a href="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/hakk.jpg"><img class="size-medium wp-image-54" src="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/hakk-300x214.jpg" alt="" width="300" height="214" /></a></p>
<p>Dito Montiel&#8217;in biyografisinden yine kendisinin senaryolaştırıp yönettiği, içinde birçok vurucu sahneyi barındıran, seyirciye tekme tokat girişen etkileyici ilk filmi. Genç Dito ailesini ve çevresindeki her şeyi terk etmek istemektedir. Ardı ardına gelişen boğucu birçok olaydan sonra isteğini gerçekleştiren, ailesini, dostlarını, tüm çevresindekileri terk eden Dito 15 yıl sonra arkadaşı Nerf&#8217;ten telefon alır. Nerf, Dito&#8217;nun babasının çok hasta olduğunu, evine geri dönüp onu hastaneye götürmesi gerektiğini söyler. 15 yıl sonra gençliğinin geçtiği mahalleye geri dönen Dito ilk seferde babasıyla istediği etkileşimi tutturamaz. Evde, aralarında geçen tartışmadan habersiz olan gençlik aşkı Laurie, Dito&#8217;yu evden kaçmasıyla birlikte anne-babasını öldürmekle suçlar. Laurie&#8217;ye göre Dito&#8217;nun tek erkeksi yanı iki bacağı arasındaki şeydir. Onu da kuyruk misali bacak arasına alıp yıllar önce ailesini geride bırakarak kaçmıştır Dito. Laurie&#8217;nin sinir bozucu konuşması yüzünden tepesi atan Dito babasıyla tekrar konuşmaya karar verir.</p>
<p>Eve kesme yapılır. Dito kapıyı sertçe açarak içeri girer ve yatmakta olan hasta babasının karşısına dikilir.</p>
<p>Dito: Hastaneye gidiyoruz. Annem nerede? Anne! Nerede o?</p>
<p>Monty: Neden gitmiyorsun? Git bu evden.</p>
<p>Dito: Beni hiç sevdin mi?</p>
<p>Monty: Sana git dedim.</p>
<p>Dito: Baba, beni sevdin mi sevmedin mi? Bunu öğrenmek istiyorum. Hadi, yalan da olsa sevdiğini söyle. Söyle de kendimi bir paçavra gibi hissedeyim. Beni sevdin mi sevmedin mi..? Cevap versene!</p>
<p>Monty: Bir baba daima&#8230;</p>
<p>Dito: Bir baba değil! Sen!</p>
<p>Dito arkasını dönerek ağlamaya başlar. O sırada annesi içeri girer.</p>
<p>Monty: Elbette sevdim. Seni son gördüğümde söylemiştim bunu. Seni seviyorum Dito. Tamam mı? Sen benim oğlumsun. Seninle gurur duyuyorum. Ama Antonio&#8230; Ona bunu söyleyecek kimse yok.</p>
<p>Arabanın içine kesme yapılır. Gelip geçen arabaları görür, yolu seyrederiz. Görüntülerin üstüne Monty&#8217;nin sesi düşer. Dito&#8217;yu son gördüğü zaman söyledikleri tekrarlanır.</p>
<p>Monty: Yarın okula gitme. Kimliğini de al ve Mike&#8217;la birlikte Antonio&#8217;yu ziyarete gidin. Mike iyi bir çocuk.</p>
<p>Robert Downey Jr. ile Chazz Palminteri&#8217;nin karşılıklı döktürdükleri bu sahne filmin en önemli sahnelerinden birisidir. Eğer babanızla hassas bir ilişkiniz varsa göz yaşlarınızın biriktiği baraj kapağı ardına kadar açılacaktır.</p>
<p><strong>akincetin@tramvayduragi.com</strong></p>
<div class="shr-publisher-53"></div><!-- Start Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic -->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tramvayduragi.com/a-guide-to-recognizing-your-saints-did-you-love-me-dad/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>The Purple Rose of Cairo</title>
		<link>http://www.tramvayduragi.com/the-purple-rose-of-cairo/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=the-purple-rose-of-cairo</link>
		<comments>http://www.tramvayduragi.com/the-purple-rose-of-cairo/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 11 Jun 2008 09:37:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Nezaket Kartal</dc:creator>
				<category><![CDATA[O Sahne]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Woody Allen]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tramvayduragi.com/?p=35</guid>
		<description><![CDATA[“Sen bu filmi çok seviyor olmalısın” Sinemanın, hayallerin hayatı değiştirebilme gücüne dair çok güzel bir film bu. Filmin öyle bir sahnesi var ki, benim için ve eminim filmleri çok seven insanlar için pek çok şey ifade ediyor. Tom Baxter karakterinin perdeden Cecilia’ya baktığı, sonra bir kez daha bakıp perdeden çıkarak yanına geldiği sahne. Bu, hem [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<!-- Start Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><p style="text-align: center;"><a href="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/PurpleRoseofCairo.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-1503" title="PurpleRoseofCairo" src="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/PurpleRoseofCairo.jpg" alt="" width="240" height="212" /></a></p>
<p class="MsoNormal">“Sen bu filmi çok seviyor olmalısın”</p>
<p class="MsoNormal">Sinemanın, hayallerin hayatı değiştirebilme gücüne dair çok güzel bir film bu. Filmin öyle bir sahnesi var ki, benim için ve eminim filmleri çok seven insanlar için pek çok şey ifade ediyor. Tom Baxter karakterinin perdeden Cecilia’ya baktığı, sonra bir kez daha bakıp perdeden çıkarak yanına geldiği sahne. Bu, hem seyirciyi hem de filmi pasif konumlarından çıkarıp ikisini de birbirinin gerçek birer parçası haline getiren bir sahne.</p>
<p class="MsoNormal">Filmin 18. dakikasında Tom Baxter filmde “Sizin gibi güzel insanlarla tanıştım” repliğini söyledikten sonra salona bakar. Sonra sanki dayanamayıp tekrar bakar ve salondaki Cecilia’ya “sen bu filmi çok seviyor olmalısın” der. Cecilia şaşırır. “Ben mi, yani ben mi?” “Evet sen bütün gün buradaydın.” Sinemadan yükselen “müdürü çağıralım”, filmden de “filme dön” bağrışmaları arasında Tom Baxter perdeden çıkar, Cecilia’ya “Adın ne?” diye sorar. “Hadi konuşabileceğimiz bir yere gidelim” der ve Cecilia’nın “Ama sen filmdesin” itirazlarına aldırmaz, elinden tutar ve salondan çıkarlar.</p>
<p class="MsoNormal">Bir dakikalık muhteşem bir sahne bu. Cecilia’nın durmadan gittiği ve artık ezbere bildiği filmde ezber bozan bir sahne. Sanki her filme girişi bir dilekmiş ve sonunda çok istediği için dileği gerçek olmuş hissi uyandırıyor insanda. Bu sahne hem sinemaya dair çok şey söylüyor, hem de çok romantik. Tom Baxter’ın Cecilia’ya iki kez baktıktan sonra perdeden çıkıp adını sorduğu sahnede ters ışık kullanmış Woody Allen, Tom Baxter’ın silueti görünüyor burda, ve sanki salonda gerçeği de sinemalaştırıyor yönetmen. Bu sahnenin bir başka önemi de bundan sonra filmle gerçek arasında bir gidiş gelişi de başlatıyor olması. Cecilia’nın perdeye girmesinin de yolu açılmış oluyor böylece. Sinema ve gerçek arasında bir yolculuk başlıyor. Filmlerin gerçekliğine inanan benim gibi birine şöyle bir anlam da ifade ediyor bu sahne; bu filmden sonra artık gizli bir beklentim var filmlere dair, ne kadar çok izlersem sonunda gerçek olur umudunu sanki biraz taşıyorum hep.</p>
<p class="MsoNormal">nezaket@tramvayduragi.com</p>
<div class="shr-publisher-35"></div><!-- Start Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic -->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tramvayduragi.com/the-purple-rose-of-cairo/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Scener ur ett aktenskap</title>
		<link>http://www.tramvayduragi.com/scener-ur-ett-aktenskap/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=scener-ur-ett-aktenskap</link>
		<comments>http://www.tramvayduragi.com/scener-ur-ett-aktenskap/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 11 Jun 2008 08:20:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Nezaket Kartal</dc:creator>
				<category><![CDATA[O Sahne]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Ingmar Bergman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tramvayduragi.com/?p=30</guid>
		<description><![CDATA[Ingmar Bergman’ın yaklaşık üç saat süren kadın erkek ilişkilerine dair başyapıtı. Birbirinden güzel ve delirtici sahnesi var filmin, ama benim için birinin yeri ayrı. Taredalen (Gözyaşı Vadisi) bölümün adı. Johan ve Marianne’ın ayrılmalarının üzerinden 6 ay geçmiştir. Johan arayıp görüşmek istemiş ve Marianne’in evinde buluşmuşlardır, heyecan, kıskançlık ve karşılıklı suçlamalar sonrasında yine aynı gel git’i [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<!-- Start Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><p class="MsoNormal" style="text-align: center;"><a href="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/marianne.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-32 aligncenter" title="marianne" src="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/marianne-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a></p>
<p class="MsoNormal">Ingmar Bergman’ın yaklaşık üç saat süren kadın erkek ilişkilerine dair başyapıtı. Birbirinden güzel ve delirtici sahnesi var filmin, ama benim için birinin yeri ayrı. Taredalen (Gözyaşı Vadisi) bölümün adı. Johan ve Marianne’ın ayrılmalarının üzerinden 6 ay geçmiştir. Johan arayıp görüşmek istemiş ve Marianne’in evinde buluşmuşlardır, heyecan, kıskançlık ve karşılıklı suçlamalar sonrasında yine aynı gel git’i yaşarlar. Marianne boşanmak ister, ama Johan biraz daha beklemek yanlısıdır. Yemek yerler, Johan’ın sevişmek isteğini Marianne reddeder, kendisi de istemesine rağmen gözyaşları ve özlemle onu düşünmek istemediğini söyler. Bundan sonra psikiyatristinin tavsiyesine uyarak yazdığı satırları okur Johan’a. Bu satırlar neden böyle olduğunu anlamaya çalışan, bahaneler uydurup kimliğine gerekçeler bulmak yerine sadece kendini tanımaya çalışan bir insanın çırpınışıdır. Şimdiye kadar ne istediğini kendisine sormamış bir insanın geç kalmış çığlığıdır onlar ve bence filmin en güzel anlarıdır. Bergman, Marianne’nin yüzüne zoom yapar. Eski fotoğraflarının üzerine Marianne’in sesi düşer. Filmin en etkileyici sahnelerinden biri gerçekleşir.</p>
<p class="MsoNormal">“Dönüp eski sınıf fotoğraflarıma baktım. 10 yaşımdaydım. Daha önce gözümden kaçan bir şeyi fark eder gibi oldum. Şaşkınlık içinde kabul etmeliyim ki kim olduğumu bilmiyorum. Hiçbir fikrim yok. Her zaman bana söylenenleri yaptım. Kendimi bildim bileli hep söz dinleyen uyumlu biri oldum. Küçük bir kızken kendimi kanıtlamak için birkaç kez patlama yaşadığımı hatırlıyorum. Ama annemin ibret olsun diye bu patlamaların sonrasında beni katı şekilde cezalandırdığını hatırlıyorum. Ben ve kardeşlerim uyumlu olacak şekilde yetiştirildik.</p>
<p class="MsoNormal">Uyumlu ve kaba sabaydım. Bu bana sık sık hatırlatılırdı. Kısa zamanda düşündüklerimi paylaşmaz ve beklendiği gibi görünürsem ödüllendirileceğimi fark ettim. Gerçek kandırmacaysa ergenlikte başladı. Bütün duygularım, düşüncelerim erotizmle kuşatılmıştı. Ama bundan aileme hiç bahsetmedim. Aslında hiç kimseye bahsetmedim. Oyunculuk, ketumluk benim ikinci kişiliğim oldu. Babam kendisi gibi avukat olmamı istedi, oyuncu olmak istediği ima ettim. Ya da hiç değilse tiyatroyla ilgilenmek istediğimi. Bana güldüler. Bu böylece sürdü. Başka insanlarla ilişkilerimde, erkeklerle ilişkilerimde aynı ikiyüzlülük… Kurallara uymak için hep aynı çaba… Ve hiçbir zaman ben ne istiyorum diye düşünmedim. Hep karşımdaki erkek ne istememi ister diye düşündüm.</p>
<p class="MsoNormal">Önceleri inandığımın aksine bu bencil olmamak değil, bu sadece korkaklık. Ve bu korkaklık kim oluğumu bilmememden kaynaklanıyor. Hiçbir zaman kim olduğumu bilmedim. Sadece başkalarının isteklerine göre yaşadım. Kendi isteklerimi hiç umursamadım. Hatamız ailelerimizin boyunduruğundan kurtulamamak, kendi koşullarımızla anlamlı bir şeyler yaratamamak oldu. Her zaman aynı hatayı yaptık. Ailelerimiz için yaşadık.”</p>
<p class="MsoNormal">Marianne okumayı bırakıp Johan’a döner, ama o uyumaktadır.</p>
<p class="MsoNormal">Birbirleriyle gerçek iletişim kuramayan birbirlerini kırmadan konuşamayan iki kişi gerçek bir iletişim anını böyle kaçırırlar. Johan karısını tanıma ve belki anlama anını ıskalar. Marianne kendini aşık olduğu adama en gizli yanlarıyla açar, ama hala ona ulaşamaz. Bu belki söylenenlerden ya da birbirilerine yaptıklarından bile daha büyük yara açar. Bu nedenle çok önemli bir sahne bu film için, en açık oldukları anlarda bile birbirlerine ulaşamayan iki insanın acısı da büyük olur. Bizim de film boyunca onlarla acı çekmekten ve delirmekten başka bir şansımız yoktur.</p>
<p class="MsoNormal">nezaket@tramvayduragi.com</p>
<div class="shr-publisher-30"></div><!-- Start Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic -->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tramvayduragi.com/scener-ur-ett-aktenskap/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

