<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Tramvay Durağı &#187; İnceleme</title>
	<atom:link href="http://www.tramvayduragi.com/category/muzik/inceleme/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.tramvayduragi.com</link>
	<description>Göğe Bakma Durağı..</description>
	<lastBuildDate>Wed, 08 Feb 2012 22:27:07 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Therapy? &#8211; A Brief Crack Of Light</title>
		<link>http://www.tramvayduragi.com/therapy-a-brief-crack-of-light/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=therapy-a-brief-crack-of-light</link>
		<comments>http://www.tramvayduragi.com/therapy-a-brief-crack-of-light/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 29 Jan 2012 19:49:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Anıl Okay</dc:creator>
				<category><![CDATA[Agresyon Memuru]]></category>
		<category><![CDATA[İnceleme]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Albümler]]></category>
		<category><![CDATA[therapy?]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tramvayduragi.com/?p=7615</guid>
		<description><![CDATA[Therapy? dinlerken mutlu olduğum grupların başında gelir isminin aksine. 2012’de hala sert müzik yapan bir grup olmalarına rağmen yeni albümlerini bu kadar bekliyor olmamın da gruba olan sevgimle doğru orantısı bulunmakta. Nurse, Troublegum ve Infernal Love albümlerini deliler gibi dinlediğim dönemler oldu. Bu albümlerin yanına yaklaşacak kalitede olmasa da Shameless ve Never Apologise, Never Explain [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<!-- Start Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><div>
<p><a href="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/therapybrief.jpg"><img class=" wp-image-7616  alignleft" style="border-image: initial; border-width: 3px; border-color: black; border-style: solid; margin: 3px;" src="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/therapybrief.jpg" alt="" width="215" height="215" /></a></p>
<p style="text-align: justify;" dir="ltr">Therapy? dinlerken mutlu olduğum grupların başında gelir isminin aksine. 2012’de hala sert müzik yapan bir grup olmalarına rağmen yeni albümlerini bu kadar bekliyor olmamın da gruba olan sevgimle doğru orantısı bulunmakta. Nurse, Troublegum ve Infernal Love albümlerini deliler gibi dinlediğim dönemler oldu. Bu albümlerin yanına yaklaşacak kalitede olmasa da Shameless ve Never Apologise, Never Explain de harika tatlar barındıran, en kötü ihtimalle gaza getiren albümlerdi.</p>
<p style="text-align: justify;" dir="ltr">Açıkçası 2004’ten sonra yayınlanan Therapy? albümlerinde bariz bir şekilde enerji yoksunluğu gözleniyordu. Beste olarak da başarılı sayılmazlardı. En fazla bir kaç kere dinlediğim albümlerden sonra konser kayıtlarında dinlediğim Living In the Shadow of the Terrible Thing beni heyecanlardırmaya yetmişti. Albümün açılış şarkısı olması oldukça yerinde bi tercih olmuş. Albümden yayınlanan ilk single da olan şarkı sert ve akılda kalıcı melodilere sahip. Grubun akılda kalıcı gitar riffleri yazmayı devam ettirmeleri en çok sevindiren konu oldu.</p>
<p style="text-align: justify;" dir="ltr">Albümün en dikkat çekici parçası şüphesiz ki üçüncü sıradakı Marlow. Aslında albümün herkese hitap eden belki de tek parçası. Hipnotize edici bir gitar riffi ve ardından zillerle desteklenen şarkı bir Mono albümünde yer alsaydı yadırgamazdım. Kolay dinlenebilen bir post rock klasiği olmuş. Diğer şarkıları birbirinden çok ayıramıyorum. Therapy? albümü dinlerken şarkı atlamak içime sinmiyor. Bütün şarkılar enerjilerini baştan sonra sürdürüyorlar. Belki son şarkı, Ecclesiastes hariç. Onu da rahatlatıcı bir havası olduğu için affedebiliriz. Bu şarkı bana büyük ölçüde Anathema &#8211; Closer&#8217;ı hatırlattı.</p>
<p style="text-align: justify;" dir="ltr">Son zamanlarda Zune’da dinleyecek yeni şeyler için sıkıntı yaşıyordum. Önce The Maccabees sonra da Therapy? imdadıma yetişti. Sanırım bu senenin dinleyeceğim distorşınlı gitar ağırlıklı tek albümü bu olacak. Therapy? severler göz atsın.</p>
</div>
<div class="shr-publisher-7615"></div><!-- Start Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic -->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tramvayduragi.com/therapy-a-brief-crack-of-light/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>The Maccabees &#8211; Given To The Wild</title>
		<link>http://www.tramvayduragi.com/the-maccabees-given-to-the-wild/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=the-maccabees-given-to-the-wild</link>
		<comments>http://www.tramvayduragi.com/the-maccabees-given-to-the-wild/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 23 Jan 2012 20:04:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Anıl Okay</dc:creator>
				<category><![CDATA[İnceleme]]></category>
		<category><![CDATA[Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Albümler]]></category>
		<category><![CDATA[Yeniler]]></category>
		<category><![CDATA[2012 albümler]]></category>
		<category><![CDATA[Given To The Wild]]></category>
		<category><![CDATA[Mete Avunduk]]></category>
		<category><![CDATA[The Maccabees]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tramvayduragi.com/?p=7555</guid>
		<description><![CDATA[The Maccabees’i bundan 2 sene önce Mete Avunduk’un Aşırı Doz adlı radyo programında duymuştum. Love You Better isimli şarkıları oldukça iyi şeyler düşünmemi sağlamıştı grup hakkında. Daha sonra albümlerini edindim ama içerdikleri güzel şarkılara rağmen albümleri tekrar tekrar dinleme isteğim hiç oluşmadı. Bir şekilde dinleyiciyi kendine ısındıramayan bir müzikleri olduğunu düşünüyordum ama Love You Better, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<!-- Start Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><div>
<p dir="ltr"><a href="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/giventothewild500.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-7557" title="giventothewild500" src="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/giventothewild500-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a>The Maccabees’i bundan 2 sene önce Mete Avunduk’un Aşırı Doz adlı radyo programında duymuştum. Love You Better isimli şarkıları oldukça iyi şeyler düşünmemi sağlamıştı grup hakkında. Daha sonra albümlerini edindim ama içerdikleri güzel şarkılara rağmen albümleri tekrar tekrar dinleme isteğim hiç oluşmadı. Bir şekilde dinleyiciyi kendine ısındıramayan bir müzikleri olduğunu düşünüyordum ama Love You Better, X-ray, Toothpaste Kisses gibi muhteşem şarkılar yapan bir grubun bu yeni albümüne de bir şans vermek istedim.</p>
<p dir="ltr">Maccabees verdiğim bu şansı neyse ki iyi değerlendirdi. Şimdiye kadar beni içine çekebilen, daha doğrusu hadi bakalım bu şarkıdan sonra nasıl bir şey yapmışlar dediğim ilk The Maccabees albümü oldu Given To The Wild. Baştan sonra sıkılmadan dinleyebildim, ve en önemlisi tekrar tekrar dinlemek istedim.</p>
<p dir="ltr">Albüm neye benziyor diyecek olursanız, şimdiye kadar okuduğum albüm incelemelerinde Arcade Fire’ın The Suburbs’ına olan benzerliğinden değinmeyen yoktu. Albüm kesinlikle The Suburbs’dan çok esinlenerek üretilmiş. Açıkçası önceki albümlerine çok katlanamadığım için grubun karakteristiği konusunda pek fikir sahibi değilim. Ama “Love You Better” darmadağınlık ve çiğlik ise bu albümdeki “Heave” de beyefendilik gibi kalıyor.</p>
<p dir="ltr">Şarkı bazında yer yer inanılmaz yukarılara çıkan albümün en büyük handikapı Go ile zirveye çıktıktan sonra en azından güçlü bir sona sahip olmayışı. Unknown ile bitirselerdi çok güzel olabilirdi mesela. Ama albümün sonundaki iki şarkı ihtişamsız bir kapanış yaptırıyor albüme.</p>
<p dir="ltr">Given To The Wild 2012’in benim açımdan güzel bir sürprizi oldu. Çok sevmediğim bir grubun güzel bir albümü. İçerdiği bir kaç vasat&amp;kötü karışımı şarkı nedeniyle enfes bir albüm olmayı kılpayı kaçırıyor.</p>
</div>
<div class="shr-publisher-7555"></div><!-- Start Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic -->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tramvayduragi.com/the-maccabees-given-to-the-wild/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kesmeşeker &#8211; Doğdum Ben Memlekette</title>
		<link>http://www.tramvayduragi.com/kesmeseker-dogdum-ben-memlekette/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=kesmeseker-dogdum-ben-memlekette</link>
		<comments>http://www.tramvayduragi.com/kesmeseker-dogdum-ben-memlekette/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 24 Dec 2011 12:51:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Anıl Okay</dc:creator>
				<category><![CDATA[İnceleme]]></category>
		<category><![CDATA[Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Albümler]]></category>
		<category><![CDATA[kadıköy]]></category>
		<category><![CDATA[kesmeşeker]]></category>
		<category><![CDATA[rock]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tramvayduragi.com/?p=7307</guid>
		<description><![CDATA[Şişli doğumluyum, Sultanahmetliyim, çocukluğumun bir kısmını Bakırköy&#8217;de, gençliğimin tamamını Beylikdüzü&#8217;nde, iş ve eğlence hayatımın çoğunluğunu Beşiktaş, Beyoğlu ekseninde geçirdim. Fenerbahçeli olmak çocuk ve ergenken beni Kadıköy&#8217;e bağlayan yegane şeydi. Bir de annemin halasına yapılan rutin ziyaretler. O ziyaretlerden birinde Rexx sinemasına gitmek, annesiz izlenen ilk film, filmden çıkıp atari salonuna dalmak, özgürlük!. Kadıköy&#8217;ü sevmeye başlamıştım. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<!-- Start Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><p><a href="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/dogdumbenmemlekette.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-7426" title="dogdumbenmemlekette" src="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/dogdumbenmemlekette.jpg" alt="" width="400" height="358" /></a></p>
<p style="text-align: justify;">Şişli doğumluyum, Sultanahmetliyim, çocukluğumun bir kısmını Bakırköy&#8217;de, gençliğimin tamamını Beylikdüzü&#8217;nde, iş ve eğlence hayatımın çoğunluğunu Beşiktaş, Beyoğlu ekseninde geçirdim. Fenerbahçeli olmak çocuk ve ergenken beni Kadıköy&#8217;e bağlayan yegane şeydi. Bir de annemin halasına yapılan rutin ziyaretler. O ziyaretlerden birinde Rexx sinemasına gitmek, annesiz izlenen ilk film, filmden çıkıp atari salonuna dalmak, özgürlük!. Kadıköy&#8217;ü sevmeye başlamıştım.</p>
<p style="text-align: justify;">Aklımın yavaş yavaş başıma gelmeye başladığı yaşlarda Kadıköy müziğinin etkisinin de hayatımında büyük yer aldığını hissediyordum. Whisky, Mavisakal, Kesmeşeker, Nekropsi de bu büyüklükte yer alan gruplardı. Kesmeşeker&#8217;in yeri bunlardan biraz daha ayrıydı. En son Kesmeşeker&#8217;i keşfetmiştim. Sözleri farklıydı, müziği basitti. Anlamsız bir şekilde önemliydi.</p>
<p style="text-align: justify;">Artık kendimi daha fazla Kadıköy&#8217;e ait hissediyorum. Kadıköy&#8217;e daha çok gidiyorum. Ara sokaklarının sakinliğini daha çok seviyorum. O sakinliğin içinden geçerken evlerde neler döndüğünü, neler konuşulduğunu veya Arkaoda&#8217;dan çıkıp Kadıköy&#8217;de bir evde uyanmanın, kahvaltı yapmanın nasıl bir duygu olduğunu çokca merak ediyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Kesmeşeker&#8217;in 12 yıl sonra yeni bir albümü çıktı. 1997 tarihli İnsulin albümünün kadrosuyla hem de. Albümü sabırsızlıkla bekliyordum, tamamen üstteki sebeplerden dolayı. Beylikdüzü&#8217;nde otururken, Beylikdüzü yalnızlığına eşdeğer bir Metin Kurt yalnızlığı barındıran albümü, nostalji yapıp, 10 sene önce de pil almaya üşendiğim için televizyon kumandasının piliyle çalıştırdığım discmanime takıp dinliyorum. (Piller bitmemeli, parası neyse verelim) Hava tam anlamıyla bok gibi. Hani şu çirkin ince yağmurlar var ya onlardan yağıyor. Gökten çok pis bir açıyla düşerler, doğanın insanoğluna yaptığı bir işkence gibi. Yanaklarınızı acıtır. Albüm ise akıp gidiyor. Bildiğimiz Kesmeşeker, belki biraz daha sert. Sert gibi, ama değil gibi de.</p>
<p style="text-align: justify;">Albüm bittikten sonra dışarı çıkmak istemedim. Çünkü adımımı attığım anda Kadıköy&#8217;de olmadığımı hatırlayacaktım. Bizim burada sokaklar yaz-kış soğuktur, amaç ise gizli bir mutluluk içinde hayatta kalmaktır. Kesmeşeker bana Kadıköy&#8217;ü fazlasıyla hatırlatıyor. En azından albümü dinlediğim sürece kendimi oradaymışım gibi hissediyorum. Aslında, şu anda Kadıköy&#8217;de de olsam yine evimde oturup bu albümü dinlerdim.</p>
<p style="text-align: justify;"> Eminim ki bu albümde çok acayip notalar falan vardır. Geçişler falan değişiktir, bilmemkaçlık vuruşlar vs.. kusura bakmayın, ben albüm incelemesi yazmayı bilmem.</p>
<div class="shr-publisher-7307"></div><!-- Start Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic -->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tramvayduragi.com/kesmeseker-dogdum-ben-memlekette/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Markéta Irglová &#8211; Anar</title>
		<link>http://www.tramvayduragi.com/marketa-irglova-anar/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=marketa-irglova-anar</link>
		<comments>http://www.tramvayduragi.com/marketa-irglova-anar/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 07 Nov 2011 13:04:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Anıl Okay</dc:creator>
				<category><![CDATA[İnceleme]]></category>
		<category><![CDATA[Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Albümler]]></category>
		<category><![CDATA[Yeniler]]></category>
		<category><![CDATA[2012]]></category>
		<category><![CDATA[marketa irglova]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tramvayduragi.com/?p=7062</guid>
		<description><![CDATA[Bayram tatillerinden pek hoşlandığım söylenemez. Bir sürü angarya iş, ayda yılda bir görülen akrabaların iyi olduğunu öğrenmek, pek çok dedikoduya kulak kabartmak gibi saçma olaylardır buna sebebiyet veren. Bu seferki tatilden hemen önce Marketa Irglova&#8217;nın ilk solo albümünün çıktığını öğrendim. Albümü dinlemeden önce bir kez de &#8220;Once&#8221; izleyerek hem filme, hem güzel sesine olan özlemimi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<!-- Start Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><p style="text-align: justify;"><a href="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/marketa-irglova-anar2.jpg"><br />
<img class="size-full wp-image-7063 alignleft" style="margin: 2px; border: black 2px solid;" title="Markéta Irglová - Anar" src="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/marketa-irglova-anar2.jpg" alt="" width="206" height="206" /></a>Bayram tatillerinden pek hoşlandığım söylenemez. Bir sürü angarya iş, ayda yılda bir görülen akrabaların iyi olduğunu öğrenmek, pek çok dedikoduya kulak kabartmak gibi saçma olaylardır buna sebebiyet veren. Bu seferki tatilden hemen önce Marketa Irglova&#8217;nın ilk solo albümünün çıktığını öğrendim. Albümü dinlemeden önce bir kez de &#8220;Once&#8221; izleyerek hem filme, hem güzel sesine olan özlemimi giderdikten sonra.. Aslında tam olarak sesine doyamadığım için soundtracki ve önceki Swell Season albümlerini epey dinledim. Solo albümüne geçmem biraz zaman aldı. Belki de biraz korkmuştum.</p>
<p style="text-align: justify;"> Marketa&#8217;nın bu ilk solo çalışması New York&#8217;a taşınıp evlendikten sonra kaydedilmiş. Daha önce İrlanda ve Çek Cumhuriyet&#8217;nin naifliğinin bir karışımı olan şarkılarına alışmıştık Glen ve Marketa ikilisinin. Gücünü Marketa&#8217;nın piyanosundan ve sesinden alan ama naifliğini bir ölçüde kaybetmiş bir albüm Anar.</p>
<p style="text-align: justify;"> Marketa&#8217;nın efsanevi sesini kaybetmediği sürece dinlemememiz için bir neden yok gibi görünüyor. Bu albüm de naif bir grubun albümünden çok güçlü bir kadının albümü. Dinlerken ister istemez sıklıkla Tori Amos ile karşılaştırdığım yerler oldu. (Çek bir Tori Amos esprisi yapmamak için kendimi zor tutuyorum)</p>
<p style="text-align: justify;"> Divine Timing, Go Back, We Are Good albümün güçlü şarkıları. Bu arada Amerikalı&#8217;lar albüm kapağındaki narı soğan sanmış. Yana yakıla Anar&#8217;ın kelime anlamını aramışlar. Anar ise bildiğin nar. Bazen iyi ki Amerikalı değilim diye düşünüyorum.</p>
<div class="shr-publisher-7062"></div><!-- Start Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic -->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tramvayduragi.com/marketa-irglova-anar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yann Tiersen &#8211; Skyline</title>
		<link>http://www.tramvayduragi.com/yann-tiersen-skyline/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=yann-tiersen-skyline</link>
		<comments>http://www.tramvayduragi.com/yann-tiersen-skyline/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 30 Oct 2011 19:36:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Anıl Okay</dc:creator>
				<category><![CDATA[İnceleme]]></category>
		<category><![CDATA[Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Albümler]]></category>
		<category><![CDATA[skyline]]></category>
		<category><![CDATA[Yann Tiersen]]></category>
		<category><![CDATA[yeni albüm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tramvayduragi.com/?p=7029</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Yann Tiersen&#8217;den Sigur Ros esanslı bir albüm&#8221; Eğer doğan grubunun gazetelerinden birinde haftalık müzik eleştrileri yazan biri olsaydım kesinlikle başlık olarak bunu seçerdim. Yann Tiersen&#8217;in yeni bir albüm yapacağından haberim vardı ama ne zaman yayınlanacağını unutmuştum şu sıralar pek çok şeyi unuttuğum gibi. Last.fm&#8217;in esrarengiz önerilen albümler fonksiyonuna minnetarım hatırlattığı için. Yann Tiersen&#8217;in bir önceki [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<!-- Start Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><p><a href="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/skyline.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-7030" style="border-width: 3px; border-color: black; border-style: solid; margin: 3px;" title="skyline" src="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/skyline.jpg" alt="" width="240" height="240" /></a>&#8220;Yann Tiersen&#8217;den Sigur Ros esanslı bir albüm&#8221; Eğer doğan grubunun gazetelerinden birinde haftalık müzik eleştrileri yazan biri olsaydım kesinlikle başlık olarak bunu seçerdim. Yann Tiersen&#8217;in yeni bir albüm yapacağından haberim vardı ama ne zaman yayınlanacağını unutmuştum şu sıralar pek çok şeyi unuttuğum gibi. Last.fm&#8217;in esrarengiz önerilen albümler fonksiyonuna minnetarım hatırlattığı için.</p>
<p>Yann Tiersen&#8217;in bir önceki albümünü malesef dinleyememiştim. Bazı müzisyenlerin albümleri hadi oturup dinleyeyim diyince dinlenmiyor. Yann Tiersen de o bazı müzisyenlerden biri. Açıkçası hala kendisini Amelie dönemindeki işleri ile hatırlamak ihtiyacı hissediyorsanız, bu albüm size göre değil.</p>
<p>Hafızlardan asla silinemeyecek bir rüyanın içinde hapsolmak istemeyen bir Yann Tiersen benim tercihim. Burak&#8217;ın da daha önce dediği gibi &#8220;Yann Tiersen, akordeon ve piyanosunu evde bıraktığında da pek tabii ki en yakın arkadaşımız olabilir&#8221;. Oluyor da. Albümün türüne pek çok yerde post-rock dendiğini gördüm. Aslında bazı şarkılar gerçekten de Sigur Ros ve Explosions in The Sky ritmlerine kardeş ritmlere sahipler. Bunda da en büyük paylardan birinin Sigur Ros&#8217;un prodüktörü Ken Thomas&#8217;a ait olduğunu düşünüyorum. Kendisi efsanevi albümler Ágætis byrjun ve Takk&#8217;ın da prodüktörlüğünü de üstlenmişti. Uzun lafın kısası, böylesine şahane bir prodüktör ve müzisyenin elinden çıkan bir albümde prodüksiyon yönünden kusur bulmak imkansız.</p>
<p>Distorşınlı (ben bunu hep bu şekilde kullanmayı sevdim =) ) gitarları (ama çok sert değil!), rüya atmosferine katkıda bulunan ilginç ses efektleri, beyaz çarşaflı hortlakları akıllara getiren klavye ezgileriyle Yann Tiersen (ya da sevdiğimiz hitabet şekliyle YannTi) efsanevi bir albüm ortaya koymuş. Dinleyin.</p>
<div class="shr-publisher-7029"></div><!-- Start Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic -->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tramvayduragi.com/yann-tiersen-skyline/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bilal Karaman&#8217;ın &#8220;Bahane&#8221;si ve Otoröportaj</title>
		<link>http://www.tramvayduragi.com/bilal-karamanin-bahanesi-ve-otoroportaj/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=bilal-karamanin-bahanesi-ve-otoroportaj</link>
		<comments>http://www.tramvayduragi.com/bilal-karamanin-bahanesi-ve-otoroportaj/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 29 Jun 2011 17:05:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Doğa Genç</dc:creator>
				<category><![CDATA[İnceleme]]></category>
		<category><![CDATA[Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Albümler]]></category>
		<category><![CDATA[otoröportaj]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tramvayduragi.com/?p=6280</guid>
		<description><![CDATA[Serhan Yasdıman’la  doğaçladığı projelerden adını duyduğum gitarist Bilal Karaman. Elif Çağlar’la birlikte verdiği konserlerden birini de canlı izleme fırsatı bulduktan sonra araştırma ihtiyacı hissettim kendisini. Armoni bilgisinden ve sazına hakimiyetinden de tahmin ettiğim gibi büyük isimlerle çalışılmış; Doğan Canku, Önder Focan, Donovan Mixon, Wolfgang Muthspiel, Erkan Oğur ve Aydın Esen. 2003 yılından bu yana yurtdışı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<!-- Start Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><p style="text-align: center;"><strong><a href="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/bahane.jpg"><img class="size-medium wp-image-6282 aligncenter" src="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/bahane-300x300.jpg" alt="" width="240" height="240" /></a></strong></p>
<p style="text-align: left;"><strong>Serhan Yasdıman</strong>’la  doğaçladığı projelerden adını duyduğum gitarist Bilal Karaman. <strong>Elif Çağlar</strong>’la birlikte verdiği konserlerden birini de canlı izleme fırsatı bulduktan sonra araştırma ihtiyacı hissettim kendisini. Armoni bilgisinden ve sazına hakimiyetinden de tahmin ettiğim gibi büyük isimlerle çalışılmış; <strong>Doğan Canku</strong>, <strong>Önder Focan</strong>, <strong>Donovan Mixon</strong>, <strong>Wolfgang Muthspiel</strong>, <strong>Erkan Oğur</strong> ve <strong>Aydın Esen</strong>.</p>
<p>2003 yılından bu yana yurtdışı ve yurtiçi birçok ünlü isimle aktif olarak sahnelerde yer alan Bilal Karaman, 2011 yılında “Bahane” isimli albümünü de yayınlayarak, üretim miktarı kısıtlı olan bir kategoride(caz gitar) yerini aldı.</p>
<p>Bilal Karaman’ı bir bebop gitaristi olarak tanıdığımdan albümün de bu eksende olacağını beklemiştim. Yanılmışım. Tamamen özgün ve yelpazesi sandığımın ötesinde geniş bir albüm “Bahane”. Bu yüzden salt “caz albümü” demek yerine “nevi tarzına münhasır” demeyi tercih ediyorum. Altı adet bestenin yanında iki de düzenlemeye sahip albüm için “gözünü batıya dikmiş” bir albüm demek de doğru olur. Lakin tam olarak batıyı konumlandıramayız albümün tarzı için. Gözleri orada olsa da ayakları Anadolu’da. “Doğu-batı sentezi” klişesinden dahası var albümde.</p>
<p>Otoröportaj fikrime olumlu yaklaşan Bilal Karaman, <strong>Tramvay Durağı</strong> okurlarından birine de albümünü <strong>hediye edecek</strong>.  İsim, adres ve telefon bilgilerini <a href="mailto:polente@hotmail.com.tr">polente@hotmail.com.tr</a> adresine gönderecek kişilerden birinin &#8220;Bahane&#8221;si olacak. Online olarak albümü satın almak isteyenleri <a href="http://www.esenshop.com/detail.aspx?id=65017" target="_blank">buraya</a>, canlı performansını izlemek isteyenleri de <a href="http://youtu.be/O_0c3PCNg4s" target="_blank">buraya</a> alalım.</p>
<p>Aramızda herhangi bir diyalog, “keyifli dakikalar” ve “gülüşmeler” yaşanmayan otoröportaja geçelim:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaç yaşından beri gitar çalıyorsunuz?</strong></p>
<p>11 yaşından beri gitar çalıyorum. 14 yaşına kadar tamamen bilinçsizce, daha sonra Doğan Canku&#8217;dan aldığım dersler sonucu biraz daha bilinçlice çalmaya başladım.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Tavsiye edebileceğiniz bir gitar modeli var mı?</strong></p>
<p>Hayır aslında pek yok. Ben pek fazla müzik mağazalarına gidip gitarlara bakmıyorum. Zaten ülkemizde de fazla bir seçenek şansı yok. Ama çok güzel 3 tane Yamaha marka gitarım var, el yapımı gitarlarım da var.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Gitar seçerken neye dikkat etmeliyim?</strong></p>
<p>Öncelikle beğendiğiniz ve taklit etmek istediğiniz bir gitarist varsa, onun kullandığı modelleri deneyiniz, daha sonra başka markaları da deneyerek kıyaslayınız&#8230; En çok beğendiğinizi, en çok içinize sineni alabilirsiniz.</p>
<p><strong>Gitaristler kısa yoldan nasıl sizin gibi çalabilirler?</strong></p>
<p>Bunun kısa yolu olsaydı ben de yapardım fakat uzun ve meşakkatli bir yol, o yüzden sadece sabırla ve sistematik bir şekilde çalışmak gerek. Ustalardan faydalanmak gerek. Karar alma mekanizmasının da çok iyi çalışıyor olması gerek. Fakat gene de kısa yoldan gitmek isterseniz, taklit edin derim.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Müzisyenler doğaçlama çalabilmek için ne yapmalı?</strong></p>
<p>Enstrümanınızı çalabiliyorsanız ve hayal kurabiliyorsanız doğaçlama yapabilirsiniz. Fakat işinizi kolaylaştıracak ayrıntıları öğrenmek için, armoni ve solfej de çalışmanız gerekmektedir. Her ifadenin bir tekniği vardır bunları bütün olarak görebilme ve kompoze etme becerinizi geliştirmelisiniz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Genç gitaristler için tavsiyeler?</strong></p>
<p>Müzik dinlerken yüzeysel değil analiz ederek dinlemeli. Duyduğunuzu çalmaya çaldığınızı notaya dökmeye çalışın. Caz armonisi öğrenin ve kulağınızı geliştirin. Gamlar, arpejler, voicing*&#8217;ler, kromatik yaklaşımlar gibi teknik konuları çalışın.</p>
<p><em>*İkiden fazla sesin oluşturduğu, her zaman minör veya majör bir akor olarak tanımlanamayan ses salkımı. </em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Tavsiye edeceğiniz bir müzik okulu var mı Türkiye&#8217;de?</strong></p>
<p>Hayır tam anlamıyla yok. Fakat çok değerli müzik hocaları var, konservatuarlarda müzisyen ruhundan uzaklaşıp akademisyen olmamış, hala müzisyen ruhuyla yaşayan ve konserler veren çok değerli enstrüman ustaları var, bazı müzik okullarında ve konservatuarlarımızda da çok değerli hocalarımız var tabii ki fakat sistem dahilinde sanatçı ruhunu yaşatmak oldukça güç. Öğrenciler ulaşabildikleri ustalardan özel dersler alarak faydalanabilirler.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Tavsiye edeceğiniz gitaristler kimlerdir?</strong></p>
<p>Charlie Christian, Django Reinhardt, Wes Montgomery, Jim Hall, Joe Pass, Tal Farlow, George Benson, Baden Powell, Allan Holdsworth, John Mclaughlin, Pat Metheny, John Scofield, John Abercrombie, Mick Goodrick, Joe Diorio, Vicente Amigo, Antonio Forcione, Wolfgang Muthspiel, Kurt Rosenwinkel.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sizin müziklerinizi ilk kez duyan birisi nerden takip edebilir veya size ulaşabilir?</strong></p>
<p>Internet üzerinde biraz arama yaptıkları zaman benim tüm hayran sayfalarıma ulaşabilir. Burdan albümümü satın alabilir ve konser tarihlerimi öğrenebilirler. Ve e-mail aracılığıyla direkt iletişim kurabilirler.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<div class="shr-publisher-6280"></div><!-- Start Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic -->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tramvayduragi.com/bilal-karamanin-bahanesi-ve-otoroportaj/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Korhan Futacı ve Kara Orkestra#2</title>
		<link>http://www.tramvayduragi.com/korhan-futaci-ve-kara-orkestra-2/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=korhan-futaci-ve-kara-orkestra-2</link>
		<comments>http://www.tramvayduragi.com/korhan-futaci-ve-kara-orkestra-2/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 16 Jun 2011 22:34:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Onur Yener</dc:creator>
				<category><![CDATA[İnceleme]]></category>
		<category><![CDATA[Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[dandadadan]]></category>
		<category><![CDATA[kara orkestra]]></category>
		<category><![CDATA[korhan futacı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tramvayduragi.com/?p=6098</guid>
		<description><![CDATA[Kara Orkestra&#8217;nın albümünü geçen sene bu zamanlarda artık olmayan İstiklal Kitabevi&#8217;nden almıştım. İlk dinlediğimde gürültüsü ve ruhani havası biraz fazla gelmişti dürüst olmam gerekirse&#8230; Dışarı dönük zamanlarımdı keza. Herşeyi buluyor, elimi boynuna atıyor ve öyle yürüyordum. Eee normal ki bu bahsi geçen zamanlar ilk evime yeni girdiğim zamanlardı. Koltuklar demir atmaya ramak kala, kalebodurların arası [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<!-- Start Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><p><a href="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/l.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-6099" style="margin: 3px; border: 4px solid black;" title="kara orkestra" src="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/l-300x200.jpg" alt="" width="300" height="200" /></a>Kara Orkestra&#8217;nın albümünü geçen sene bu zamanlarda artık olmayan İstiklal Kitabevi&#8217;nden almıştım. İlk dinlediğimde gürültüsü ve ruhani havası biraz fazla gelmişti dürüst olmam gerekirse&#8230; Dışarı dönük zamanlarımdı keza. Herşeyi buluyor, elimi boynuna atıyor ve öyle yürüyordum. Eee normal ki bu bahsi geçen zamanlar ilk evime yeni girdiğim zamanlardı. Koltuklar demir atmaya ramak kala, kalebodurların arası da daha pırılpırıldı. Duvarlar yeni boyanmış, pencere camları büyük eve merhaba temizliğimizi beklemekteydi. Albümü taktım dinledim&#8230; Karmakarışıklığın ilk adımı olarak ardından kayboldu CD.</p>
<p>Zaman geçti ve artık kalebodurların arası daha grimsi&#8230; Duvarlar delikanlı olsa yeni kiracıya mı boyatılacak, yoksa şimdikiler mi diye iddiaya girerdi kuvvetle muhtemel. Ve en ufak odaya demir atan koltukların batığını ilk kez kaldırdığımda altından çıkan CD Korhan Futacı ve Kara Orkestra&#8217;nın ki idi&#8230;</p>
<p>Gelelim bu hikayelerdeki en az yer kaplayan maddiyatın içindeki dev manevi hazineye&#8230;</p>
<p>Korhan Futacı&#8217;yı ilk duyduğum, bildiğim DANdadaDAN&#8217;dan beri bayağı severim. Kafasındaki bütün kaotik şeyleri tane tane karıştırır durur atmosfere. İyi de yapar. Bu albümde de bütün kişisel karmaşasının güzel bir tezahürü var keza. En başındaki ilk ses, yani &#8220;Zor İşler&#8221; mesela Futacı&#8217;nın saksafon retoriğine harkulade bir başlangıç yaptırmakta. Bu şarkı biraz sabır istiyor ve zorluyor ziyadesiyle ki sonrasında gelecek diğer armoniler ve beraberindeki ruhani vokaller de kendini pek sevdirmek sıkıntısında değil aslen dinleyenine fakat yine de eğer zaman doğru gelirse bu kaos albümündeki &#8220;Sarma&#8221; &#8220;Geleneksel Mahşer Günü&#8221; ve &#8220;Abra Kadabra&#8221; ise isimlerini sırasıyla ezberletip, dinleyeninin hayatında bir zaman dilimini parselleyebilecek kudrette şarkılar. Yanyana ve Futacı&#8217;nın armoniyi beraber yakaladığı diğer enstrüman dizgilerinin izinde(mesela Abra Kadabra&#8217;daki ilk clean gitarlar) 14 kollu bir deve dönüşen besteler. Ardından gitarlarla işimiz başlayınca  da Painkiller&#8217;daki John Zorn&#8217;un ruhu dinleyenini kolaylıkla sarabiliyor. Keza bu albümdeki şarkılar hep büyük şarkılar. Eminim buna. Olgun ve büyük şarkılar&#8230; &#8220;ezip geçen&#8221; cinste olmadığı için de albüme bir kimlik-atmosfer kazandıran bu sözcükler-sesler cümbüşü uzun vadede albümün karizmasını da arttırıyor. Bu “cool” şey de haliyle ilgi çekici olarak hayatımızda yer ediyor&#8230;</p>
<p>Kara Orkestra&#8217;nın albümünde tek farklı bulduğum şarkı ise &#8220;Unutulmasın Bu Yaz&#8221; idi aslında. Diğer &#8220;ağır&#8221; şarkıların aksine biraz daha vurucu bir yerde duran; saldırgan ve güzelliğini siyahlığındaki kabartmalardan alan tablolar gibi Orkestra&#8217;nın ses sergisinin en güzide yerine kurulmuş. Sözsahibi’nin geçmişine sapladığı ani bıçak… &#8220;Sien&#8221; ise &#8216;orkestral&#8217; addedilebilecek bir evren niteliğinde. Ama sözleriyle ve armonileriyle beraber bir evren&#8230; &#8220;absent göllerinde uçan balıklarla yüzerken sen&#8221; diyor. Van Gogh&#8217;a gidiyor&#8230;</p>
<p>Albümün kapanışı Futacı’ nın fabrikası ‘Atölye’ de kaydettikleri “Episode” adlı episodlu şarkı. Futacı’nın Kujo’sundan geliyor gibi durmuş ama albümle ayrı gayrı düşmemiş güzel bir “güle güle” tabelası olmuş bence&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu albüm biter, bazı  albümler hayatımızı dalgalandırır ve başka yeni şeyler dinleriz. Peyote’nin abisi Hakan abi vefat etti. Bir röportajında da “Nitelik, müziğin ruhudur.” demiş… Ne güzel büyümüşüm de tanıma şerefine nail olmuşum kendisini…</p>
<div class="shr-publisher-6098"></div><!-- Start Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic -->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tramvayduragi.com/korhan-futaci-ve-kara-orkestra-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>The Dears &#8211; Degeneration Street</title>
		<link>http://www.tramvayduragi.com/the-dears-degeneration-street/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=the-dears-degeneration-street</link>
		<comments>http://www.tramvayduragi.com/the-dears-degeneration-street/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 03 Mar 2011 23:21:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Anıl Okay</dc:creator>
				<category><![CDATA[İnceleme]]></category>
		<category><![CDATA[Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Albümler]]></category>
		<category><![CDATA[2011 Albümler]]></category>
		<category><![CDATA[indie]]></category>
		<category><![CDATA[the dears]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tramvayduragi.com/?p=4994</guid>
		<description><![CDATA[2011&#8242;in ilgimi çeken albümleri birer birer çıkmaya devam ediyor. The Dears, Beady Eye, Radiohead, Mogwai&#8217;nin albümlerini ardı ardına bombardıman yağmuruna tutarcasına yayınlamaları elimin ayağımın birbirine dolanmasına sebep olabilecek güçte bir eylemdi. bu bombardımandan sağ çıkmayı başardığımda ise nihayet bilgisayarın başına geçebilmiş, albümü ilk defa kulaklıkla dinleyebilmiş duruma gelmiştim. Vokalist Murray Lightburn&#8217;un Morrissey&#8217;e olan ses benzerliğiyle [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<!-- Start Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><p style="text-align: justify;"><a href="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/the-dears-degeneration-street-300x300.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-4995" style="margin-left: 4px; margin-right: 4px;" title="the-dears-degeneration-street-300x300" src="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/the-dears-degeneration-street-300x300.jpg" alt="The Dears - Degeneration Street" width="300" height="300" /></a>2011&#8242;in ilgimi çeken albümleri birer birer çıkmaya devam ediyor. The Dears, Beady Eye, Radiohead, Mogwai&#8217;nin albümlerini ardı ardına bombardıman yağmuruna tutarcasına yayınlamaları elimin ayağımın birbirine dolanmasına sebep olabilecek güçte bir eylemdi. bu bombardımandan sağ çıkmayı başardığımda ise nihayet bilgisayarın başına geçebilmiş, albümü ilk defa kulaklıkla dinleyebilmiş duruma gelmiştim.</p>
<p style="text-align: justify;">Vokalist Murray Lightburn&#8217;un Morrissey&#8217;e olan ses benzerliğiyle (bakın ismi de benziyor) dikkatimi çeken, 22: The Death of All the Romance ile kendisine bağımlı hale getiren, Thank You Good Night Sold Out ile canlı dinleme arzumu körükleyen grup beşinci stüdyo albümünü 15 Şubat 2011 tarihinde yayınladı.</p>
<p style="text-align: justify;">Açıkçası albüme ısınma sürecim The Omega Dog isimli hipnotize edici derecede efsanevi şarkı yüzünden biraz gecikti. Yaklaşık bir hafta boyunca albümü baştan sona dinleme çabalarımı sonuçsuz bırakan, loop manyaklığına kendimi kaptıran şarkıyı aşınca şöyle bir gerçek ortaya çıktı; bu bir No Cities Left değil.</p>
<p style="text-align: justify;">The Omega Dog&#8217;dan sonra gelen ve yüksek tempolu The Dears&#8217;a göre gayet gaz sayabileceğimiz ve brit pop (zaman zaman The Killers, Arcade Fire havası) hissedilen şarkılarının oldukça başarılı ve eğlenceli olduğunu söylemeliyim. Thrones&#8217;ta da Manic Street Preacherımsı atraksiyonlara girmiş grup. Bu şarkıyı da oldukça sevdim.</p>
<div class="mceTemp" style="text-align: justify;">
<dl id="attachment_4996" class="wp-caption alignleft" style="width: 346px;">
<dt class="wp-caption-dt"><a href="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/the-dears-tour-dates.jpg"><img class="size-full wp-image-4996 " title="The Dears" src="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/the-dears-tour-dates.jpg" alt="" width="336" height="171" /></a></dt>
<dd class="wp-caption-dd">The Dears</dd>
</dl>
</div>
<p style="text-align: justify;">Yüksek tempolu şarkılardan sonra albümün karanlık yüzü karşılıyor bizi. Galactic Tides&#8217;a yaylılarıyla, girişindeki kilise havasındaki klavyeleriyle, sonundaki gitar işçiliğiyle albümün ağır abisi. Albümün Stop me June&#8217;u diyesim geliyor yerli yersiz. Yesteryear hakkında şunları söylemek yeterli: &#8220;Beatles şimdi toplansa dese ki beyler  toplanıyoruz bu şarkıyı coverlıyoruz sonra dağılıyoruz dese dünya sesini çıkarmayacak.&#8221; Ali Sami Alkış.</p>
<p style="text-align: justify;">Stick With Me Kid, albümün en sert şarkısı. Güzel riffli miffli. Cayır cuyur. Albümü uzun süredir dinlediğim için şunusöyleyebilirim, bu albüm dinledikçe daha da sevilen cinsten. Açıkçası albümü ilk dinleyişlerimde son bölümlerden biraz sıkılmıştım. Oysa ki albümün sonları da oldukça başarılı. The Dears&#8217;ın No Cities Left öncesindeki sounduna benzer tınılar, The Smiths benzeri ritimler en çok burada kendini gösteriyor. Tiny Man ve sonrası için bambaşka bir albüme teleport oluyormuş hissine kapılabilirsiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">Tempolu başlayan, duraklayan, sonra tekrar hızlanan, karanlıklaşan, the smithsleşen, yavaşça fade out olup biten bir indie rock ziyafeti desem bu albüme &#8211; evet biliyorum gayet hürriyet pazar ekine yaraşırcasına bir cümle ile özetledim ama &#8211; bana hak veren bir sürü insan bulabilirim. The Dears&#8217;ın diskografisindeki en iyi 2. albümü doya doya dinleyin. Adamlar yapmış.</p>
<div class="shr-publisher-4994"></div><!-- Start Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic -->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tramvayduragi.com/the-dears-degeneration-street/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Queen of Denmark – John Grant</title>
		<link>http://www.tramvayduragi.com/queen-of-denmark-%e2%80%93-john-grant/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=queen-of-denmark-%25e2%2580%2593-john-grant</link>
		<comments>http://www.tramvayduragi.com/queen-of-denmark-%e2%80%93-john-grant/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 18 Dec 2010 10:28:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Memo</dc:creator>
				<category><![CDATA[İnceleme]]></category>
		<category><![CDATA[Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[John Grant]]></category>
		<category><![CDATA[Queen of Denmark]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tramvayduragi.com/?p=3941</guid>
		<description><![CDATA[“Queen of Denmark” sözlerini John Grant’ın yazdığı, Midlake’in müzikal desteğiyle, Teksas’taki stüdyolarında kaydedilen bir şaheser. Midlake grubunun müzisyenleri her ne kadar inanılmaz olsa da, JG’nin başka bir dünyaya ait, eşi benzeri olmayan bariton sesi bu albümün alâmet-i fârikası. ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<!-- Start Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><p><a href="http://www.youtube.com/watch?v=wgx3cpk6E94" target="_blank">The Czars</a>’ın dağılmış bir grup olduğunu okuduğumda ne kadar üzüldüğümü anlatamam. Nasıl olur diyordum kendi kendime, bu kadar güzel müzik yapan üç adam ve John Grant’ın eşsiz sesinin hiçbir müzik piyasasında karşılık bulamamasını gerçekten anlayamıyordum. Grant’ın eşcinsel olmasının bu grubun dağılmasıyla ilgisi var mı bilmiyorum ama kısa süreli bir depresyon ve hayatına son verme çabasından sonra John Grant’ın müzik kariyerine yalnız devam etme kararı işte bu başucu albümünü karşımıza çıkardı.</p>
<p><img class="aligncenter size-full wp-image-3943" src="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/John-Grant-Queen-of-Denmark.jpg" alt="" width="325" height="325" /></p>
<p>“Queen of Denmark” sözlerini John Grant’ın yazdığı, Midlake’in müzikal desteğiyle, Teksas’taki stüdyolarında kaydedilen bir şaheser. Midlake grubunun müzisyenleri her ne kadar inanılmaz olsa da, JG’nin başka bir dünyaya ait, eşi benzeri olmayan bariton sesi bu albümün alâmet-i fârikası. The Czars için şarkı yazarken hiç sahip olamadığı özgürlüğe ve açık sözlülüğe sahip John Grant. Aşka, mutluluğa, acıya, hüzne, hayal kırıklığına, dışlanmışlığa, nefrete, kine, fantaziye ve daha birçok duyguya kimi zaman derinden kimi zaman ucundan dokunuyor. Duyguların bu kadar samimi ve net ifade edildiği bir albümle uzun süredir karşılaşmamıştım. Her dinleyişte kalbimi okşayan, mideme dokunan, ya da yanağıma bir buse konduğunu hissettiren yeni birşeylerle karşılaşıyorum. <em>“Dinledikçe anlanacak, anladıkça dinlenecek”</em> diye tarif edersem daha iyi anlaşılır belki.</p>
<p>Öne çıkan parçalara gelecek olursak, “TC and Honeybear” isimli eşcinsel bir aşkın hikayesiyle başlıyor albüm. Burada, nakarat yerine bir duygu patlaması olarak ilahi bir soprano vokal ve flüt solosuyla karşılaşıyoruz. Sonraki şarkı <a href="http://www.youtube.com/watch?v=mzWQSabtWLs" target="_blank">“I wanna go to Marz”</a> ise Grant’ın çocukluğundan hatırladığı, kendi tatlılarını üreten bir şeker dükkanı -Marz- ve o dönemden kalan hatıralarını anlatıyor. Dinleyenler olarak bizler de en masum çocukluk anılarımıza kısa bir yolculuk yapıyoruz 4 dakika boyunca. Siz kendinizi bırakın, Midlake’in olağanüstü bestesi zaten sizi yakalayacak. “Where dreams go die” tarif bile edilemeyecek bir güzelliğe karşı yakılan ağıt, o artık hayallerin öldüğü, yaşamın bittiği yerde öylece duruyor. Çok derin, çok melankolik bir ballad. “Sigourney Weaver”’da Grant, dünyadan dışlanmışlığını kendi tarzıyla anlatmış. “Silver Platter Club” sıradışı olduğu için onu dışlayanlara yönelik iğneleyici, bir o kadar da eğlenceli bir parça. <em>“sizde olan futbol, beyzbol, dart ve basketbol yetenekleri bana gümüş tepside sunulmadığı için üzgünüm, olmam gerektiğini düşündüğünüz adamlar gibi olamadım. Benim hakkımda ne düşündüğünüz de umrumda değil.”</em> . İğneleyici temasını “JC Hates Faggots”la devam ettiren Grant dinci bir çevrede büyümüş ve bu şarkıda onlara öğretilen Tanrı’nın mantıksızlığını sorguluyor. Son olarak albüme ismini veren şarkı, “The Queen of Denmark”ta piyanoyla JG’nin sesi birleştiğinde ortaya çıkan armoninin tarifi imkansız. Albümün en dramatik, belki en samimi, kendini anlattığı son parçada, <em>“Dünyayı değiştirmeyi isterdim ama iç çamaşırlarımı bile değiştiremiyorum”</em> diyor Grant. Hayal kırıklığı ve kızgınlık, acı ve pişmanlık, korku ve nefret, ve her zamanki gibi dışlanmışlık, yani herşey var bu şarkıda. İntihara kalkışan bu kadar karmaşık bir ruhtan başka kim böyle sözler yazabilirdi ki?</p>
<p>Bu albümü ister <a href="http://www.amazon.com/Queen-Denmark-John-Grant/dp/B00383XZQC/ref=cm_cr_pr_pb_t" target="_blank">satın alın</a>, ister torrentten indirin, ya da youtubeden <a href="http://www.youtube.com/watch?v=b_oNylzsY7I" target="_blank">bulun</a> ama yeter ki dinleyin. Kendi şahsım adına, Tramvay Durağı’nın da aracılığıyla, “Queen of Denmark”ı 2010 yılının en iyi albümü ilan ediyorum.</p>
<p><img class="size-medium wp-image-3944 aligncenter" src="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/john-grant-e1291632902276-300x203.jpg" alt="" width="300" height="203" /></p>
<div class="shr-publisher-3941"></div><!-- Start Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic -->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tramvayduragi.com/queen-of-denmark-%e2%80%93-john-grant/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Korhan Futacı ve Kara Orkestra</title>
		<link>http://www.tramvayduragi.com/korhan-futaci-ve-kara-orkestra/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=korhan-futaci-ve-kara-orkestra</link>
		<comments>http://www.tramvayduragi.com/korhan-futaci-ve-kara-orkestra/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Aug 2010 19:05:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Anıl Okay</dc:creator>
				<category><![CDATA[İnceleme]]></category>
		<category><![CDATA[Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[dandadadan]]></category>
		<category><![CDATA[korhan futacı]]></category>
		<category><![CDATA[saksafon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tramvayduragi.com/?p=2859</guid>
		<description><![CDATA[Daha dün gibi hatırlıyorum yağmurlu akşamın sabahında Burak&#8217;ın bilgisayar başındıyken dinlediği şarkıyı. Yeni yeni uyanıp kendime bile gelmeden bu hangi şarkı diye sormuştum. O şarkı dandadadan&#8217;ın aydınlıklar&#8217;ıydı. Usulca başlayıp cesurca biten başı ayrı sonu ayrı o şarkı beni dandadadan&#8217;a aşık etmişti. Sadece beni değil, Burak&#8217;ı, Fiko&#8217;yu, Nazo&#8217;yu, Sümero&#8217;yu herkes bu dörtlünün etkisindeydi uzunca bir süre. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<!-- Start Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><p><a href="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/korhan-futacı-kara.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-2861" title="korhan futacı kara" src="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/korhan-futacı-kara-300x300.jpg" alt="" width="300" height="300" /></a></p>
<p><a href="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/korhan-futacı-kara.jpg"></a>Daha dün gibi hatırlıyorum yağmurlu akşamın sabahında Burak&#8217;ın bilgisayar başındıyken dinlediği şarkıyı. Yeni yeni uyanıp kendime bile gelmeden bu hangi şarkı diye sormuştum. O şarkı dandadadan&#8217;ın aydınlıklar&#8217;ıydı. Usulca başlayıp cesurca biten başı ayrı sonu ayrı o şarkı beni dandadadan&#8217;a aşık etmişti. Sadece beni değil, Burak&#8217;ı, Fiko&#8217;yu, Nazo&#8217;yu, Sümero&#8217;yu herkes bu dörtlünün etkisindeydi uzunca bir süre. Açıkçası bu bizim ortak olarak sevdiğimiz ender şeylerden biriydi ve tadını çıkartıyorduk. Özellikle peyote&#8217;deki o ufak sahnenin önünde &#8220;zın-zın çatalı göster banaa&#8221; bağrışmalarımızı hala unutmuş değlim. Hiçbir konserde o kadar eğlenmedim.</p>
<p>Her şey olması gerektiği gibi güzel giderken akıllarına nerden estiyse grup bir dağılma sürecine girdi, ve beklendiği gibi, dağıldı. Oysa ki biz yeni albümün hazır olduğunu falan sanıyorduk. Kaybeden yine biz olduk.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/z.jpg"><img class="size-full wp-image-2860 aligncenter" title="z" src="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/z.jpg" alt="" width="600" height="401" /></a></p>
<p>Korhan Futacı solo albümüne ağırlık vermişti ve kara orkestra adlı bir orkestra da kurup &#8220;Geleneksel Mahşer Günü&#8221; albümünü yayınladı. Albümle aynı adı taşıyan çıkış şarkısının klibini bir kaç televizyonda izleyip mest olmuştum ama yoğunluktan resmen adamları unutup gitmiştim. Neyse ki İstiklal Kitabevi&#8217;nde rastgelip aldım albümü. Şarkı şarkı inceleyip merakınızı bölmek istemeyeceğim türden bir albüm. Öncelikle ismi gibi kapağı gibi &#8220;kara&#8221; bir albüm. Herhalde Korhan Futacı her projesinde git gide kararıyor. Peki bu kararma iyi mi kötü mü diye soracak olursanız, ona cevap veremem. Korhan Futacı kışkırtıcı vokali ve saksafonuyla yine sizi büyülecek. Buna emin olabilirsiniz.</p>
<p>Belki konserlerinde Zın zın da çalıyorlardır ve bizi çıldırtırlar. Kesinlikle deneyip görmemiz lazım.</p>
<div></div>
<div class="shr-publisher-2859"></div><!-- Start Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic -->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tramvayduragi.com/korhan-futaci-ve-kara-orkestra/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

