<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Tramvay Durağı &#187; Film İnceleme</title>
	<atom:link href="http://www.tramvayduragi.com/category/sinema/film-inceleme/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.tramvayduragi.com</link>
	<description>Göğe Bakma Durağı..</description>
	<lastBuildDate>Wed, 08 Feb 2012 22:27:07 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Alacakaranlık Efsanesi: Şafak Vakti Bölüm 1 / Twilight Saga: Breaking Dawn Part 1</title>
		<link>http://www.tramvayduragi.com/alacakaranlik-efsanesi-safak-vakti-bolum-1-twilight-saga-breaking-down-part-1/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=alacakaranlik-efsanesi-safak-vakti-bolum-1-twilight-saga-breaking-down-part-1</link>
		<comments>http://www.tramvayduragi.com/alacakaranlik-efsanesi-safak-vakti-bolum-1-twilight-saga-breaking-down-part-1/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 20 Nov 2011 21:13:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Buse Fazlıoğlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Film İnceleme]]></category>
		<category><![CDATA[Haftanın Filmi]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Alacakaranlık Efsanesi: Şafak Vakti Bölüm 1 / Twilight Saga: Breaking Down Part 1]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tramvayduragi.com/?p=7152</guid>
		<description><![CDATA[Nihayet 18 Kasım geldi, gösterim tarihinden 3 hafta kadar önce internette bilet satışlarını kontrol etmeye başladığımız film vizyona girdi. Hiç abartısız haftalardır, aylardır değil; yıllardır beklediğimiz an. Peki değdi mi? Kesinlikle evet! Serinin 4. kitabının ilk bölümünü ele alan bu film, ilk ikiye girer benim sıralamamda. Tabi ki olaylar kitaptaki kadar detaylı anlatılmamıştı. Ancak kitapta [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<!-- Start Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><p><a href="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/Alacakaranlik-Efsanesi-Safak-Vakti-B%C3%B6l%C3%BCm-1-the-Twilight-Saga-Breaking-Dawn-Part-1.jpg"><img class="size-medium wp-image-7158 aligncenter" src="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/Alacakaranlik-Efsanesi-Safak-Vakti-B%C3%B6l%C3%BCm-1-the-Twilight-Saga-Breaking-Dawn-Part-1-300x238.jpg" alt="" width="300" height="238" /></a></p>
<p>Nihayet 18 Kasım geldi, gösterim tarihinden 3 hafta kadar önce internette bilet satışlarını kontrol etmeye başladığımız film vizyona girdi. Hiç abartısız haftalardır, aylardır değil; yıllardır beklediğimiz an. Peki değdi mi? Kesinlikle evet! Serinin 4. kitabının ilk bölümünü ele alan bu film, ilk ikiye girer benim sıralamamda. Tabi ki olaylar kitaptaki kadar detaylı anlatılmamıştı. Ancak kitapta üzerine basarak söylenen cümleler filmde de yer alıyordu. Eğer kitapların sadık okuyucularından değilseniz bu tür ayrıntıları fark etmeniz mümkün değil. Ama bu ayrıntılar bir eksikliğe de sebep olmayacak cinsten.</p>
<p>Özet geçmek gerekirse: <strong>Bella ve Edward evlendi, (Bella vampire dönüşmemişken) balayına çıktılar, Bella hamile kaldı ve bu durum ona sağlık açısından çok zarar verdi, doğum gerçekleşti; ancak Bella ölümün eşiğine kadar geldi. Jacob, sürü lideri Sam&#8217;e meydan okudu, vampirler ve kurtlar topluluğunda hem kendi içlerinde hem de birbirlerine karşı çok büyük karışıklıklar meydana geldi.</strong></p>
<p>Aslında özet genişletilebilir; ama film hakkında daha fazla tüyo vermek istemiyorum. Kitabı okumanız bu konuda size yardımcı olacaktır. Zaten bu seri için filmden önce kitabı okumak bence daha iyi. Kitapta okuduklarınızın filmde nasıl aktarılacağı konusunda beklentileriniz oluyor, böylece işin heyecanı kaçmamış oluyor.</p>
<p>İkinci filmden itibaren ön plana çıkan Jacob (Taylor Lautner) bu filmde de kendini gösterdi. Kurt sürüsünün arasında yaşanan gerginlikler -belki de baş kaldırmalar desem daha doğru olacak- çok can alıcı sahneler oluşturmuştu. Ama şunu belirtmeliyim ki tüm bu vampir-kurt adam serilerinin içinde tartışmasız en kalitelisi olan Alacakaranlık Efsanesi&#8217;nde bile çok dandik sahneler olabiliyor. İlk filmde vampirlerin hızlı koşma sahnelerinde uğradığımız hüsranı bu filmde daha çok yaşıyoruz. Öte yandan -özellikle kurtlar üzerine kurulu sahnelerde- grafiklerin birçoğu iyiydi. Bu filmde serinin diğer filmlerine göre kan ögesi daha fazla yer alıyordu. Bu konuda hassasiyeti olan kişiler bazı sahnelerde gerçekten zor anlar yaşayabilirler.</p>
<p>Film ilk bölüm ile ikinci bölüm arasında geçis sahnesi olacak çok iyi bir sahnede bitti. Ancak film bitti diye kocaman salondan çoğunluk çıktığında -bitiş müzikleri çalmış, film ekibinin isimleri geçmişti ki- filmden bir iki dakikalık bir parça daha gösterildi. Üstelik bu sahne fragmanda da yer alıyordu. <strong>Bu sebepten dolayı ışıklar yandığında salondan hemen ayrılmamanızı öneririm. </strong>Filmin yaş sınırının biraz daha üstte tutulmasının da daha doğru olacağı kanısındayım.</p>
<p>Sonuç olarak eğer seriyi hayranlıkla veya öylesine takip eden biriyseniz filmi izlemek bir zevk olacaktır. İyi seyirler&#8230;</p>
<div class="shr-publisher-7152"></div><!-- Start Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic -->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tramvayduragi.com/alacakaranlik-efsanesi-safak-vakti-bolum-1-twilight-saga-breaking-down-part-1/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Contagion</title>
		<link>http://www.tramvayduragi.com/contagion/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=contagion</link>
		<comments>http://www.tramvayduragi.com/contagion/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 11 Oct 2011 10:26:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Burak Kartal</dc:creator>
				<category><![CDATA[Film İnceleme]]></category>
		<category><![CDATA[Haftanın Filmi]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Yeniler]]></category>
		<category><![CDATA[Contagion 2011]]></category>
		<category><![CDATA[Filmekimi]]></category>
		<category><![CDATA[Filmekimi 2011]]></category>
		<category><![CDATA[Gwyneth Paltrow]]></category>
		<category><![CDATA[jude law]]></category>
		<category><![CDATA[Kate Winslet]]></category>
		<category><![CDATA[Laurence Fishburne]]></category>
		<category><![CDATA[matt damon]]></category>
		<category><![CDATA[Steven Soderbergh]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tramvayduragi.com/?p=6946</guid>
		<description><![CDATA[İddialı bir kadroya sahip olmasından dolayı merak ettiğim Contagion’u, Filmekimi’nde izleme şansı buldum. Festival sonrasında “Salgın” ismiyle Türkiye’de de gösterime girecek olan film hakkındaki görüşlerim pek olumlu değil. Adından da anlaşılacağı üzere bir salgını konu ediyor. Domuz ve yarasa/kuş griplerinin karışımı olan bir virüsün hızla yayılması ve milyonlarca insanı ölüme sürüklemesini farklı bir şekilde anlatmayı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<!-- Start Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><p style="text-align: center;"><a href="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/Contagion2011.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-6947" title="Contagion2011" src="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/Contagion2011.jpg" alt="" width="480" height="319" /></a></p>
<p>İddialı bir kadroya sahip olmasından dolayı merak ettiğim Contagion’u, Filmekimi’nde izleme şansı buldum. Festival sonrasında “Salgın” ismiyle Türkiye’de de gösterime girecek olan film hakkındaki görüşlerim pek olumlu değil.</p>
<p>Adından da anlaşılacağı üzere bir salgını konu ediyor. Domuz ve yarasa/kuş griplerinin karışımı olan bir virüsün hızla yayılması ve milyonlarca insanı ölüme sürüklemesini farklı bir şekilde anlatmayı deniyor ama bana göre pek başarılı olamıyor. Nedenleri sıralayacağım ama bundan sonrasını okuyacakları “filmin önemli sayılabilecek gelişmelerini çekinmeden yazacağım konusunda” bilgilendirmeliyim.</p>
<p>Özgün bir fikir yok ortada, daha önce de salgın konulu filmler izledik ve önümüzdeki dönemde de izleyeceğiz. Pek de parlak olmayan bu hastalık/salgın fikrinin işlenmesi aşamasında da film başarılı değil. Yani o virüsler hep mutasyona uğrayıp gelişiyor ama bu konuyu işleyen filmlerde aynı gelişmeyi göremiyorum! Görsel açıdan son derece başarısız, türünden beklenmeyecek kadar temposuz bir yapım. Ayrıca derdini anlatmasına hiçbir şekilde yardımcı olmayan “kötü” bir müzik sürekli tempo dengeleyici olarak kullanılmış. Muhtemelen hikâye anlatımında daha stabil ve düzenli bir güzergâh izleme derdindeydi yönetmen ama bu durum da temposuz ve başladığı yeri unutan bir anlatıma götürmüş. Kaosun içerisinde bir ipi takip eder gibi sessizce konusunu işleyip diğer yandan karakterlerini de büyüterek farklı bir film yapabilirdi ama o zaman bu filmden bahsetmiyor olurdum.</p>
<p>Bir yandan farklı olmayı denerken diğer yandan bu filmlerin ana klişelerini çekinmeden kullanmasını anlayamadım. Ben artık boş süpermarket görüntüleri, yağmalar, “yardım edin” diye sağlıklı insana el atan “yarı-zombi” hastalar görmek istemiyorum bu filmlerde. “Bunları anlatmanın değişik bir yolunu bulan var mı acaba?” sorusuyla izliyorum ama maalesef hep aynı görüntüler, aynı sahneler.</p>
<p>Virüsün yayılmasından daha önemli sorunlar olduğu filmde kısa bir süreyle vurgulanıyor. Ancak insanları korkuya ve dehşete sürükleyen “az-biraz şeytan” kılıklı basın tarafının sadece bir blogger olması da anlatımdaki farklılaşma çabasının basit örneklerinden. Dünyada 26 milyonun üzerinde insan ölüyor ve bu konuda bilgi kirliliği yaratan, halkı bir şekilde yönlendiren Jude Law’ın canlandırdığı haberci/blogger Alan Kromwiede oluyor! Sanırım senarist son zamanlarda Twitter/Facebook/Bloglar üzerinden insanların yönlendirilmesini ilk olarak kullanan olmak istedi. İlk olma riskini aldığından “olmamış” dediğimde çok üzülmez sanırım.</p>
<p>Amerikalıların aşıyı bulup dünyayı kurtardığı filmlerden birisi olan Contagion’da tarif etmekte zorlandığım garip bir mantık aslında baştan sona devam ediyor. Dünya tarihinin en büyük salgını olurken salgın görevlilerinden birisinin diğerine “sen hiç yas tutan bir adama eşinin ölmeden önce onu aldattığını söyledin mi?” gibi ipe sapa gelmez çıkışlar yapmasını benim aklım almıyor. İnsanlar ölürken en önemli konunun yine aldatma-aldatılma olması artık gülme isteği uyandırıyor.</p>
<p>Tanıtımında “Nothing spreads like fear – Hiçbir şey korku gibi yayılmaz” cümlesini kullanan film maalesef o korkuyu izleyicisine yayamıyor. Steven Soderbergh ile aram zaten iyi değildi, iyice bozuldu. Gösterime girdiğinde gidecektim, Filmekimi ile önceden izledim ve daha az para verdiğime sevindim.</p>
<div class="shr-publisher-6946"></div><!-- Start Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic -->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tramvayduragi.com/contagion/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir Zamanlar Anadolu’da</title>
		<link>http://www.tramvayduragi.com/bir-zamanlar-anadolu%e2%80%99da/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=bir-zamanlar-anadolu%25e2%2580%2599da</link>
		<comments>http://www.tramvayduragi.com/bir-zamanlar-anadolu%e2%80%99da/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 25 Sep 2011 01:55:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ömer Osmanoğlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Film İnceleme]]></category>
		<category><![CDATA[Haftanın Filmi]]></category>
		<category><![CDATA[Yeniler]]></category>
		<category><![CDATA[Bir Zamanlar Anadolu'da]]></category>
		<category><![CDATA[film]]></category>
		<category><![CDATA[Nuri Bilge Ceylan]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tramvayduragi.com/?p=6837</guid>
		<description><![CDATA[Nuri Bilge Ceylan “Bir Zamanlar Anadolu’da” gibi gösterişli bir ad verdiği son filminde Orta Anadolu’daki bir kasabada işlenen bir cinayete ve olay örgüsüne dahil edilen karakterlerin yaşamlarına odaklanıyor. ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<!-- Start Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><p style="text-align: center"><a href="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/Bir-Zamanlar-Anadoluda1.jpg"><img class="size-full wp-image-6838 aligncenter" src="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/Bir-Zamanlar-Anadoluda1.jpg" alt="" width="160" height="213" /></a></p>
<p style="text-align: left">Nuri Bilge Ceylan “<strong>Bir Zamanlar Anadolu’da</strong>” gibi gösterişli bir isim verdiği son filminde Orta Anadolu’daki bir kasabada işlenen bir cinayete ve olay örgüsüne dahil edilen karakterlerin yaşamlarına odaklanıyor. İzleyicilerini fazlasıyla beklentiye sokan <strong>Bir Zamanlar Anadolu’da</strong> yönetmenin önceki çalışmalarında kurduğu dil ve varlık dünyasını büyük ölçüde sürdüren tipik bir NBC filmi. Görüntüye dayalı sinema tekniğinde ısrar eden NBC olup biteni açıklamada ve doğa-insan ilişkisini kurmada diyaloglardan ziyade harekete ve davranışlara önem vermeye devam ediyor.</p>
<p style="text-align: left">Senaryosu NBC, Ebru Ceylan ve Ercan Kesal tarafından kaleme alınan filmin konusu kısaca şöyle özetlenebilir: İki kardeş yakın arkadaşları olan oto tamircisini öldürerek bir tarlaya gömerler. Savcı, polisler, jandarma, doktor ve diğer görevliler katili (Fırat Tanış) ve kardeşini de yanlarına alarak cesedin gömüldüğü yeri bulmak üzere sabaha kadar sürecek olan bir aramaya girişirler. Komiser Naci (Yılmaz Erdoğan) başarısız, beceriksiz, otoritesini kaybetmiş, yorgun ve özürlü çocuğu nedeniyle biraz da ezik bir adamdır ve hayatından bıkmıştır. Savcı Nusret (Taner Birsel) dalgındır ve geçmişinde bir ölüm saklıdır. Sıradan bir kaçamağını öğrenen karısı, çocuklarının doğumundan birkaç gün sonra gizemli bir şekilde hayatına son vermiştir. Karısının ölümünün ağırlığını sırtında taşıyan fakat bu ağırlığı dilediğinde usulca yere bırakan savcı üzerlerinde çalıştıkları cinayet vakasının seyrinde de hayatının geride kalan kısmında olduğu gibi genel olarak izleyici yeri geldiğinde ise sadece görevini yapan biridir. Çocuksuz bir dul olan doktor Cemal (Muhammet Uzuner) ise boşanma sonrası ara dönemi yaşamaktadır. Büyükşehirden Anadolu’nun bu ücra kasabasına sığınmış bir hali vardır doktorun. Ardında bıraktığı evlilik onu da diğerleri gibi dalgın yapmıştır ve aslında hepsi bundan ibarettir. Doktorun gerçekçiliği ve bazı olaylar karşısındaki kayıtsızlığı da dikkat çekicidir. Ekipteki jandarma, kasabanın yerlisi olan şoför Arap Ali (A. Mümtaz Taylan), köy muhtarı (Ercan Kesal) ve diğer görevliler ise bu sıradanlığın içinde, her şeyin uzağında yaşamaktadırlar. Kendi küçük dertleriyle ve içine saklandıkları dar alanlarda hareket etmektedirler.</p>
<p>NBC&#8217;nin diğer filmlerinde olduğu gibi bu son filminde de Amerikan sinemasında alışık olduğumuz o bildik “kahramanlar”ı göremeyiz; bir şeyleri başaran, idealleri olan, umut aşılayan ya da “olumlu” anlamda örnek alınabilecek karakterler mevcut değildir. NBC&#8217;nin karakterleri daha ziyade umudunu yitirmiş, büyük fotoğrafın dışında kalarak önemsizleşmiş, terk edilmiş, dalgın, suskun, kederli, boş bakan ve keyifsiz insanlardır. <strong>Uzak&#8217;</strong>ta yabancılaşan ve anlamsızlaşan insana gözlerini çeviren NBC, <strong>Üç Maymun</strong>’da kötülüğe karşı tepkisiz, onu bizzat yapan ya da içselleştirmeye çoktan teşne olmuş, gerçeği ört bas eden/bozan, gizleyen, tepkisiz ve durgun bireyleri anlatır. <strong>Bir zamanlar Anadolu’da</strong> ise işini iyi yapamayan, kaçamak davranan, başarısız, öz güven sorunu yaşayan, ölüm karşısında bile duyarsız bireylere odaklanır. Bireyler ideallerinden uzaklaşmıştır, dillerde kesik cümleler vardır ve bir şeyler sürekli yanlış gitmektedir fakat hakikatin ne olduğu belirsizdir, bir küskünlük vardır fakat yönü şaşırmıştır, bir kötülük vardır fakat kaynağı müphemdir..</p>
<p>Öyküye geri dönelim: Cinayet anı izleyiciye gösterilmez fakat öncesinde üç arkadaşın akşam sofrasında sohbet edip demlendiklerini görürüz. Sıradan bir kasaba akşamıdır ve bu cinayet dışında kalan her şey tam da olması gerektiği gibidir. Dışarıda gök gürültüsünden, geçip giden kamyonlardan ve köpek havlamalarından başka bir yoktur. Film çilingir sofrasındaki üç arkadaşın neşeli sohbetiyle başlar ve sonradan başarısız olduğu anlaşılan polis sorgusunun akabinde söz konusu ekibin sabaha karşı bir tarlada gömülmüş cesedi bulup çıkarmalarına kadar sürer ve hastanedeki otopsiyle birlikte sonra erer. Cinayet, ceset, ölüm, otopsi.. tüm bu süreç bir yandan bürokratik gereklilik mucibince tutanaklara kaydedilir.</p>
<p>Bu sıradan hikayedeki karakterler aslında vuku bulan gelişmeler kadar belirsizdir. Sıradan ve sıkıcı bir gecede ortaya çıkan ve yine sıradan bir günün sabahında çözüme kavuşan bir olaylar zinciri söz konusudur. Yaşanan şeyin olağan üstü hiçbir yanı yoktur. Güzellik ve ölüm bile bu sıradanlığın şartlarına tabidir. Tüm bu olup bitenler ve bu belirsiz karakterler aradan yüz yıl geçse bile sadece birkaç kişinin hatırlayacağı, kimsenin üzerinde önemle durmayacağı küçük ayrıntılardan ibarettir. Bu kasaba, işlenen cinayet ve buradaki insanlar bir gün gelip unutulacak ve dünyanın geri kalanı onları bilip tanımaya bile değer bulmayacaktır. Zamanla izler silinecek, ölüler de unutulacaktır.</p>
<p>Bu unutulmuş ve dalgın insanlar gibidir biraz da NBC&#8217;nin Anadolusu&#8230; Mezarlıkların, izbe hastane koridorlarının, soluk fotoğrafların, köpek ulumalarının, karakollardaki karanlığın, sararmış otopsi raporlarının ve tren istasyonlarında biriken kimsesizliğin coğrafyasıdır bu topraklar. Akşamüzeri patlayan hüzünlü yağmurlar vardır sadece, iç burkan yollar, rüzgarda titreyen otlar, karanlığı delen otomobil farları, yol kenarındaki çeşmeler.. Suskun adamların ve gaz lambasında görülen güzel yüzlü kızların yurdudur Anadolu, hepsi bu. Orada, kocası öldürülmüş bir kadının çamurlu bir yoldan yürüyüp kayboluşuna boş gözlerle bakan, yüzüne kan sıçramış adamlar yaşamaktadır.</p>
<p><strong>Koza</strong>, <strong>Kasaba, Mayıs Sıkıntısı</strong>, <strong>Uzak</strong>, <strong>İklimler</strong> ve <strong>Üç Maymun</strong> ile Türk sinemasında belirleyici bir unsur haline gelen, Avrupa ve dünya sinemasında ismi bilinen bir yönetmen olarak Nuri Bilge Ceylan kasaba insanının dünyasını, kasaba-kent gerilimini, sıradan insanların küçük dünyalarını, modern insanın yalnızlaşmasını ve yabancılaşmasını anlatan bir dil kurma yolunda yürümeye devam ediyor. “Büyüyen fotoğraf ile birlikte küçülen sosyoloji”yi irdeleyen NBC sineması, öykülerin ve karakterlerin içini doldurmada bilinçli bir tercihin ürünü olarak <em>belirsizlik</em> ile hayal ettiğiyle ortaya koymaya çalıştığı şey arasındaki <em>boşluğun</em> sebep olduğu başarısız bir sinema dili arasında gidip geliyor. <strong>Üç Maymun</strong>la birlikte senaryo, kurgu ve görsellik arasında bir denge bulmuş gibi görünen NBC, <strong>Bir Zamanlar Anadolu’da</strong> ile ulaştığı seviyenin gerisine düşmüş diyebiliriz.</p>
<p>Filmi izleyip bitirdikten sonra aklımda ilk beliren düşünce şu oldu: Kentli küçük insanın sorunlarına, yalnızlaşmasına ve giderek yabancılaşmasına temas etmede başarılı gözüken NBC aynı şeyi kasaba insanına yaparken ağır kalıyor. <strong>Uzak</strong> ve <strong>Üç Maymun</strong>’da kasabadan kente göçen ve giderek yabancılaşan ve tepkisizleşen (sağırlık, suskunluk, körlük) kentli insanın <strong>&#8220;Bir Zamanlar Anadolu’da</strong>&#8220;da kasabaya sığındığını ve <strong>Mayıs Sıkıntısı</strong>’ndan bu yana çürümeye yüz tutan kasaba insanıyla kurduğu ilişki biçimlerini görüyoruz. NBC burada, kentin kasabaya püskürttüğü ve çok az kimsenin önemsediği bu dalgın, önemsiz ve başarısız insanların kasabanın sıradanlığında akıp giden yaşamlarından bir kesit sunuyor.</p>
<p>Yaklaşık iki asırdan bu yana modernleşmeyle gelenek arasında sıkışıp kalan bu coğrafyadaki yaşam edebiyat, felsefe, sosyoloji ve sinemanın ana temalarından birisi olmuştur. İnsan varoluşundaki derin parçalanma ve ikilemler hakkında “küçülen sosyoloji”nin hakiki teşhisler yapmasını beklemek beyhude. Diğer yandan gerçeklik ile sahte, olgu ile imaj ve insan ile hakikat arasında açılan makasın modern insan tarafından nasıl dengeleneceği de şimdilik meçhul. Lakin özellikle NBC bağlamında söylersek, görüntü (fotoğraf) hala sosyolojiden daha baskın durumda. Onda, fotoğrafın büyürken sosyolojinin küçüldüğünü görmek zor değil. NBC&#8217;nin, <strong>Uzak</strong>’ta sosyolojiden ziyade fotoğrafı büyütürken <strong>Üç Maymun</strong>’la sosyolojiyi yeniden derinleştirmeyi denediğini ve bunu kısmen başardığını söyleyebiliriz. <strong>Bir Zamanlar Anadolu’da</strong> ise NBC açısından bir denge arayışı gibi gözüküyor. Her ne kadar mevcut gerçekliğin belirsizliğine işaret etmede NBC’nin sosyoloji ile fotoğraf arasındaki dengeyi metodolojik olarak kurduğunu kabul etsek de önemsizleşmenin, yabancılaşmanın ve yalnızlaşmanın ontolojik sebeplerine işaret etmede başarısız olduğunu ileri sürebiliriz.</p>
<div class="shr-publisher-6837"></div><!-- Start Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic -->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tramvayduragi.com/bir-zamanlar-anadolu%e2%80%99da/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>13</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Perfect Sense</title>
		<link>http://www.tramvayduragi.com/perfect-sense/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=perfect-sense</link>
		<comments>http://www.tramvayduragi.com/perfect-sense/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 26 Aug 2011 18:59:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Akin Cetin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bu Hafta]]></category>
		<category><![CDATA[Film İnceleme]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Yeniler]]></category>
		<category><![CDATA[bilimkurgu]]></category>
		<category><![CDATA[David Mackenzie]]></category>
		<category><![CDATA[Eva Green]]></category>
		<category><![CDATA[Ewan McGregor]]></category>
		<category><![CDATA[Romantik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tramvayduragi.com/?p=6684</guid>
		<description><![CDATA[Avrupa’yı garip bir virüs istila etmeye başlamıştır. Duygusal krizlerle kendini gösteren semptomlar ağlama krizleriyle devam ediyor ve koku alma yetisinin kaybolmasıyla son buluyor (gibi gözüküyor başlarda.) Susan ile Michael’ın ilişkileri de bu virüsün yayılmaya başladığı zamanlara denk geliyor. İkilimiz başlarda keyif için birlikte oluyor olsalar da zaman içinde ilişkileri aşka dönüşüyor. Virüs, çoğalan belirtileriyle giderek [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<!-- Start Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><p><a href="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/perfect-sense1.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-6687" title="perfect-sense1" src="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/perfect-sense1-300x198.jpg" alt="" width="300" height="198" /></a></p>
<p>Avrupa’yı garip bir virüs istila etmeye başlamıştır. Duygusal krizlerle kendini gösteren semptomlar ağlama krizleriyle devam ediyor ve koku alma yetisinin kaybolmasıyla son buluyor (gibi gözüküyor başlarda.) Susan ile Michael’ın ilişkileri de bu virüsün yayılmaya başladığı zamanlara denk geliyor. İkilimiz başlarda keyif için birlikte oluyor olsalar da zaman içinde ilişkileri aşka dönüşüyor. Virüs, çoğalan belirtileriyle giderek yayılmaya devam ediyorken ikilimizin inişli çıkışlı ilişkilerini seyrediyoruz.</p>
<p>Kaybedilen ilk yeti koku olduğu için koku hafızasına değinmeden geçmiyor Perfect Sense. Filmin en şiirsel anlarını da Susan’ın sesiyle eşlik ettiği bu bölümler oluşturuyor.</p>
<p>Nereden, nasıl, ne şekilde üreyip türediğini öğrenemediğimiz virüs filme zenginlik katan en önemli unsur. Çünkü virüs çoğalıp gelişmeye başladıkça film daha da garipleşiyor. Aynı zamanda inandırıcılığını zedeleyecek şeylere de sebep oluyor. (Michael’ın sevdiğini aşağılaması, ortalığı dağıtması ve buna virüsün neden olduğunun ima edilmesi mesela. Böyle bir şey gerçekleştirmek için illa o virüsten mi kapmak gerekiyor? Michael’ın pislik bir insan olduğu defalarca vurgulanıyorken hem de.) Garipleşen ve filme değer katan kısımlarına gelirsek; yönetmenin virüsün belirtilerini sinemasal olarak ifade etme şekli etkiledi beni. Filmin son on dakikası diyalogsuz ve etkileyici bir müzik eşliğinde ilerliyor. Cesur bir tavırdı açıkçası. Hatta o bölümler Susan’ın dış sesinden arındırılmış olsa seyir birazcık zorlaşırdı belki ama daha vurucu olabilirdi.</p>
<p>Aşkı yüceltme çabası içinde olan ve “Her şeye rağmen hayat devam ediyor ve güzel” diye özetleyebileceğim bir mesajı var filmin. (‘Hayat güzel’ diyorsunuz da kime güzel? Size olmadığı kesin.) Virüsün neden olduğu şeylerden birisi de bu. Güzel şeyler söylüyor insanlar birbirlerine. Sonlarının yaklaştığını hissettikleri için olsa gerek. Yoksa umrumuzda değiliz. İlla yumurta kapıya dayanacak.</p>
<p>Kimi kusurlarına rağmen türdeşleri içerisinde kendisine ayrıcalıklı yer edinmeyi hak ettiğini düşündüğüm bir film Perfect Sense. Efektsiz, patırtısız, bağırışsız bir bilimkurgu. Hissedilen, hissettirilen şeyler üzerine. Ayrıksılığını çıkış fikri haricinde bir de senaryodaki hamleleri konusunda gösterip şablon üzerinden ilerlemeselermiş başyapıt bile olabilirdi. Ya fikir çok  hoşuma gitti ve olamadığı şey yüzünden üzüntü duyuyorum ya da aylardır değerlendirme yazısı yazmadığım için saçmalıyorum.</p>
<div class="shr-publisher-6684"></div><!-- Start Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic -->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tramvayduragi.com/perfect-sense/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hanna</title>
		<link>http://www.tramvayduragi.com/hanna/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=hanna</link>
		<comments>http://www.tramvayduragi.com/hanna/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 15 Jun 2011 05:39:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Nezaket Kartal</dc:creator>
				<category><![CDATA[Film İnceleme]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Cate Blanchett]]></category>
		<category><![CDATA[Chemical Brothers]]></category>
		<category><![CDATA[Eric Bana]]></category>
		<category><![CDATA[joe wright]]></category>
		<category><![CDATA[Saoirse Ronan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tramvayduragi.com/?p=6065</guid>
		<description><![CDATA[Dönem filmleri çeken Joe Wright bu alışkanlıkla olsa gerek masal motiflerini kullandığı bir aksiyon filmine el atarak oyun oynamayı sürdürüyor. Hanna babası ile birlikte ormanda yaşar. Her türlü konfordan uzak olan mağaradaki bu yaşantının Hanna’nın eğitiminin bir parçası olduğunu öğreniriz. O babası tarafından bir “ölüm makinesi” olarak yetiştirilmekte ve hazır olacağı günü beklemektedir. Hazır olduğundaysa [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<!-- Start Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><p><a href="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/hanna1.jpg"><img class="size-full wp-image-6067 aligncenter" title="hanna1" src="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/hanna1.jpg" alt="" width="361" height="239" /></a></p>
<p>Dönem filmleri çeken Joe Wright bu alışkanlıkla olsa gerek masal motiflerini kullandığı bir aksiyon filmine el atarak oyun oynamayı sürdürüyor. Hanna babası ile birlikte ormanda yaşar. Her türlü konfordan uzak olan mağaradaki bu yaşantının Hanna’nın eğitiminin bir parçası olduğunu öğreniriz. O babası tarafından bir “ölüm makinesi” olarak yetiştirilmekte ve hazır olacağı günü beklemektedir. Hazır olduğundaysa babasının düşmanı CIA Ajanı Marissa Wiegler’in peşine düşecek, ikisinden biri ölene kadar da durulmayacaktır.</p>
<p>Yönetmen artık çok tanıdık gelmeye başlayan &#8220;ölüm makinesi genç kız&#8221; hikayesini anlatırken masalsı bir görsellik kullanıyor. Bunu yaratırken doğrudan filmin içine de kattığı Grimm Kardeşler&#8217;in dünyasından faydalanıyor. Peki, bu masal görselliğinden, kötü kalpli cadı Marissa&#8217;nın, masum görünüşlü Hanna&#8217;nın, eski CIA Ajanı baba Erik&#8217;in ve Safari (evet fazla bariz bir kelime oyunuyla ormanda yetişmiş vahşi bir kızı öldürmeye gidecek bir ekibin barının adı Safari ) adlı barı işleten tuhaf Alman karakterlerin kovalamacasından sonuçta iyi bir film çıkıyor mu ortaya? Kesinlikle hayır, bir yerden sonra senaryodaki boşluklar, mantık hataları iyice rahatsız etmeye başlıyor. Bunların husumeti neydi, neden birbirlerini kovalayıp duruyorlardı, televizyondan korkan kız bilgisayar kullanmayı ne zaman öğrendi, filmin bize sürpriz olarak sunduğu şey ne kadar da uyduruk diye düşünmekten yorulup sadece &#8220;Chemical Brothers&#8221; müziklerini dinlemeye başladığınızı fark ediyorsunuz.</p>
<p>Değer mi peki derseniz, Cate Blanchett’i izlemeye her zaman değer, Hanna rolünde Saoirse Ronan da iyi iş çıkarıyor. Eric Bana’nın oyunculuğundaysa bir hantallık var sanki, senaryodaki boşlukların farkında olarak neden bütün bunları yapıyorum, niye benim düşmanımdı bu kadın diye düşünmekten yorulup oynayamamış da olabilir tabi. (Aslında bu adam bana her zaman biraz hantal gelmiştir.) Umrunda olur mu Joe Wright bilmiyorum ama ben zaten Atonement’i de sevmemiştim.</p>
<div class="shr-publisher-6065"></div><!-- Start Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic -->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tramvayduragi.com/hanna/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>70 80 90, Masum, Küstah, Fettan</title>
		<link>http://www.tramvayduragi.com/70-80-90-masum-kustah-fettan-2/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=70-80-90-masum-kustah-fettan-2</link>
		<comments>http://www.tramvayduragi.com/70-80-90-masum-kustah-fettan-2/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 14 Jun 2011 06:05:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Nezaket Kartal</dc:creator>
				<category><![CDATA[Film İnceleme]]></category>
		<category><![CDATA[Ayşe Düzkan]]></category>
		<category><![CDATA[Melek Özman]]></category>
		<category><![CDATA[Orsen Küçüktamer]]></category>
		<category><![CDATA[Ülkü Songül]]></category>
		<category><![CDATA[Yasemin Temizarabacı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tramvayduragi.com/?p=6057</guid>
		<description><![CDATA[Yeşilçam kadınlara ne yaptı, hem sadece kadınlara mı? Filmler; masum, kolayca kandırılabilen, yanlış anlamayla “kirletilen”, affedilmeyen, tokatla sindirilen, evden kovulup pavyonlara düşen bu kadınları anlatırken masumiyeti yüceltti, ama en fenası erkeği ve tuhaf bir erkekliği yüceltti. Masum kadın filmin sonunda kazandı hep, -kazanmak dediysek evinin kadını olmaya hak kazandı- yanlış anlama düzeltildi, “namuslu” olduğu ortaya [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<!-- Start Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><p><a href="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/neriman-koksal1.jpg"><img class="size-full wp-image-6059 aligncenter" title="neriman-koksal" src="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/neriman-koksal1.jpg" alt="" width="266" height="353" /></a></p>
<p>Yeşilçam kadınlara ne yaptı, hem sadece kadınlara mı? Filmler; masum, kolayca kandırılabilen, yanlış anlamayla “kirletilen”, affedilmeyen, tokatla sindirilen, evden kovulup pavyonlara düşen bu kadınları anlatırken masumiyeti yüceltti, ama en fenası erkeği ve tuhaf bir erkekliği yüceltti. Masum kadın filmin sonunda kazandı hep, -kazanmak dediysek evinin kadını olmaya hak kazandı- yanlış anlama düzeltildi, “namuslu” olduğu ortaya çıktı. Ama bu sefer de filmin ortalarında “kazanır” gibi olan fettan kadın tokatla dışarıda bırakıldı. Sonunda &#8220;masum&#8221; da olsa &#8220;fettan&#8221; da tokadı yiyen hep kadın oldu.</p>
<p>Film Alin Taşçıyan, Arzu Okay, Hülya Uğur Tanrıöver, Lale Belkıs, Agah Özgüç, Ülkü Erakalın ve sinema izleyicileri ile Yeşilçam’ın kadınlarını, filmlerdeki kutsanmış erkeklik hallerini sorguluyor. Arzu Okay’ın sözleri sayesinde kısaca önemli bir şeye daha değiniliyor -filmin süresi itibariyle belki, üzerinde durmaya çok fırsat olmuyor. Arzu Okay, hayatı boyunca her yerde duvara doğru oturmak zorunda kaldığını anlatıyor dolu dolu gözleriyle. “O dönemde para kazanmak için hepimiz öyle filmler çekmek zorunda kaldık, ama olan kadınlara oldu” diyor. Neden o filmlerde oynayan erkekler duvara dönük oturmak zorunda kalmıyorlar da Arzu Okay kalıyor? &#8220;Seks furyası&#8221; (1975-1981) diye adlandırılan bu dönemin kadın oyuncularının çektiklerinden de sanırım ayrı bir film olur, olmalı da.</p>
<p>Kadına yönelik şiddetin korkunç boyutlarda olduğu bu ülkede birçok nesil Yeşilçam’ın kadın tokatlayan, &#8220;namus&#8221; temizleyen erkekleriyle büyüdü. Bu filmler, tek boyutlu çizilmiş masum kadın karakterler üzerinden kadını nesneleştirirken sakat bir erkeklik algısının da oluşmasına neden oldu. Her zaman romantize edilen Yeşilçam sinemasının bu yönüne bakıp ufuk açtıkları, ayrıca filmlerde yitip giden “fettan” kadın kahkahasının sesini duyurmaya uğraştıkları için ben Filmmor Kadın Kooperatifi&#8217;ne teşekkür ediyorum. Yeşilçam sinemasının toplumsal hayatımıza etkileri, kolektif bilinçaltımızdaki yeri üzerine umarım daha fazla şey izleme şansı buluruz.</p>
<p>Not: Fimin gösterim tarihlerini <a href="https://twitter.com/Filmmor_">https://twitter.com/Filmmor_</a> ve <a href="http://www.filmmor.org/">www.filmmor.org</a> adreslerinden takip edebilirsiniz.</p>
<div class="shr-publisher-6057"></div><!-- Start Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic -->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tramvayduragi.com/70-80-90-masum-kustah-fettan-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Faydalı Hayat</title>
		<link>http://www.tramvayduragi.com/faydali-hayat/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=faydali-hayat</link>
		<comments>http://www.tramvayduragi.com/faydali-hayat/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 14 Apr 2011 05:51:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Nezaket Kartal</dc:creator>
				<category><![CDATA[Film İnceleme]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[30. Uluslararası İstanbul Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[Federico Veiroj]]></category>
		<category><![CDATA[La Vida Útil]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası Yarışma]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tramvayduragi.com/?p=5457</guid>
		<description><![CDATA[Uruguay’ın Oscar adayı olan bu film İstanbul Film Festivali’nin 30.yılına çok yakışıyor. Önce Sinematek&#8217;ini sonra birer birer sinemalarını kaybetmiş bir ülkeye hiç uzak bir film değil bu. Festival kitapçığındaki deyimle film, “sinemaya bir aşk mektubu” sunarken 25 yıl boyunca bir sinemada çalışmış karakterinin hikayesini de 67 dakika gibi kısacık bir sürede başarıyla anlatıyor. Orta yaşına [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<!-- Start Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><p><a href="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/la-vida-útil.jpg"><img class="size-medium wp-image-5458 aligncenter" title="la-vida-útil" src="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/la-vida-útil-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a></p>
<p>Uruguay’ın Oscar adayı olan bu film İstanbul Film Festivali’nin 30.yılına çok yakışıyor. Önce Sinematek&#8217;ini sonra birer birer sinemalarını kaybetmiş bir ülkeye hiç uzak bir film değil bu. Festival kitapçığındaki deyimle film, “sinemaya bir aşk mektubu” sunarken 25 yıl boyunca bir sinemada çalışmış karakterinin hikayesini de 67 dakika gibi kısacık bir sürede başarıyla anlatıyor.</p>
<p>Orta yaşına rağmen ailesiyle yaşayan Jorge, Sinematek’in kapanmasıyla işsiz kalır. Ancak işsiz kalmasından daha önemlisi Jorge, 25 yıldır bir sinemada çalışmıştır ve yaptığı iş film izlemek, film göstermek olmuştur. Dış dünyaya dair algısını da biraz bu filmler biçimlendirmiştir. Sinematek’ten devlet, “artık kar getirmeyen kültürel yapıları desteklemeyeceklerini” açıklayarak elini çekince, İzlanda filmleri izlerken kendisini birdenbire sokakta bulur. Artık &#8220;Sinemadan Çıkmış İnsan&#8221;dır. Filmin iki bölümü var, ilk bölüm Sinematek’in ayakta kalma mücadelesine değinirken ikinci diyebileceğimiz bölümünde Jorge’un dışardaki bir gününe odaklanıyoruz. Bu bölümde Jorge filmlerden bildiklerini hayata uygular, saçını kestirir, bir derse vekil öğretmen olduğunu söylerek girer, yalan söylemenin erdemleri üzerine söylev verip çıkar, merdivenlerde dans eder ve bir kadına sinemaya gitmeyi teklif eder. Bunların hepsi filmlerden gördüğü kahramanların değişme, hayata tutunma davranışları gibidir. O bunları yaşarken müzik de alttan alta ona eşlik eder. Her şey filmlerdeki gibidir.</p>
<p>Sinematek bakımsızlıktan, ilgisizlikten eskimiştir. İki adam yıllarca bildikleri yöntemlerle burayı idare etmeye çalışırlar, teknolojileri eskimiştir. Ama yok edilmeleri değil, elden geçirilmeleri gerekmektedir sadece. (Bu filmi izleyip de Sinematek&#8217;in eskidiği ve teknolojiye yenildiği için kapanması gerektiğini düşünenler varsa Emek Sineması’nın koltukları pis olduğu için yok edilmeye çalışılması gibi bir aptallığa kapılıyorlardır.) Tam bu filmi izlediğim günde Cinebonus’un Türkiye’nin 16 sinema salonuna sahip ilk sinemasını açtığı haberini duyuyorum. Bu ülkenin Sinematek’ini hiç görememiş, sinema salonlarının teker teker kapandığı bir dönemde yaşayan biri olarak, bugün Sinematek işlevi gören festivalimize aman bir şey olmasın diyerek bitiriyorum yazımı. Çünkü 16 salonluk sinemalarda bize bir Uruguay filmi izleme şansını hiçbir zaman vermeyecekler.</p>
<div class="shr-publisher-5457"></div><!-- Start Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic -->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tramvayduragi.com/faydali-hayat/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ölümüne Kaçış ve Kestirme Yol</title>
		<link>http://www.tramvayduragi.com/olumune-kacis-ve-kestirme-yol/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=olumune-kacis-ve-kestirme-yol</link>
		<comments>http://www.tramvayduragi.com/olumune-kacis-ve-kestirme-yol/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 12 Apr 2011 06:05:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Nezaket Kartal</dc:creator>
				<category><![CDATA[Film İnceleme]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[30. Uluslararası İstanbul Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[Essential Killing]]></category>
		<category><![CDATA[Jerzy Skolimowski]]></category>
		<category><![CDATA[Kelly Reichardt]]></category>
		<category><![CDATA[Meek’s Cutoff]]></category>
		<category><![CDATA[Michelle Williams]]></category>
		<category><![CDATA[Vincent Gallo]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tramvayduragi.com/?p=5356</guid>
		<description><![CDATA[Ölümüne Kaçış (Essential Killing), Anna ile Dört Gece (Cztery noce z Anna) filmiyle sinemaya dönen Jerzy Skolimowski’nin Festival programındaki yeni filmi. Afganistan’da Amerikalılar tarafından yakalanan bir adam sorgulanmak üzere götürülürken minübüsün devrilmesiyle kurtulur ve karla kaplı ormanda, hayatta kalma mücadelesi verir. Kestirme Yol (Meek’s Cutoff) ise “Old Joy” ile yine İstanbul Film Festival&#8217;i sayesinde tanıyıp [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<!-- Start Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><p><a href="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/essential-killing.jpg"><img class="size-medium wp-image-5357 aligncenter" title="essential-killing" src="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/essential-killing-300x187.jpg" alt="" width="300" height="187" /></a></p>
<p><a href="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/essential-killing.jpg"></a><a href="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/meeks-cutoff.jpg"><img class="size-medium wp-image-5358 aligncenter" title="meeks cutoff" src="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/meeks-cutoff-300x211.jpg" alt="" width="300" height="211" /></a></p>
<p>Ölümüne Kaçış (Essential Killing), Anna ile Dört Gece (Cztery noce z Anna) filmiyle sinemaya dönen Jerzy Skolimowski’nin Festival programındaki yeni filmi. Afganistan’da Amerikalılar tarafından yakalanan bir adam sorgulanmak üzere götürülürken minübüsün devrilmesiyle kurtulur ve karla kaplı ormanda, hayatta kalma mücadelesi verir.</p>
<p>Kestirme Yol (Meek’s Cutoff) ise “Old Joy” ile yine İstanbul Film Festival&#8217;i sayesinde tanıyıp sevdiğimiz Kelly Reichardt’ın yeni filmi. Meek adlı bir rehber eşliğinde dağları aşmaya çalışan küçük bir kafilenin kayboluş hikayesini anlatıyor film. Meek kendine fazla güvenen kibirli bir adamdır, ama kafileyi çölün ortasına sürükler. Suları tükenene kadar kafilede pek sorun yoktur, ancak su tükenince bütün toplumsal maskeler de düşer. Hayatta kalmanın zorlaşması her şeyi değiştirir. Yakaladıkları bir Kızılderiliye güvenmek zorundadırlar.</p>
<p>İki filmin benzerliği de bu noktada başlıyor. Ölümüne Kaçış daha sade bir dille hayatta kalma mücadelesi veren bir insanı anlatırken, Kestirme Yol bunu western türü üzerinden erkeklik, kadınlık rollerine, ötekileştirmeye dair de pek çok şey söyleyerek yapıyor. Ancak iki film de, uygarlığın ne kadar kırılgan olduğunu, toplumsal rollerin hassaslığını ve insanın kimlik kaybının en temel ihtiyaçların yokluğuyla mümkün olabileceğini söylüyor. Ölümüne Kaçış’ın kahramanı böceklerle beslenir, süt içmek için bir kadının göğsüne bile saldırır. Üstelik hayatta kalsa, ormandan çıksa bile arandığı için hiçbir şey değişmeyecektir. Buna rağmen hayatta kalma içgüdüsüyle mücadele etmeyi sürdürür. Kestirme Yol’un kahramanları ise su bulmak isterler, bir ana kadar düşüncelerini, inançlarını, rollerini sürdürseler de hayatta kalmak zorlaştıkça hiçbir şeyin önemi kalmaz. Belki bu iki film için Amerika’nın işgal politikalarına dair de ortak bir okuma yapmak mümkün. Kestirme Yol’un Kızılderilisi ile ormanda Amerikalı askerlerden kaçan adam arasında da bir benzerlik olamaz mı?</p>
<p>İnsanın mücadelesini ve insan olmanın, insan kalmanın pek kolay olmadığını farklı üsluplarla anlatan bu iki film festival programının en iyilerinden.</p>
<div class="shr-publisher-5356"></div><!-- Start Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic -->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tramvayduragi.com/olumune-kacis-ve-kestirme-yol/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Modern Times</title>
		<link>http://www.tramvayduragi.com/modern-times/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=modern-times</link>
		<comments>http://www.tramvayduragi.com/modern-times/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 06 Apr 2011 11:41:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ömer Osmanoğlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Etkinlik]]></category>
		<category><![CDATA[Film İnceleme]]></category>
		<category><![CDATA[İhmal Ettiğimiz Klasikler]]></category>
		<category><![CDATA[Charlie Chaplin]]></category>
		<category><![CDATA[Modern Times]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tramvayduragi.com/?p=5327</guid>
		<description><![CDATA[“Modern Zamanlar: Endüstrinin, bireysel teşebbüsün ve mutluluk peşinde koşan insanlığın öyküsü” Modern şehirlerde sıradan bir işgünü, çalar saatlerin buyurgan sesiyle başlar. Kalabalık caddelerin, trafiğin ve koşuşturmacanın içinde yetişmek zorunda olduğumuz bir işimiz, bizi istisnasız hazır ve nazır bekleyen ve hatta ilaçlarını bile almış, gazetesini çoktan okumuş asık suratlı bir patronumuz, arasına karışacağımız makineler, işimizden gücümüzden [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<!-- Start Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><p style="text-align: center;"><strong><a href="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/modern.times_.charles.chaplin1.jpg"><img class="size-full wp-image-5332 aligncenter" src="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/modern.times_.charles.chaplin1.jpg" alt="" width="277" height="420" /></a></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>“Modern Zamanlar: Endüstrinin, bireysel teşebbüsün ve mutluluk peşinde koşan insanlığın öyküsü”</strong></p>
<p>Modern şehirlerde sıradan bir işgünü, çalar saatlerin buyurgan sesiyle başlar. Kalabalık caddelerin, trafiğin ve koşuşturmacanın içinde yetişmek zorunda olduğumuz bir işimiz, bizi istisnasız hazır ve nazır bekleyen ve hatta ilaçlarını bile almış, gazetesini çoktan okumuş asık suratlı bir patronumuz, arasına karışacağımız makineler, işimizden gücümüzden başımızı kaldırıp da birbirimizi görmeyelim diye bölmelerle ayrılmış çalışma masalarımız, ergonomik ofislerimiz, içinden akmak zorunda olduğumuz milyonlarca kablo, donuk gözlerle bakıp durduğumuz bilgisayar ekranları, bizi lime lime etmesinden korktuğumuz makineler ve laf anlatmak zorunda kaldığımız onlarca ve belki yüzlerce insan.</p>
<p>Hızla akan bir koyun sürüsü ile metro istasyonlarında muntazaman bekleşen ve aynı şekilde mütemadiyen asfaltın ve gökdelenlerin arasında akıp giden bir insan kalabalığını ayıran şey (filmin başında böyle bir paralellik var), ilkinin ağıllara veya otlaklara doğru koşuşturması, ikincisinin de kara kara fabrika bacalarının/makinelerin/çarkların/kabloların/ arasında kaybolup yok olmasıdır. İkisinin ortak yönü ise, yapılan eylemlerin bilinçsizliğidir.</p>
<p>Sabah 06.00’da işbaşı yapan işçilerin tüm hareketlerini kontrol eden müdür, sürekli azarlanan, herşeyi eline yüzüne bulaştıran ve makineler arasında şaşkın ve çaresiz kalan Charlie Chaplin’e yöneliyor. Çünkü var olan düzeni bozan, iş akışını bozan, beceriksiz biridir o. İşçiler, bantlardan akan ve aslında hiçbir işçinin tam olarak ne yaptığını bilmediği garip bir üretim biçimi arasında ter dökmektedir. Devasa makineler arasında onlar, üretim sürecinin devamı adına, aslında makinelerin birer parçası haline gelmişlerdir. Daha da ötesi, ellerinde vidaları ve anahtarları ile bu makineleşmiş işçiler, trajik bir biçimde, işlerinin ustası olmaktan da uzaktırlar. Çünkü uzmanlaşma söz konusudur ve aslında hiçkimse tam olarak ne yaptığını, neyi ürettiğini de bilmemektedir. Bu anlamda, modern iş hayatının zanaatı ve ustalığı öldürdüğünü söylenebilir.</p>
<p><a href="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/modern.times_.11.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-5333" src="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/modern.times_.11-300x220.jpg" alt="" width="300" height="220" /></a></p>
<p>Paytak yürüyüşü, melon şapkası, garip ayakkabıları, sarkık pantolonu, dar ceketi, çevirip durduğu bastonu, bıyıkları, elden bırakmadığı centilmenliği, merhameti, yardımseverliği, iyilikseverliği ve sakarlıklarıyla Sessiz Sinema döneminin en eğlenceli sembolüdür Charlie Chaplin. Kanaatimce, her eğlencenin derinlerinde yatan hüznü de böylesine naif bir biçimde gösteren eşsiz bir oyuncudur Chaplin. Şarlo, bu anlamda unutulmaz tiplemelerinden biridir. Modern Zamanlar (Modern Times) ise makineleşen modern bireyin, yani dışlandığında, işe yaramaz bulunduğunda veya kurulu düzeni bozduğunda hapishaneye ya da hastaneye gönderilen bireyin öyküsüdür ve Chaplin’in en etkileyici filmlerinden biridir.</p>
<p>Modern Zamanlar, klasik Chaplin filmlerinden oldukça farklıdır. Zira Chaplin filmleri, itiraza fazlasıyla açık bir genelleme olacak ama “eğlencelik” filmlerdir aslında. Ama Modern Zamanlar’da, eğlence, görece olarak yerini eleştiriye, hem de sıkı bir eleştiriye bırakmıştır. Eleştirirken güldüren (vida sıkma sahnesi, yemek yeme makinesi, kazara komünist bir hareketin ele başısı olarak hapsi boylaması, hapisteki uyuşturucu deneyimi, tersanedeki yeni işinde daha ilk dakikalarda yapımı bitmemiş bir gemiyi yanlışlıkla denize indirmesi, şarkı sözleriyle ilgili sahne vs.) ama bunu yaparken sistematik bir bilinç düzeyine göndermeler yapmayı da ihmal etmeyen bir filmdir Modern Zamanlar.</p>
<p>Sanayideki makineleşmeye bir protesto niteliği taşıyan film, bu yıpratıcı süreç karşısında ortaya konabilecek insani tepki ve karşılıkların neler olabileceğine dair altı çizilmemiş öneriler içermekte ve “mutluluk arayışı”nda insanın sahip olduğu özelliklere vurgu yapmaktadır. Mesela, her şeye rağmen, beceriksiz ve sakar olduğu için girdiği endüstriyel işlerin tamamında tutunamamış da olsa umursamazlık modern iş anlayışına Chaplin’in verdiği en etkili cevaplardan birisi olabilir. Zira umursamazlık, sakarlık, işten kaytarma ve tembellik gibi netameli meseleler karşısında bir patronun önereceği yegane çözüm elemanı işten atmaktır.</p>
<p><a href="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/modern.times_.2.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-5334" src="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/modern.times_.2-300x220.jpg" alt="" width="300" height="220" /></a></p>
<p>Chaplin’in Modern Zamanlar’da yaptığı şeyi ben şöyle yorumluyorum: Modern şehirlerde, metro istasyonları ve bordrolar arasında gidip gelen sallantılı varlığımız bir tür “gönüllü kulluğa” dönüşmüş durumda. Bu yeni global ekonomik düzene ayak uyduramayan bireyler ya akıl hastanesine ya da hapishaneye postalanıyorlar. Zira uyumsuzlar, tutunamayanlar kurulu düzeni, çarkların işleyişi bozmakta. O halde, makineleşmenin bizden beklediği kesin itaat ve sadakat ile dalga geçmek, anarşist bir tutum da olsa, umursamazlığın yanında diğer bir seçenek olarak önümüzde duruyor.</p>
<p>Diğer yandan, makineleşmenin söz konusu baskısı, enikonu insan oluşumuza yönelmiştir. Makineleşmeyle birlikte modern üretim süreci, kitlesel bir üretimi kutsamakta ve “tek-tip” bireyleri kalifiye eleman olarak görmektedir. Açıkçası modern işçi, yarı-makineleşmiş bir varlıktır. Bu bağlamda endüstriyel gelişmelerin insan üzerindeki olumsuz etkilerini izale etmek ve mutluluğa ulaşmak için Chaplin’in önerdiği bir diğer seçenek “tebessüm etmek”tir. Ya da mesela kahkaha atabilmektir. (Keyfekeder, işe gitmediğiniz bir sabah, caddeleri yukardan gören bir parkta, tek başınıza oturup işlerine yetişmeye çalışan kalabalığa bakarak kahkaha atabilirsiniz, bunu yadırgamam.)</p>
<p><a href="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/modern.times_.5.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-5335" src="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/modern.times_.5-300x220.jpg" alt="" width="300" height="220" /></a></p>
<p>Çarkların arasında sıkışmış insanlığımızı ofis ve fabrika düzeneklerinden çekip çıkararak, grevlerin ve lokavtların arasından, toplu sözleşmelerin ve ikramiyelerin arasından biraz olsun sıyrılarak var oluşumuzun iyiliğe matuf hallerini ve hayallerimizi kurtarabiliriz. Endüstrinin keskin dişlerine koca koca taşlarla vurup onu köreltebiliriz. Ya da büyük yangınlar çıkarabiliriz işyerlerinde. Şarkı söyleyip dans ederek ve en önemlisi bizim olan, bize has dünyamızı ve kirletilmemiş, üstüne şehrin ve fabrika dumanlarının boca edilmediği hayallerimizi bavullarımıza sıkış tepiş doldurarak buradan uzaklara da kaçabiliriz. İşte tam da bu sebeplerden ötürü, Modern Zamanlar’ı sevimli kılan şey, mutluluğa ulaşabileceğine dair umudun korunmasıyla ilgili hatırı sayılır çözümler önermesidir. Bunlar, hepimizi birer tatlı serseri yapsa da ve yine bizi hakim ideolojiye kafa tutan, uslanmaz ve söz dinlemez birer anarşist yapsa da yanımızda yöremizde “keskin” çözümler olduğunu unutmamak gerekir diye düşünüyorum.</p>
<p>“Modern Zamanlar”a farklı bir bakış açısından ya da açıkçası art niyetli bir açıdan bakanlar, belirli kalıplara sıkışmış bir sınıf mücadelesini orda pekala görmek isteyebilirler. Öykünün, siyasi ve propagandacı bir dil kullandığı da ileri sürülebilir. Bu eleştirilere tamamen katılmak mümkün değildir. Zira, Modern Zamanlar’ın temel paradigması, sanayileşmenin insanları makineleştiren ve insan aklına ve onun doğal hallerine saldıran ve onu da bir çeşit makine düzeneğine dahil etmeye çalışan yapısını ortaya koyma (mesela filmde, işçiler yemeklerini çabuk yesin, hemen işlerinin başına dönsünler diye icat edilen bir “yemek yeme makinesi” Chaplin üzerinde traji-komik bir biçimde deneniyor. Bu, Taylor’ın iş yönetimi ile ilgili teorilerinin eleştirisi anlamını da taşıyor) ve insana mutluluğa ulaşma yolunda alternatif öneriler sunma kaygısını da içerir. Bu kaygı, sanayileşmenin gaddar ve dışlayıcı durumu göz önüne alındığında hiç de sebepsiz ya da manasız bir kaygı değildir aslında.</p>
<p><a href="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/modern.times_.4.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-5336" src="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/modern.times_.4-300x220.jpg" alt="" width="300" height="220" /></a></p>
<p>Modern Zamanlar’a dair kıymet verilmesi gerektiğini düşündüğüm bir diğer tespit ise şudur: Charlie Chaplin, sessiz sinemanın gücüne inanmış bir adam olarak, sessizliği, “sürekli bir hareketliliği dayatan moderniteye karşı önemli bir direniş aracı” olarak etkili bir biçimde kullanmıştır. Sessizliğin yanında, Chaplin ile özdeşleşen ve yukarıdaki satırlarda temas ettiğimiz sakar, başına buyruk, hayalci, serseri, laf dinlemez ve gözüpek tutum ve davranışlar, aslında modern iş yaşamının dayattığı kuralcılığa (fabrika patronunun tüm fabrikayı kameralarla gözetlemesi), buyurganlığa (patronun işçilere emirler yağdırması) uzmanlaşmaya (bantlarda çalışan işçilerin durumu), ayrıntıcı bakışa (patron odasında bir puzzle’ın parçalarını birleştiriyor sabah sabah) hesap edilir oluşa (yemek yeme makinesinin ayarları) denetimci bakışa (sigara kaçamağı yapmak isteyen işçinin hemen yakayı ele vermesi, yine patron!) ve aşırı ölçülü tutuma bir anlamda başkaldırı niteliği de taşımaktadır.</p>
<p>Modern Zamanlar&#8217;ın, büyük holding patronları ve gittikçe azmanlaşan Hollywood film endüstrisine göbekten bağlı yapımcılar sebebiyle, “Şehir Işıkları” (City Lights, 1931), “Altına Hücum” (Golden Rush) ve “Büyük Diktatör” (The Great Dictator, 1940) gibi diğer Chaplin filmlerinin gölgesinde kalmış bir film olduğunu ileri sürebiliriz. Bu iddianın, genel geçer bir inandırıcılığa sahip olmayışını hesaba katarak, hiç değilse bir sinema izleyicisi olarak; fabrika, hastane ve hapishane arasında sıkıştırılmış modern insanı anlamak açısından Modern Zamanlar&#8217;ın dikkate alınması gerektiğini düşünüyorum.</p>
<div class="shr-publisher-5327"></div><!-- Start Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic -->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tramvayduragi.com/modern-times/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çınar Ağacı</title>
		<link>http://www.tramvayduragi.com/cinar-agaci/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=cinar-agaci</link>
		<comments>http://www.tramvayduragi.com/cinar-agaci/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 21 Mar 2011 11:00:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Nezaket Kartal</dc:creator>
				<category><![CDATA[Film İnceleme]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Celile Toyon]]></category>
		<category><![CDATA[Deniz Deha Lostar]]></category>
		<category><![CDATA[Handan İpekçi]]></category>
		<category><![CDATA[Hüseyin Avni Danyal]]></category>
		<category><![CDATA[Jülide Kural]]></category>
		<category><![CDATA[Nejat İşler]]></category>
		<category><![CDATA[Nurgül Yeşilçay]]></category>
		<category><![CDATA[Settar Tanrıöğen]]></category>
		<category><![CDATA[Suzan Aksoy]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tramvayduragi.com/?p=5130</guid>
		<description><![CDATA[Emekli öğretmen Adviye Hanım, Atatürk’ün portresiyle konuşan örgü örmek yerine salıncağa binmeyi tercih eden bir kadındır. Kendi evini yakmak üzere olduğundan belli sürelerde çocuklarında kalmak zorundadır. Kısa zaman sonra bu yaşlı kadınla ne yapacağını bilemeyen çocuklar annelerini huzurevine yatırmayı düşünmeye başlarlar. Tabi ki kendi hayatları da karışıktır; aldatmalar, boşanmalar, kavgalar, ekonomik zorluklarla boğuşmak zorundadırlar. Adviye [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<!-- Start Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><p><a href="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/cinar-agaci1.jpg"><img class="size-medium wp-image-5131 aligncenter" title="cinar-agaci1" src="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/cinar-agaci1-300x168.jpg" alt="" width="300" height="168" /></a></p>
<p>Emekli öğretmen Adviye Hanım, Atatürk’ün portresiyle konuşan örgü örmek yerine salıncağa binmeyi tercih eden bir kadındır. Kendi evini yakmak üzere olduğundan belli sürelerde çocuklarında kalmak zorundadır. Kısa zaman sonra bu yaşlı kadınla ne yapacağını bilemeyen çocuklar annelerini huzurevine yatırmayı düşünmeye başlarlar. Tabi ki kendi hayatları da karışıktır; aldatmalar, boşanmalar, kavgalar, ekonomik zorluklarla boğuşmak zorundadırlar. Adviye Hanım en küçük torunu Barış’ın ısrarlarına rağmen huzurevine yatmayı kabul eder.</p>
<p>Yeşim Ustaoğlu yakın zamanda Pandora’nın Kutusu’nda yaşlı bir kadını hayatlarına sığdıramayan çocukların hikayesini anlatmış, ama böyle bir öyküye dair söyleyecek sözü olduğunu da belli etmişti. Handan İpekçi ise bu türde filmlerin daha önce yapılan pek çok örneğine hiçbir şey katmadan bir tane daha çekme gereğini duymuş ki bunun nedenini anlamak mümkün değil. Filmin kadrosu oldukça kalabalık, ama hiçbir karakterin derinliği, inandırıcılığı yok, hatta o kadar kartonlar ki biraz uzatarak televizyon dizisi yapılabilirmiş gibi bu filmden.</p>
<p>Filmin oyunculuk yükünün çoğu Adviye Hanım’ı canlandıran Celile Toyon’un üzerinde, ancak onun oyunculuğu sinema için oldukça teatral. Torunu Barış ile yer yer skeç gibi bölümleri var, ama bu bölümlerde sevimli olmaktan çok, iticiler. Bu senaryoya yedirilememiş skeçleri görmek bile şu ana kadar iyi bir yönetmen olduğunu düşündüğümüz Handan İpekçi için içimizi acıtıyor. Bu zayıf senaryo, özensiz film yönetmene hiç yakışmıyor. Ama asıl, izleyiciyi ağlatma isteğine kapılıp hüzünlü sahneleri olabildiğince sömürmeye uğraşan, kendisini Çağan Irmak sinemasına yaklaştıran tavrı görmek en kötüsü, umarım Handan İpekçi, Çınar Ağacı&#8217;nda yaptığı her şeyden en kısa zamanda vazgeçer, sinemasının geleceği için geçmeli de.</p>
<p>&nbsp;</p>
<div class="shr-publisher-5130"></div><!-- Start Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic -->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tramvayduragi.com/cinar-agaci/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

