<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Tramvay Durağı &#187; Bir Film İzledim</title>
	<atom:link href="http://www.tramvayduragi.com/category/sinema/bir-film-izledim/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.tramvayduragi.com</link>
	<description>Göğe Bakma Durağı..</description>
	<lastBuildDate>Wed, 08 Feb 2012 22:27:07 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Melancholia</title>
		<link>http://www.tramvayduragi.com/melancholia/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=melancholia</link>
		<comments>http://www.tramvayduragi.com/melancholia/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 26 Oct 2011 06:36:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Zeynep Özar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bir Film İzledim]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Charlotte Gainsbourg]]></category>
		<category><![CDATA[Kirsten Dunst]]></category>
		<category><![CDATA[Lars von Trier]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tramvayduragi.com/?p=7007</guid>
		<description><![CDATA[Bir şeyi beğendiysem etkisinden çıkmam uzun sürer. Etkisini kaybetmemesi için çaba da sarf ederim çoğu zaman. Yine de kelimeleri seçmekte zorlanırım. Bazen susmaktır en iyi anlatıcı. Bazen de kırık dökük, devrik de olsa iki kelam etmektir hakkında. Melancholia da öyle bir film işte. Etkisinde kalmak için çok şey söylenmesi gereken yine de hakkını verecek doğru [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<!-- Start Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><p style="text-align: center;"><a href="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/melancholia_1.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-7008" title="melancholia_1" src="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/melancholia_1.jpg" alt="" width="504" height="335" /></a></p>
<p>Bir şeyi beğendiysem etkisinden çıkmam uzun sürer. Etkisini kaybetmemesi için çaba da sarf ederim çoğu zaman. Yine de kelimeleri seçmekte zorlanırım. Bazen susmaktır en iyi anlatıcı. Bazen de kırık dökük, devrik de olsa iki kelam etmektir hakkında. <strong>Melancholia</strong> da öyle bir film işte. Etkisinde kalmak için çok şey söylenmesi gereken yine de hakkını verecek doğru sıfatların bulunamadığı türden.</p>
<p>Güneşin arkasına saklanmış, dünyaya çarpma ihtimali bulunan mavi bir gezegen. Bir metafor. İki ayrı bakış açısı. Melankolinin insanın ruhunu nasıl ele geçirdiğine dair kuvvetli senaryo, renk, ışık, müzik ve oyunculuk zinciri.</p>
<p>Yönetmen koltuğundaki Lars Von Trier yine ruh halimizin derinliklerine göz atmamızı salık veren bir filmle karşımızda. İlk 10 dakikasında bizi neyin beklediğine dair kesitlerin birer tablo edasıyla verildiği filmin ilk bölümünün adı “Justine”, yani Kirsten Dunst’ın oynadığı karakter. Bu bölümde bir düğün seremonisi izliyoruz; dakikalar geçtikçe karakterin inişli çıkışlı ruh haline anlam vermeye çalışıyoruz. Sanki bacaklarına tırmanarak onu aşağıya çeken şeyin bir süre sonra onu her şeyden –işinden ve eşinden- kopardığına tanık oluyoruz. Her sahnede daha çok dibi görüyor Justine. Sürekli uyuyor. Yıkanamıyor. En sevdiği yemek olan köfteden bile kül tadı alıyor. İkinci bölümse “Claire”, Charlotte Gainsbourg’un can verdiği karakterin hayatının kapılarını açıyor bize. Dünyaya yaklaşan ve çarpma tehlikesi olan bir gezegenin varlığından haberdar oluyoruz ve bu gezegenin Claire’i nasıl etkilediğinden. Justine bir anda ağırbaşlı, aklı başında kız kardeşe dönüşürken Claire’in kendini kaybetmesine tanık oluyoruz. Korkularının eşiyle ve çocuğuyla olan ilişkisinde yol açtığı gel gitlere. Bir yandan da yaklaşmakta olan gezegeni göz hapsinde tutmasına. Değişen bakış açılarının kişilere bakışı da nasıl değiştirdiğini sorguluyoruz aslında bir yerde, ve içinde bulunulan ruh halinin hiç de göründüğü gibi olmadığını, bunu ancak yaşayanın bildiğini.</p>
<p>Melankolik ruh halini gökyüzüne ithaf eden bir film <strong>Melancholia</strong>. Yüzünü mavi renge dönenlerin, güneşli bir günde kar yağdığına tanık olanların, reçeli kavanozun içinden parmaklayan veya farklı renkte paketlenmiş çikolataları &#8220;hangisi neyli acaba&#8221; diye art arda yerken bir yandan da kahvesini yudumlayanların, kısacası melankolinin içine girdikten ve onu benliğine yedirdikten sonra onunla yaşamayı öğrenenlerin günlüğü gibi.</p>
<p>Gece gökyüzüne baktığında aydan başka bir ışık daha görenlerin günlüğü.</p>
<div class="shr-publisher-7007"></div><!-- Start Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic -->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tramvayduragi.com/melancholia/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>OldBoy</title>
		<link>http://www.tramvayduragi.com/oldboy-2/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=oldboy-2</link>
		<comments>http://www.tramvayduragi.com/oldboy-2/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 17 Apr 2011 12:51:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Melike</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bir Film İzledim]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tramvayduragi.com/?p=5524</guid>
		<description><![CDATA[Bu filmi izlemeyin. Çünkü kesinlikle bittikten sonra dayak yemişe dönüyorsunuz. Üzerinizden etkisi iki üç gün geçmiyor. Film kanlı canlı bir dayak atıyor en temizinden. Aslında sizi ismiyle hazırlıyor olacaklara, tüm tezatlar, olmazlar filmin içine mükemmel bir biçimde yerleştirilmiş. Mükemmel, ustaca ve bir o kadar iğrenç, mide bulandırıcı, sapkın. Yani hepsi bir arada bir film olmuş. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<!-- Start Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><p><a href="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/Ekran-Alıntısı.png"><img class="aligncenter size-medium wp-image-5525" src="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/Ekran-Alıntısı-300x191.png" alt="" width="300" height="191" /></a></p>
<p>Bu filmi izlemeyin.</p>
<p>Çünkü kesinlikle bittikten sonra dayak yemişe dönüyorsunuz. Üzerinizden etkisi iki üç gün geçmiyor. Film kanlı canlı bir dayak atıyor en temizinden.</p>
<p>Aslında sizi ismiyle hazırlıyor olacaklara, tüm tezatlar, olmazlar filmin içine mükemmel bir biçimde yerleştirilmiş.</p>
<p>Mükemmel, ustaca ve bir o kadar iğrenç, mide bulandırıcı, sapkın. Yani hepsi bir arada bir film olmuş.</p>
<p>O meşhur dövüş sahnesinin, çekim tekniklerinin hayranları fazlaca. Fakat ben kurgu çarpmasına uğradığımdan o sahnelere hayran olacak vakti bulamadım.</p>
<p>Bu filmi izleyin.</p>
<p>Çünkü böyle bir  film bir daha çekilmez.  &#8220;Gelmiş geçmiş en iyi intikam filmi&#8221; yakıştırmasını üzerinde hakkıyla taşıyor.</p>
<p>Tarantino tarzına benzetilse de ben hepsinden ayrı tuttum.</p>
<p>Tam olarak arafta.</p>
<p>Hem izlenmeli hem de izlenmemeli.</p>
<p>&nbsp;</p>
<div class="shr-publisher-5524"></div><!-- Start Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic -->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tramvayduragi.com/oldboy-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Byosoku 5 senchimetoru</title>
		<link>http://www.tramvayduragi.com/byosoku-5-senchimetoru/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=byosoku-5-senchimetoru</link>
		<comments>http://www.tramvayduragi.com/byosoku-5-senchimetoru/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 15 Feb 2011 09:13:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Akin Cetin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Anime]]></category>
		<category><![CDATA[Bir Film İzledim]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[anime]]></category>
		<category><![CDATA[Ayaka Onoue]]></category>
		<category><![CDATA[Drama]]></category>
		<category><![CDATA[Kenji Mizuhashi]]></category>
		<category><![CDATA[Makoto Shinkai]]></category>
		<category><![CDATA[Romantik]]></category>
		<category><![CDATA[Satomi Hanamura]]></category>
		<category><![CDATA[Steven Foster]]></category>
		<category><![CDATA[Yoshimi Kondou]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tramvayduragi.com/?p=4800</guid>
		<description><![CDATA[Son olarak Yeşilçam Sineması’ndaki Kosmos faciamdan sonra kendime geleyim diye izlemiştim bu filmi. Öyle bir etkisi var, ilaç gibi geliyor bana. Acemi birliğindeyken özlediğim temel şeylerden birisi de film izlemekti. Uzun bir aradan sonra film izlemeye dönüş yapmak adına gayet yerinde bir tercih Byosoku 5 senchimetoru (5 Centimeters Per Second). Üç bölümden oluşan filmin ana [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<!-- Start Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><p><a href="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/five-centimeters-per-second.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-4801" src="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/five-centimeters-per-second-300x168.jpg" alt="" width="300" height="168" /></a></p>
<p>Son olarak Yeşilçam Sineması’ndaki Kosmos faciamdan sonra kendime geleyim diye izlemiştim bu filmi. Öyle bir etkisi var, ilaç gibi geliyor bana. Acemi birliğindeyken özlediğim temel şeylerden birisi de film izlemekti. Uzun bir aradan sonra film izlemeye dönüş yapmak adına gayet yerinde bir tercih Byosoku 5 senchimetoru (5 Centimeters Per Second).</p>
<p>Üç bölümden oluşan filmin ana karakteri Takaki Toono adlı gencimizdir. İlk bölümde çocukluğunu, ikinci bölümde gençliğini, üçüncü bölümde de orta yaşa yakın bir halini görürüz. Okulu falan bitirmiş, iş sahibi olmuştur. İlk iki bölümün geneline yayılan durum söylenemeyen şeylerle ilgili. Yazılıp da gönderilemeyen mektuplar var. Yazılıp da gönderilemeyen mesajlar var. Dilin ucuna kadar gelip sese bürünemeyen şeyler var. Korkaklık ağır basınca tencere kapağını bulamıyor, sonra tüm karakterler saplama gibi ortada geziniyor. Gözyaşları ele, ayağa falan damlıyor. Finalde de bir abi çıkıp “Ve hiçbir zaman söyleyemediğim kelimeler: ‘Seni seviyorum!’” temalı bir şarkı söylüyor.</p>
<p>Çekik gözlü kardeşlerimiz romantik tarzda çok güzel filmler üretiyorlar. Sevgililer Günü’nü geride bıraktığımız şu günlerde aşk üzerine iki çift laf edip de midenizi bulandırmayacağım. Direkt bu filme bakınız vermem daha iyi. Aslında aşk da değil, saf ve karşılıksız sevgi hakkında temiz şeyler anlatırken çok güzel karelerle baş başa bırakıyor bizi 5 Centimeters… Senaryo konusuna ciddi bir şekilde hakim olamadığım için kağıt üzerindeki halini de merak ediyorum bu filmin. İnsanın göz bebeklerini büyüten o görüntüler kelimelerle tarif edilmiş midir, yoksa filmin storyboard sorumluları, sanat yönetmeni, görüntü yönetmeni ya da o işten sorumlu vatandaş artık her kimse, bir şeyler çizip “Bunları buraya buraya koysak çok yakışıklı durur hacı!” falan mı demiştir?</p>
<p>Film öylesine duygu yoğunluklu ki sürekli bir ağlama isteği içerisinde izlettiriyor kendisini. İpleri sahiplenip seyirciyi güzelce avcuna alıyor. “Şiir gibi” dedikleri türden çok güzel mizansenler gösteriyor. Sinemanın ne kadar güzel bir şey olduğunu hatırlatıyor.</p>
<p>5 Centimeters Per Second kadın olsaydı ona aşık olurdum. Sonra da ya aşkımdan ya da ıstırabımdan ölürdüm.</p>
<div class="shr-publisher-4800"></div><!-- Start Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic -->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tramvayduragi.com/byosoku-5-senchimetoru/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Echoes Of The Rainbow</title>
		<link>http://www.tramvayduragi.com/echoes-of-the-rainbow/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=echoes-of-the-rainbow</link>
		<comments>http://www.tramvayduragi.com/echoes-of-the-rainbow/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 19 Dec 2010 07:44:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Songül Sabırsız</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bir Film İzledim]]></category>
		<category><![CDATA[Film İnceleme]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Alex Law]]></category>
		<category><![CDATA[Echoes Of The Rainbow]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tramvayduragi.com/?p=3957</guid>
		<description><![CDATA[Gökkuşağının Yankısı Sui Yuet San Tau “Ve sonunda, en büyük hırsız zamandır…” Sekiz yaşındaki Big Ears başına geçirdiği fanusla kendisini bir astronot olarak hayal ederken dünya da bu fanusun içinde görünenlerdir. Annesi güzel günler sonra zor günler sonra güzel günler şarkısını diline dolamış, inancın pek çok şeyi değiştirebileceğine dair inancını koruyan, her türlü pazarlıkta şeytana [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<!-- Start Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><p><a href="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/4220xtylnecho1.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-3958" src="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/4220xtylnecho1-300x190.jpg" alt="" width="300" height="190" /></a></p>
<p style="text-align: center;">Gökkuşağının Yankısı</p>
<p style="text-align: center;">Sui Yuet San Tau</p>
<p style="text-align: center;">“Ve sonunda, en büyük hırsız zamandır…”</p>
<p>Sekiz yaşındaki Big Ears başına geçirdiği fanusla kendisini bir astronot olarak hayal ederken dünya da bu fanusun içinde görünenlerdir. Annesi güzel günler sonra zor günler sonra güzel günler şarkısını diline dolamış, inancın pek çok şeyi değiştirebileceğine dair inancını koruyan, her türlü pazarlıkta şeytana pabucunu ters giydirebilecek, “iki elinle yazarsan çişin ikiye bölünür” gibi çocuklarına kurallar koyarken batılları esirgemeyen bir annedir. Babası ise Big Ears’in ifadesine göre hep çok meşgul ama değişmeyen bir baba. Babanın soruları da sorunları da değişmez. Cevaplarla da pek ilgili olduğu söylenemez. Zaten ona göre günler güzel ya da zor hep aynı biçimde yaşıyorlardır. Onaltı yaşındaki abi Desmond ise Big Ears’in tersine hem derslerindeki hem spordaki başarısıyla ailenin gurur kaynağıdır.</p>
<p>Hikaye ailenin etrafında döner. Alıştığımız oldukça tanıdık gelebilecek bir ailedir. Gündelik dil, yaşananlar tüm doğallıyla aktarılmıştır. Çocuklarının hayatta kendilerinden daha iyi bir yaşama sahip olması için uğraş veren,her türlü başarıda gururlanan,her türlü hatada abasının altındaki sopayı gösteren ama çocuklarını çok sevdikleri, çocukları için her türlü fedakarlıkta bulunabilecekleri belli bir anne-baba..</p>
<p>Film Big Ears’in ağzından anlatılmaktadır. Big Ears film boyunca “çocuk her yerde çocuk” sözünü kanıtlarcasına davranır. En gergin zamanlarda bile kendini göstermek için çaba harcar. İstedikleri olmadığında ya da istemedikleriyle karşı karşıya kaldığında yaygarayı basar. Mutlaka göz yaşlarına kayıtsız kalmayacak biri bulunur. Beni de en çok rahatsız eden buydu sanırım. Yani Big Ears için durmadan dünyanın kendi etrafında dönüşü. Bu bir çocuk için kaçınılmaz olsa bile. Yoksulluğun insana mahcubiyet kattığına dair yargımdan kaynaklı olarak beni bu kadar rahatsız etmiş olabilir. Big Ears da o mahçubiyetin izi yoktu. Tüm mahçubiyet, ağır başlılık abi Desmond’da toplanmıştı. Big Ears, Desmond’ın mutsuz olduğunu fark ettiği anda ona çalarak elde ettiği tüm hazinesini sunmuştu. Abisi yakalandığı hastalıktan kurtulamayarak öldüğünde onu tek bir kez daha görebilmek için tüm hazinesini kendi elleriyle suyun dibine de yollamıştı. Ancak yine de tüm filmde hakim olan hissi kırmaya –benim için-yetmedi.</p>
<p>Yönetmen Alex Law, aileye kendi soyadını vermiş. Kendisiyle yapılan bir söyleşide; filmin büyük kısmının anılarına dayandığını belirtmiştir. Filmin her karesi fotoğraf edinilebilecek denli güzeldi. Sanırım bu bir aile albümü içinde dolaşmaktan. Duygusallığın dozunun ağırlaşması da belki buna bağlanabilir. Yaşadıklarımızı abartılı aktarmak keyiflidir.</p>
<p>*Yönetmen; Alex Law, 2010, HongKong</p>
<div class="shr-publisher-3957"></div><!-- Start Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic -->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tramvayduragi.com/echoes-of-the-rainbow/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Adam</title>
		<link>http://www.tramvayduragi.com/adam/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=adam</link>
		<comments>http://www.tramvayduragi.com/adam/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 17 Dec 2010 21:26:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Songül Sabırsız</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bir Film İzledim]]></category>
		<category><![CDATA[Film İnceleme]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tramvayduragi.com/?p=3907</guid>
		<description><![CDATA[^&#8230;.Küçük Prens pilota pek çok şey öğretiyordu. En çok da sevgiyle ilgili şeyler. Babam her zaman küçük prens gibi olduğumu söylerdi. Ama Adam^la tanıştıktan sonra başından beri pilot olduğumu anladım.^ Adam’ın, babasının cenazesinden sonra eve geldiğinde yaptığı ilk iş buzdolabının üstünde duran programdan babasının adını silmek olmuştur. Bu programda günlük hayatlarını sürdürmek için gerekli günlük [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<!-- Start Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><p style="text-align: center"><a href="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/Adam-1.jpg"><img class="size-medium wp-image-3908 aligncenter" src="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/Adam-1-300x195.jpg" alt="" width="300" height="195" /></a></p>
<p style="text-align: center">^&#8230;.Küçük Prens pilota pek çok şey öğretiyordu.</p>
<p style="text-align: center">En çok da sevgiyle ilgili şeyler.</p>
<p style="text-align: center">Babam her zaman küçük prens gibi olduğumu söylerdi.</p>
<p style="text-align: center">Ama Adam^la tanıştıktan sonra başından beri pilot olduğumu anladım.^</p>
<p>Adam’ın, babasının cenazesinden sonra eve geldiğinde yaptığı ilk iş buzdolabının üstünde duran programdan babasının adını silmek olmuştur. Bu programda günlük hayatlarını sürdürmek için gerekli günlük işler yazılıdır. Adam’ın işleri ve babanın işleri ayrılmıştır. Ama artık baba yoktur. Adam tek başına kendine ait olan kısmı gerçekleştirerek yaşamaya başlar. Buzlukta bir dizi halinde duran fırın makarna kutuları azalır, dolaptaki temiz giysiler eksilir. Sonunda Adam bu işlerin altından babasının ismini silse de işlerin varlıklarını sürdürdüğünü kabul etmek durumunda kalarak apartmanın çamaşırhanesine iner ve üst katına taşınan Beth ile tanışır.</p>
<p>Beth için Adam sevimlidir. İlginçtir. Aynı zamanda tuhaftır. Beth elinde sürükleyerek taşıdığı market arabasıyla merdivenin başında göründüğünde Adam koşarak yardıma gelmemiş hatta Beth’in selamına cevap vermek yerine uzayla ilgili yeni haberlerden söz etmeye başlamıştır. Merdiven başı konuşmadan sonra Beth elindeki arabaya dikkat çekmesine rağmen Adam yerinden kıpırdamadan uzaya dalmaya devam etmiştir.</p>
<p>Adam Beth’e sevimli görünmektedir. Ancak bir farklılık olduğu da açıktır. Adam Beth’e uygunsuz bir soru sorduktan sonra işleri kendisi için zorlaştıran bir sorunu olduğunu, bu soruna Asperger Sendromu dendiğini söyler. Yani insanların ne düşündüklerini anlamıyorum. İnsanların benimle aynı şeyi yaşadıklarını sanıyorum. İnsanlara ne düşündüklerini, ne istediklerini sormayı öğrenmeliyim.Söyledikleri şeyle kast ettikleri şey farklıysa anlamıyorum. Çünkü ben söyledikleri şeyi söyledikleri şekilde anlıyorum.</p>
<p>Şimdi açıktır Adam’ın neden market arabasının taşınmasına yardım etmediği..Merhaba demeden önce uzaydan bahsedişi. Uzay hakkında bir şeyler bilmek isterdim diyen herkese uzay hakkında bildiği tüm karmaşık kuramlardan söz edişi. Sekizde kapı çalınacak dendiyse sekize yaklaştığında saat kaygılı bekleyişini.. Buzluktaki fırın makarnaları. Burada ne yapıyorsun diye sorulduğunda insanları izliyorum cevabını. Karşılaştığı hemen herkese uzaydan söz etmesini. Kendisi ne kadar büyük ilgi duyuyorsa diğerinin ilgisizliğinin o kadar farkında olmayışını.</p>
<p>Beth’in kırılmış bir kalbi vardır. Kalbinin onarılması için zamana ihtiyacı. Sadece kendisinin kendisine sunabileceği bir zamana değil. Birinin elini uzatmasına da. Ama bu elin sahibi ona zaman tanımayı da bilmelidir. Elinde kocaman bir market arabasıyla geldiğinde o arabayı taşımasına yardım edecek belki de onun yerine taşıyabilecek bir erkeğe. İşler yolunda gitmediğinde duymak istediklerini söyleyerek onu bir parça gerçekten uzaklaştıracak birine.</p>
<p>Beth hemen herkes gibi sadece nazik olmak adına istemediklerini yapabilen biridir. Bebeğimizin videosunu görmek ister misiniz? dediklerinde Adam gibi hiç merak duymasa da hayır demeyi göze alamaz. İnsanlarla kurulan ilişkilerin büyük kısmı nezaket adına kurulan yalanlara bağlıdır. Adam’ın arkadaşı; insanların sürekli yalan söyleyenlerle arada beyaz yalan söyleyenlerin farkına varmaya çalıştığını söylemiştir. Beth’in hayatında beyaz yalanlar vardır ve bu yalanlara duyulan ihtiyaç. Herkes dürüstlükten, açılıktan dem vursa da kimse salt gerçekle yüzleşmeye cesaret gösteremez. Adam tek bu nedenle bile bu dünyanın dışında kalmaya mahkumdur.</p>
<p>Filmin sonunda Adam ile Beth’in ilişkileri yol ayrımına geldiğinde; Adam’a sorar Beth “neden seninle gelmemi istiyorsun?” .. Adam’ın yanıtında Beth’e pratik hayatında duyduğu ihtiyaç apaçık gözler önüne serilmiştir. Sadece “seni seviyorum” deseydi o yola birlikte çıkabilirlerdi belki de. Ama duyduğu ihtiyacı sevgi sözcükleri arkasına saklamayı bilmediği için o yola yalnız çıkacaktır Adam. Oysa birlikteliklerde var olanı değiştirerek söyleyebilme yeteneği kazanan insanlar kazanmaktadır.</p>
<div class="shr-publisher-3907"></div><!-- Start Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic -->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tramvayduragi.com/adam/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>3:10 to Yuma</title>
		<link>http://www.tramvayduragi.com/310-to-yuma/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=310-to-yuma</link>
		<comments>http://www.tramvayduragi.com/310-to-yuma/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 06 Aug 2010 10:27:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Burak Kartal</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bir Film İzledim]]></category>
		<category><![CDATA[Film İnceleme]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Christian Bale]]></category>
		<category><![CDATA[James Mangold]]></category>
		<category><![CDATA[Russell Crowe]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tramvayduragi.com/?p=2668</guid>
		<description><![CDATA[1957 yapımı Delmar Daves filminin yeniden çekimi olan 2007 yapımı James Mangold filmi. Öncelikle ilk filmi izlemediğimi ve Western&#8217;e karşı olan önyargılarımla bu filmi izlemeye başladığımı belirtmeliyim. Ancak filmde beklediğimden çok daha fazlasını buldum ve tekrar tekrar izleyebileceğim filmler listeme aldım. Western için de yeniden düşünmemi sağladı, bu türün detaylarına da girmem gerektiğini anlattı. Basit [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<!-- Start Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><p><a href="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/3-10-to-yuma.jpg"><img src="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/3-10-to-yuma-300x270.jpg" alt="" title="3-10-to-yuma" width="300" height="270" class="aligncenter size-medium wp-image-2669" /></a><br />
1957 yapımı Delmar Daves filminin yeniden çekimi olan 2007 yapımı James Mangold filmi.<br />
Öncelikle ilk filmi izlemediğimi ve Western&#8217;e karşı olan önyargılarımla bu filmi izlemeye başladığımı belirtmeliyim. Ancak filmde beklediğimden çok daha fazlasını buldum ve tekrar tekrar izleyebileceğim filmler listeme aldım. Western için de yeniden düşünmemi sağladı, bu türün detaylarına da girmem gerektiğini anlattı.</p>
<p>Basit bir çifçi olan Dan Evans, hava koşullarından dolayı işleri istediği gibi gitmeyen ve günden güne borçlandığı &#8220;büyük adamlarca&#8221; tehdit edilen, zayıflığı her fırsatta vurgulanan bir karakterdir. Eşine ve çocuklarına karşı olan sorumluluklarını yerine getiremeyen ve sindirilmiş bir erkek olarak oldukça kötü bir durumdadır. Bir gün kasabaya gelen efsanevi kanun kaçağı Ben Wade yakalanır. Onu 3:10 Yuma trenine götürecek insanlar gereklidir. Ben Wade dehşet verici bir çeteye sahiptir ve yolda saldıraya uğramaları kesindir. Dan Evans 200 dolarlık bir bedel karşılığında Wade&#8217;i götüreceklerden birisi olmayı kabullenir.</p>
<p>Çeteden sakınmak için ilk gece Dan&#8217;in evinde kalırlar ve sahte bir araba yollayarak Wade&#8217;in çetesini uzaklaştırırlar. Aslına bakılırsa film için de birçok nokta bu tek gecede belirleniyor. Ben Wade ile Dan Evans&#8217;ın ne kadar farklı gözükseler de erkek olduklarını ve erkekliğin bu filmde her şeyden daha önemli olduğunu anlamamızı sağlıyor. Gayet zeki bir karakter olan Ben Wade&#8217;in, Evans&#8217;ın eşi ve çocuğuna oynayarak onların gözünde Dan&#8217;den daha fazla erkek olduğunu vurgulaması ve Evans&#8217;ın her fırsatta “onunla konuşmayın” uyarıları bize çok şey anlatıyor. O dönemde kanun denen şeyin zaten aşağı yukarı zalimlik olduğunu Wade gibi kanun kaçaklarını yakalamak ve hatta öldürmek için görevli olan Pinkerton&#8217;lardan anlıyoruz ve Wade&#8217;in kendi kanunlarını tercih edenlerden birisi olarak kanunun diğer tarafından daha fazla suçlu durmadığını görebiliyoruz.</p>
<p>Dan Evans ise hayatını doğruların üzerine kurmak isteyen ancak ayağını verdiği devlet tarafından bile ezilen ve güçlü olanın önüne atılan “basit” adamlardan birisi. Büyük oğlu William onu acizlikle suçluyor, eşi Ben Wade&#8217;e bakışıyla onu eziyor ve bir şeyler yapması gerektiğini daha iyi anlamasını sağlıyor. Ölüme giden yolda doğru bir adam olarak kalmayı başarıyor ve ucunda kanı bile olsa kahramanlık için bir adım attığını herkes bilsin istiyor.</p>
<p>Dan Evans karakterinin paradan daha çok onurunu, oğlunun gözündeki babalığını ve karısının erkeği olduğunu kanıtlamak istemesi Wade ile olan her diyaloğunda sertçe çiziliyor. Ben Wade&#8217;in de ona saygı duyduğunu her kareden anlayabiliyoruz, isterse Evans&#8217;ı kolayca ortadan kaldırabilecekken onun kahramanlık savaşında yanında olmayı tercih ediyor.</p>
<p>Bana göre 3:10 to Yuma, kelimenin tam anlamıyla “erkeklik” filmi. Başrollerde oynayan Russell Crowe ve Christian Bale de bu filmi gayet iyi kaldıran iki önemli aktör olunca ortaya “sağlam” bir film çıkmış. Erkek gibi başlayan ve yönetmenin de seçimiyle erkek gibi bir sonla biten, film gibi film Yuma.. Hala izlemeyenler varsa önerimdir.</p>
<div class="shr-publisher-2668"></div><!-- Start Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic -->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tramvayduragi.com/310-to-yuma/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tenin Gizemi</title>
		<link>http://www.tramvayduragi.com/tenin-gizemi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=tenin-gizemi</link>
		<comments>http://www.tramvayduragi.com/tenin-gizemi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 21 Jul 2010 12:23:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>helin eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bir Film İzledim]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Gregg Araki]]></category>
		<category><![CDATA[Mysterious Skin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tramvayduragi.com/?p=2576</guid>
		<description><![CDATA[Cinayet işledikten sonra Los Angeles&#8217;tan kaçmakta olan biri fahişe, diğeri film eleştirmeni iki HIV-pozitif aşığı anlattığı, oldukça ufak bütçeli bir film olan &#8216;The Living End&#8217; ile tanınıyor en çok Gregg Araki. Açık bir şekilde gayleri konu olan ilk yol filmi olma özelliğine de sahip bu film daha sonra kimi eleştirmenler tarafından &#8216;yeni queer sinema hareketi&#8217;ni [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<!-- Start Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><p><a href="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/mysteriousskin1.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-2577" src="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/mysteriousskin1-300x201.jpg" alt="" width="300" height="201" /></a></p>
<p>Cinayet işledikten sonra Los Angeles&#8217;tan kaçmakta olan biri fahişe, diğeri film eleştirmeni iki HIV-pozitif aşığı anlattığı, oldukça ufak bütçeli bir film olan &#8216;The Living End&#8217; ile tanınıyor en çok Gregg Araki. Açık bir şekilde gayleri konu olan ilk yol filmi olma özelliğine de sahip bu film daha sonra kimi eleştirmenler tarafından &#8216;yeni queer sinema hareketi&#8217;ni başlatan en önemli metinlerden biri olarak tanımlanıyor. Living End&#8217;in hemen ardından da Totaly Fucked Up, Doom Generation ve Nowhere&#8217;den oluşan &#8216;yeniyetme üçlemesi&#8217; ile karşımıza çıkıyor. Ve Londra Lezbiyen ve Gay Film Festivali&#8217;nde oldukça dikkat çeken filmi Splendor&#8217;ın da (Türkiye&#8217;de &#8216;İkisini de Sevdim&#8217; ismi ile gösterime girmiş.) ardından, nihayet, bu yazının da konusu olmasını umduğum Mysterious Skin&#8217;i çekiyor. Filmin aynı isimli Scott Heim romanından uyarlama olduğunu da imdb bize söylüyor.</p>
<p>Daha önce ezilen homoseksüellerin yaşantılarına bizi davet eden Araki&#8217;nin Mysterios Skin&#8217;de derdi bu kez çocuk istismarı. Sekiz yaşındaki Neil Mccormick ve arkadaşı Brian Lackey pedofili hastası beyzbol koçları tarafından cinsel tacize uğruyor. Bu istismar elbette ikisinin hayatında da oldukça önemli travmalara sebep oluyor. Neil takımın en iyisi, koçun da gözdesi; Brian ise en kötüsü. Neil&#8217;in koçuyla arası zaten çok iyi, birlikte sinemaya gidiyor, koçun evinde dev ekran televizyon seyrediyor, atari oynuyorlar; Brian ise beklenmedik zamanda yağan yağmur yüzünden iptal olan maç ve onu almaya gelmeyen ailesi yüzünden gidiyor koçun evine ilk kez. Neil yaşadığı tacizin farkında değil, buna koça olan bağlılığı engel. Daha sekiz yaşındayken eşcinsel olduğunu düşünüyor ve hayatını fahişelik yaparak geçiriyor. Bir başka deyişle, koçun ona öğrettiği &#8217;5 dolar oyunu&#8217;nu oynuyor. Brian&#8217;ın ise, yaşadığı travma hafızasından yaşadığı beş saati siliyor. Brian o kayıp zamanda, uzaylılar tarafından kaçırıldığına inanıyor. Televizyonda gördüğü, kendisi gibi uzaylılar tarafından kaçırıldığına inanan insanlarla iletişime geçiyor. Görüp anlam veremediği tuhaf rüyaları da bu çılgın fikre inanmasını kolaylaştırırken, tuttuğu rüya defteri onu on yıl önceki takım arkadaşına, Neil&#8217;e, götürüyor.</p>
<p>10 sene önce aynı beyzbol takımında oynamak ve pedofili mağduru olmak dışında hiç bir ortak noktası olmayan, birbirlerinden habersiz yaşayan bu iki gencin karşılaşması üzerine kurulu bu film, izlediğim en başarılı Araki filmi. Önceki filmlerinin &#8216;vahşet&#8217;inden oldukça uzak, dingin, fakat izlemesi onlardan kat be kat güç. Kullanılan naif müzikler bile filmin hazmını kolaylaştırmıyor.</p>
<p>Kullanılan naif müzikler demişken ekleyelim;  Cocteau Twins, Slowdive, Coil gibi gruplardan şaşmayan Araki, bu filmde de bizi şaşırtmıyor. Herald Budd ve Robin Guthrie&#8217;nin hazırladığı soundtrack&#8217;in yanısıra, filme yine Cocteau Twins, Slowdive, Curve gibi gruplar da müzikleriyle konuk oluyor. Ve finalde Sigur Rós&#8217;dan bir sürpriz sizleri bekliyor.</p>
<div class="shr-publisher-2576"></div><!-- Start Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic -->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tramvayduragi.com/tenin-gizemi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Reprise</title>
		<link>http://www.tramvayduragi.com/reprise-2/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=reprise-2</link>
		<comments>http://www.tramvayduragi.com/reprise-2/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 20 Jul 2010 11:22:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Akin Cetin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bir Film İzledim]]></category>
		<category><![CDATA[Film İnceleme]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tramvayduragi.com/?p=2554</guid>
		<description><![CDATA[Aslında daha önce bu konuda oscillatewildly arkadaşımız tarafından bir giriş yapılmış, yorum yazacaktım ama dallanıp budaklanınca yeni bir yazıya karar verdim. Sözü geçen yazı burada Philip ve Erik isimli iki yakın arkadaş var. Yazdıkları bir takım şeyleri yayımlatmak istiyorlar ve yayın evine gönderiyorlar. Philip’in yazdıkları kabul edilirken Erik’inkiler reddediliyor. Philip’in yeni sevgilisi Kari’yle arasında geçen [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<!-- Start Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><p><a href="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/reprise.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-2555" src="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/reprise-300x237.jpg" alt="" width="300" height="237" /></a></p>
<p>Aslında daha önce bu konuda oscillatewildly arkadaşımız tarafından bir giriş yapılmış, yorum yazacaktım ama dallanıp  budaklanınca yeni bir yazıya karar verdim. Sözü geçen yazı <a href="http://www.tramvayduragi.com/reprise/" target="_blank">burada</a></p>
<p>Philip ve Erik isimli iki yakın arkadaş var. Yazdıkları bir takım şeyleri yayımlatmak istiyorlar ve yayın evine gönderiyorlar. Philip’in yazdıkları kabul edilirken Erik’inkiler reddediliyor. Philip’in yeni sevgilisi Kari’yle arasında geçen şeyler yüzünden psikozu tetikleniyor ve kendisini hastanede buluyor, ki bu psikozun neyle alakalı olduğunu bilmediğimiz gibi tetikleyen şeyin ne olduğunu da bilemiyoruz seyirci olarak. Sadece sebebinin Kari olduğunu biliyoruz. Philip altı ay sonra hastaneden çıktığında aklındaki son şey yazmaktır. Erik ise yazmaya devam etmektedir. Philip’e arada bir ilham gelir gibi olsa da ortaya eskisi gibi bir şey çıkmaz. Zaten ikilimizin ilham bekledikleri noktalar da farklı. Ve bunun anlatılış şekli de çok güzel. Erik yatağın karanlık kısmında yatarken onu motive eden ve yeni romanı için teşvik eden Stan Eigh Dahl, pencereden sızan ışık sayesinde parıldıyor. Philip ise arkasından güneş doğan binada Kari’yi arıyor. Kari’nin ise ona pek bir faydasının olduğu söylenemez.</p>
<p>Aslında sözü edilen bazı şeylerden dolayı kadınlara karşı pek de hoş bir bakış açısı olmadığını fark ettim filmin. Fakat sonunda onları daha da güçlü gösterdiğini anladım. Erik yaratıcılığını frenleyebileceği gibi saçma bir düşünceyle sevgilisinden ayrılmayı planlıyor ama istediği zaman sevişebileceği birisi olduğu için bunu yapamıyor. Attığı ufak tefek yalanlar sonunda fark edildiğinde ise hemen terk ediliyor. Diğer yandan Kari, üniversiteye geri dönerek, Philip’e daha fazla faydası olabileceği düşüncesiyle psikoloji okumaya karar veriyor.</p>
<p>Philip ile Kari’nin uzun bir aradan sonraki ilk buluşmaları ise seyrettiğim en orijinal sahnelerden birisi. Aradan geçen zaman sonunda birbirlerine olan yabancılaşmalarını yansıtmak için senkronun bozulduğu bir kurgu anlayışı tercih etmiş yönetmen. Bana kalırsa bu şahane bir fikir. Zaten filmin o bölümü de harika bir kısa film.</p>
<p>Bazı konularda insanı gaza getiren, onu aydınlatan şeyler olur ya, Reprise’ın da böyle bir etkisi oldu benim üzerimde. Bazı durumlarda bazı şeyleri nasıl anlatabileceğime dair fikirler edinmemi sağladı. Ha, yıllardır film izliyoruz, yok mu bu tür fikirler edinmemizi sağlayan başka filmler? Var elbette. Fakat Reprise çeşitli yönleri sayesinde sinemasal zekasını daha yaratıcı ve tetikleyici bulduğum için kendime özellikle rehber edinmek isteyeceğim bir film. İki genç yazarın öyküsünü anlatırken edebiyatta bilinç akışına denk gelen bir anlatım türü seçmesi de bu nedenlerden birisi. Zaten filmi de bu anlatım tekniği ve bunları bir anlatıcının ağzından duyduğumuz için yazılmaya çalışılan bir roman olarak algıladım.</p>
<div class="shr-publisher-2554"></div><!-- Start Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic -->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tramvayduragi.com/reprise-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Despicable Me</title>
		<link>http://www.tramvayduragi.com/despicable-me/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=despicable-me</link>
		<comments>http://www.tramvayduragi.com/despicable-me/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 14 Jul 2010 19:13:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Akin Cetin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bir Film İzledim]]></category>
		<category><![CDATA[Film İnceleme]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tramvayduragi.com/?p=2525</guid>
		<description><![CDATA[Animasyonları severim. Çünkü peşinen vaadettikleri bir eğlence vardır ve bunu da büyük ölçüde yerine getirirler. Bir de, aynı temalar üzerinden geçe geçe, nasıl oluyorsa, aşındıramadılar o yolları. Ezelden beri belli bir sempatim var canlandırma sinemasına karşı. Hele ki son dönemde beni fazlasıyla eğlendirdiklerini fark ettim. Hoşuma gidiyor bu durum. Çünkü ben de güldüm mü herkes [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<!-- Start Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><p><a href="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/despicable-me.jpg"><img class="aligncenter size-medium  wp-image-2526" src="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/despicable-me-300x153.jpg" alt="" width="300" height="153" /></a></p>
<p><a href="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/despicable-me.jpg"></a>Animasyonları severim. Çünkü peşinen vaadettikleri bir eğlence vardır ve bunu da büyük ölçüde yerine getirirler. Bir de, aynı temalar üzerinden geçe geçe, nasıl oluyorsa, aşındıramadılar o yolları. Ezelden beri belli bir sempatim var canlandırma sinemasına karşı. Hele ki son dönemde beni fazlasıyla eğlendirdiklerini fark ettim. Hoşuma gidiyor bu durum. Çünkü ben de güldüm mü herkes gibi güzel gülerim. Neyse, Despicable Me de türdeşi birçok animasyonla benzer konuları işleyen oldukça eğlenceli bir animasyon.</p>
<p>Mısır’daki piramitlerden birisinin çalındığı anlaşılınca dünya ayağa kalkar. Kendi çapında ufak tefek hırsızlıklar yapan, görünüş itibariyle Penguen (Batman’deki) ile Nosferatu karışımı bir şey olan Gru, bunu gururuna yediremez ve bir numara olmak için Ay’ı çalmaya karar verir. Bunun için Şeytan Bankası’nın sahibi olan Mr. Perkins’ten fon alması gerekmektedir. Onunla görüştüğü sırada piramiti çalan kişinin Vektör isimli bir genç olduğunu öğrenir. Eğer Gru “madde küçülten silah”ı çalabilirse Mr. Perkins’ten fon alabilecektir. Fakat madde küçülten silahı Vektör’e kaptırır ve fon alamaz. Fakat çocukluğundan beri hayalini kurduğu Ay’a gidip onu çalabilmesi için madde küçülten silaha ihtiyacı vardır. Böylece Gru ile Vektör arasında bir çekişme başlar. Gru, kek satmak için kapısına gelen şirin mi şirin üç yetim kızı planlarına alet eder. Onları evlat edinerek kek satmaları için Vektör’e gönderir ve bu kekler özel olarak üretilmiş robotlardır.</p>
<p>Gru bir yandan Ay’ı ele geçirmenin planlarını hazırlarken diğer yandan evlat edindiği kızlara zoraki babalık yapmaktadır. Bu zoraki babalık işi bir noktadan sonra gönüllü hale gelir ve Gru değişmeye başlar.</p>
<p>Türkçe dublajlı olarak izlediğim bu filmi çok beğendim. Orijinal dilinde izleseydim bu kadar hoşuma gitmeyebilirdi. Çünkü İspanyol kökenli olan Gru “yea”lı ballı konuşmalarıyla zaman zaman Türk’leşiyordu ve bu da bana çok komik geliyor (Gru’yu kimin seslendirdiğini çıkartamadım ama mesela Fatih Özacun da çok yapar böyle.) Başlarda Trakya ve Karadeniz kırması bir şiveye sahip olduğunu düşünmüştüm Gru’nun ama durum sonradan anlaşıldı.</p>
<p>Bu kadar sevimli karakterleri en son ne zaman bir arada gördüğümü hatırlamıyorum. Gru, Gru’nun tombiye benzeyen ve konuştuklarının yüzde doksanı anlaşılmayan haylaz yardımcıları, Margo-Edith-Agnes üçlüsü (özellikle Agnes ve tek boynuzlu atla ilgili tekerlemesi) şahaneydiler! Felaket komik mizansenleri vardı. Animasyonların olmazsa olmazı hümanist ve etik birkaç konuya da parmak basınca hüzünlendiriyorlardı. Fakat genel olarak epey kaliteli bir mizah duygusu hakimdi filme. Bende şiddetli bir biçimde tekrar izleme hissi uyandırdı. Dublajı da pek güzel, pek şirindi. Ekibe ayrıca bir teşekkür göndereyim kendi adıma.</p>
<div class="shr-publisher-2525"></div><!-- Start Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic -->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tramvayduragi.com/despicable-me/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>The Shock Doctrine/ Şok Doktrini</title>
		<link>http://www.tramvayduragi.com/the-shock-doctrine-sok-doktrini/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=the-shock-doctrine-sok-doktrini</link>
		<comments>http://www.tramvayduragi.com/the-shock-doctrine-sok-doktrini/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 10 Apr 2010 18:20:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>soida</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bir Film İzledim]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Belgesel Film]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Naomi Klein]]></category>
		<category><![CDATA[The Shock Doctrine]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tramvayduragi.com/?p=1829</guid>
		<description><![CDATA[Kanadalı aktivist-yazar Naomi Klein’in aynı adlı kitabından uyarlanan Michael Winterbottom ve Mat Whitecross yönetmenliğinde çekilmiş belgesel, 29. Uluslararası İstanbul Film Festivali’nde layığıyla kendine yer bulmuş. Felaket kapitalizmi ve bunalım ekonomisinin kitleler üzerinde yarattığı yıkımın adeta çarpıcı bir örneği olan bu yapım, 1950’lerin Amerikası&#8217;nda psikiyatr Prof. Dr. Ewen Cameron tedavi yöntemi : “Şok Terapisi” ile ironik [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<!-- Start Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><p style="text-align: left"><a href="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/bubble_economy_protest_z1.jpg"><img class="size-medium wp-image-1833 aligncenter" src="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/bubble_economy_protest_z1-201x300.jpg" alt="" width="234" height="300" /></a></p>
<p style="text-align: left">Kanadalı aktivist-yazar Naomi Klein’in aynı adlı kitabından uyarlanan Michael Winterbottom ve Mat Whitecross yönetmenliğinde çekilmiş belgesel, 29. Uluslararası İstanbul Film Festivali’nde layığıyla kendine yer bulmuş. Felaket kapitalizmi ve bunalım ekonomisinin kitleler üzerinde yarattığı yıkımın adeta çarpıcı bir örneği olan bu yapım, 1950’lerin Amerikası&#8217;nda psikiyatr Prof. Dr. Ewen Cameron tedavi yöntemi : “Şok Terapisi” ile ironik bir bağlantı kurularak hazırlanmış.</p>
<p>Film tam olarak şu kanaldan giriş yapıyor: Toplumların yaşanan savaş, doğal afet vb. durumlar neticesinde içine düştüğü kaos ortamında uzun vadeli düşünememe ve salt can güvenliğine odaklanmalarının -psikolojideki adı ile buna “duyusal yoksunluk” denmekte- iktidar sahiplerine getirdiği rahat uygulama fırsatı ve bu sayede uygulanmış politikaların dünya örnekleri. Şok Terapisi uygulamaları ile bağlantısı işte tam da burada kişinin psikolojik ve fiziksel olarak gerçekle ilintisinin koptuğu yerde başlıyor.</p>
<p>Başta Şili olmak üzere Latin Amerika ülkeleriyle başlayıp Avrupa ve Uzak Doğu ülkelerinden, Rusya örneğine kadar ülkelerin Serbest Piyasa Ekonomisine açılım süreçleri ele alınmış. Naomi Klein bu süreçlerin, serbest piyasa politikalarının uygulanması için en uygun anın beklendiği özellikle toplumun algıda düşüş yaşadığı zamanlarla eş olduğuna ve bu durumun iktidar sahipleri adına bir fırsat olduğuna vurgu yapıyor. Klein genel olarak Nobel ödüllü iktisatçı Milton Friedman’nı, serbest piyasa ekonomisi görüşlerini benimseyen hatta Friedman’ın desteğini alan birçok politikacı-yöneticinin başarısızlığını, ardından gelen bunalım ve kaos ortamının sebebi olarak göstermiş. Öyle ki daha önce Chicago Okulunda burslu eğitim görmüş Şilili öğrencilerin kendi ülkelerinde uyguladıkları Friedman destekçisi ekonomi politikalarının uğranılan serbest piyasa başarısızlığı üzerine nasıl devlet müdahalesi isteğine döndüğü dikkat çekici nitelikte.</p>
<p>Dahası ilk saldırı ardından, insanların savaş şoku yaşadığı bir ortamın nasıl ekonomik şok doğurduğunu, demokrasinin bu kaos ortamlarında nasıl ortadan kaldırıldığını ve neticesinde zorla yaptırım şoklarının ele alınışı bir hayli etkileyici. Demokrasi vaatleriyle girilen ülkelerde, rejim şekillendirmede halkın fikrine, hür iradesine başvurmak yerine zorla yaptırım uygulamak ve etkin iradeye karşıt görüşleri çoğunlukla kanlı bir şekilde bastırmak üzerine verilen örnekler insanı koltuğa kilitliyor. Savaş sonrası ülkelere yapılacak yatırımların dünya ekonomisine yön veren çok uluslu şirketlerce yapılıyor olması, bunun her savaş sonrası iştah açan kâr güdüsünden nasıl bir rant savaşına dönüştüğü gerçeği yüzyılın kapitalist ekonomi tarihindeki yerini aldı bile.</p>
<p>Gerek işlenen örnekler gerek alıntılanan istatistiksel veriler bu filmin, durduğu yer neresi olursa olsun adil muhakeme yetisine sahip her bireyi üzerine düşünmeye sevk edeceği kanısındayım. Gitgide küreselleşen dünyada doğal oluşmuş ya da suni yaratılmış tüm olay ve durumlara yönelik tepkiler, adil yaşam ve eşitlik arayışına dair tüm haklı istekler  adına bu filmin izlenmesi gerek. Türkiye ile karşılaştırma yapma tarafına gelince&#8230; Tarihte yer edinmiş ekonomi-politik olayları çok taraflı analiz gücünüz ne kadar yüksek bilmem ama benim kafamda şimşekler çakmadı değil. Sakin bir vakitte izleyin, tartışın derim.</p>
<div class="shr-publisher-1829"></div><!-- Start Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic -->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tramvayduragi.com/the-shock-doctrine-sok-doktrini/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

