<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Tramvay Durağı &#187; Deneme</title>
	<atom:link href="http://www.tramvayduragi.com/category/edebiyat/deneme/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.tramvayduragi.com</link>
	<description>Göğe Bakma Durağı..</description>
	<lastBuildDate>Wed, 08 Feb 2012 22:27:07 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Diyebilmeli..</title>
		<link>http://www.tramvayduragi.com/diyebilmeli/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=diyebilmeli</link>
		<comments>http://www.tramvayduragi.com/diyebilmeli/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 13 Apr 2011 00:14:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>F.Sibel Ağlamaz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Deneme]]></category>
		<category><![CDATA[Filmlerden Öğrenilenler]]></category>
		<category><![CDATA[Vesaire]]></category>
		<category><![CDATA[Nicole Kidman]]></category>
		<category><![CDATA[The Invasion]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tramvayduragi.com/?p=5464</guid>
		<description><![CDATA[Tüm dünyaya, halklara, insanlara ve insanların yaptıkları tüm bu korkunç şeylere bakıyorum. Düzeletebilir miyiz? Amacımız bu mu olmalı diye düşünüyorum. Çünkü bugün bir  film izledim. The Invasion. Ana fikir şu: eğer dünyada savaşların, haksızlığın, gözyaşı ve kanın olmadığı bir yapının olması için insanın insan olmasından vazgeçmesi gerekiyor. Tamam diyelim ki vazgeçtik, ne olacak sorusu ise [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<!-- Start Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><p><a href="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/the-20invasion-2021.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-5469" src="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/the-20invasion-2021-300x199.jpg" alt="" width="300" height="199" /></a>Tüm dünyaya, halklara, insanlara ve insanların yaptıkları tüm bu korkunç şeylere bakıyorum. Düzeletebilir miyiz? Amacımız bu mu olmalı diye düşünüyorum. Çünkü bugün bir  film izledim. The Invasion. Ana fikir şu: eğer dünyada savaşların, haksızlığın, gözyaşı ve kanın olmadığı bir yapının olması için insanın insan olmasından vazgeçmesi gerekiyor. Tamam diyelim ki vazgeçtik, ne olacak sorusu ise şöyle cevaplanıyor: Tek olmak. Yani bir görüş, bir duygu, bir ideal. Sanırım bunun felsefik yaklaşımları uzatılabilir ama ben biraz daha bize yani gündelik yaşama yaklaşmaya çalışacağım. Biraz önce salondaki vitrinden fincan almak için yazıyı yarıda kestim. Kahve içeceğim.</p>
<p>Gece geç saatlere erişti yine ve ben salona gecenin karanlığında girdiğimde şunu fark ettim. Evet, bir vitrin kültürü yaşandı. Belki de son numunesi annemin neslidir. Bu vitrin kültürü aslında biraz da o neslin kadınlarının yaşama bakış açısını göstermesi açısından ilginç geliyor bana. Mesela gayet güzel işlemeli bir porselen çay takımı seti görüyorum. Üzeri özenle örülmüş işlemeli cicili bicili dantellerle örtülmüş ,içerisinde ne saklanıyor bilmem ama porselen takımının dışı toza hapsolmuş. Annem titiz bir kadındır ancak alışkanlıklar ve dönemler de yapışıp kalabiliyor işte böyle geçmişe toz tutarak.</p>
<p>Velhasıl ben hiç görmedim annem ve babamı bu takımı kullanırken ama çok gördüm televizyonlarda,zengin köşk sofralarında ya da hayal meyal romanlarda. Neden diye sorasım geliyor. Neden çekindiler kullanmaya. Eskir diye mi korktular yoksa hatıra gözüyle mi baktılar çeyizden? Bilemiyorum, ancak biz öyle değiliz. Gidip gece gece kahveyi güzel bardakça içeceğim diye o vitrini açıp bir tane alıyoruz içinden. Annemiz bizi yakalarsa yüzünde nazlı bir dudak kıvrımı diyor ki: Ay o tozluydu..</p>
<p>Belki de bu olay gibi tüm yaşananlar. Birileri vitrine koyup izliyor, içmeden ama hep güzel günlerde kurduğu o romansı aile hayalini hiç bozmadan. Birileri de alıp kullanıyor sonra yerine koyuyor. Bu dünyada elbet sorunlar olacak, elbet insan içindeki nefsinden ötürü hep hataya düşecek. Bile bile haksızlıklara katlanmanın acısını yaşayacak. Adalet nerede diye haykıracak.Ama birileri onların kulağına bu dünyada adaletin olduğunu onlara kimin söylediğini fısıldamalı. Birileri harekete geçip kendi kabuklarını kırmalı. Sömürgenin oyunları, siyası tuzakların, mandacılığın ve haksızlığın ortada rahat rahat gezdiği bu yüzyılda birileri çıkıp ‘ben sizden biri olmayacağım’ demeli..</p>
<p>Diyebilmeli..</p>
<p>&nbsp;</p>
<div class="shr-publisher-5464"></div><!-- Start Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic -->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tramvayduragi.com/diyebilmeli/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Devam</title>
		<link>http://www.tramvayduragi.com/devam/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=devam</link>
		<comments>http://www.tramvayduragi.com/devam/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 06 Apr 2010 01:15:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fırat Aydın</dc:creator>
				<category><![CDATA[Alıntılar]]></category>
		<category><![CDATA[Deneme]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Devam]]></category>
		<category><![CDATA[Ferit Edgü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tramvayduragi.com/?p=1772</guid>
		<description><![CDATA[Ferit Edgü&#8217;nün o minimal ve mütevazı cümlelerle burjuva hallerini gizlemeye çalıştığını söyleyenler ile arama set çekiyorum. Dille oynamayı seven, dille bir derdi olan bir adam için; bireyin varoluş kaygılarını, yurtsuzluğunu, sıkışmışlığını trajik bir biçimde sunan iyi bir yazar Ferit Edgü. &#8220;Küçürek öykü&#8221;nün pirlerinden. Gerek küratör Ali Akay&#8217;la yaşadığı Fikret Mualla retrospektifi üzerinden dönenler gerekse de [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<!-- Start Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><p><a href="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/Ferit-Edgü.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-1773" title="Ferit Edgü" src="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/Ferit-Edgü.jpg" alt="" width="175" height="225" /></a></p>
<p>Ferit Edgü&#8217;nün o minimal ve mütevazı cümlelerle burjuva hallerini gizlemeye çalıştığını söyleyenler ile arama set çekiyorum. Dille oynamayı seven, dille bir derdi olan bir adam için; bireyin varoluş kaygılarını, yurtsuzluğunu, sıkışmışlığını trajik bir biçimde sunan iyi bir yazar Ferit Edgü. &#8220;Küçürek öykü&#8221;nün pirlerinden. Gerek küratör Ali Akay&#8217;la yaşadığı <a href="http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=154541">Fikret Mualla retrospektifi </a>üzerinden dönenler gerekse de diğer magazinel polemikler  beni çok ilgilendirmiyor. Sanat adamları sanat üzerinden birbirini dövdüğünde bana susmak düşüyor.</p>
<p>Her neyse, kendisinin Sel Yayıncılık&#8217;tan çıkmış Devam isimli kitabını kapayan Duvar ismindeki yazısı &#8216;set&#8217; diye adlandırdığımın nedenini bence açıklıyor.</p>
<blockquote>
<p style="text-align: right;"><em>Hücre duvarlarıyla boğuşma.<br />
Sonuç: Berabere.<br />
Kafka</em></p>
<p style="text-align: left;">Biliyorum bu duvarı benim için yapmışlar. Bilmediğim bir şey var: ben içindeyken mi örülmüş, yoksa dışındayken mi?</p>
<p style="text-align: left;">Boyuma bosuma göre ördükten sonra mı beni getirip içine attılar. Atmış olmalılar. Evet. Çünkü kapısı ve penceresi yok bu duvarın. Yuvarlak (köşesiz) bir duvar. Işık yukardaki, pencereye demeye dilimin varmadığı bir delikten süzülüyor.</p>
<p style="text-align: left;">Yiyeceklerimi, içeceklerimi de ordan atıyor olmalılar. Kim atıyor bilmiyorum. Yüzlerini hiç görmedim. Seslerini hiç duymadım. Dış dünyanın hiçbir sesi girmiyor buraya. Yalnız insanların sesi değil, hayvanların sesi de. Doğanın sesi de.</p>
<p style="text-align: left;">Ne bir rüzgâr uğultusu ne bir dalga sesi. Ne bir gökgürültüsü ne de bir &#8211; Hiçbir ses.</p>
<p style="text-align: left;">Benim de bir zamanlar, bu duvarın dışında yaşamım vardı. Olduğunu sanıyorum, her ne kadar ansımıyorsam da, olmalı. Hayvanlar, insanlar dediğime göre.</p>
<p style="text-align: left;">Rüzgârın uğultusunu, dalganın sesini ansıdığıma ve adlandırdığıma göre.</p>
<p style="text-align: left;">Sözcükler. Burda tek başıma, kendi kendimle ya da duvarla konuşurken kullandığım sözcükler. Daha önce bir yaşamım olmasaydı nerden bulabilirdim onları? Yetersiz de olsa. Ki öyle.<br />
Ama bu önemsiz.<br />
Önemli olan buraya nasıl düştüğüm.<br />
Uyurken getirip atmış olmalılar buraya.<br />
Ya da ilkin uyutup, sonra attılar. Bu da önemsiz.<br />
Önemli olan niçin buraya atıldığım.<br />
Herhangi bir şey için olabilir. Demek bu da önemli değil.</p>
<p style="text-align: left;">Burdan çıkamayacağımı biliyorum. Başlangıçta bir çaba harcadım. Ama bunun hiçbir işe yaramadığını gördüm. Bu duvardan başka engelim yoktu. Ama o taştı, bense et ve kemik. Ve beyin. Hiçbir işe yaramayan.</p>
<p style="text-align: left;">Taş yendi. Hayır yenildi. Başaramadım. Yalnızca bu.</p>
<p style="text-align: left;">Duvarı yokluyorum. Taş bir duvar. Senin duvarın. Yani benim.</p>
<p style="text-align: left;">Üzerine hiçbir şey yazacak, kazıyacak durumda da değilim. Elimde hiçbir şey yok. Tırnaklarımsa yeterince sert değil. İlk günler bağırırdım. Sonra bunun da boşa bir çaba olduğunu anladım. Duvardan başka duyan kimse yoktu beni. Duvarsa dilsiz.<br />
Burda yaşıyorum.<br />
Duvarla çevrili, duvarla karşı karşıya. Duvarla baş başa.</p>
<p style="text-align: left;">Çaresiz bile değil. Ne o ne ben.<br />
Bir gün öleceğim. Çok yakında. Belki. Umarım.<br />
Bu durumda duvar tek başına kalacak. Bensiz.<br />
Benim ölümüme neden olması (öyle ya, o olmasa ya da böylesi yüksek ve sağlam olmasa burdan çıkıp kurtulabilirdim) ne onun yengisi, ne benim yenilgim olacak bu. Ben yok olacağım. O tek başına kalacak. Sonra bir gün o da çökecek.<br />
Çökmeyen yapı mı var?</p>
</blockquote>
<div class="shr-publisher-1772"></div><!-- Start Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic -->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tramvayduragi.com/devam/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Aşkın Zembereği &amp; Uyandığında Kadın Hala Yanındaydı</title>
		<link>http://www.tramvayduragi.com/askin-zemberegi-uyandiginda-kadin-hala-yanindaydi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=askin-zemberegi-uyandiginda-kadin-hala-yanindaydi</link>
		<comments>http://www.tramvayduragi.com/askin-zemberegi-uyandiginda-kadin-hala-yanindaydi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 Apr 2010 17:23:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fırat Aydın</dc:creator>
				<category><![CDATA[Alıntılar]]></category>
		<category><![CDATA[Deneme]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Aşkın Zembereği & Uyandığında Kadın Hala Yanındaydı]]></category>
		<category><![CDATA[Cem Akaş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tramvayduragi.com/?p=1763</guid>
		<description><![CDATA[Sabancı Üniversitesi&#8217;nde &#8220;yaratıcı yazarlık&#8221; dersleri veren Cem Akaş&#8217;ın 2000 yılı Ekim ayında Sel Yayıncılık&#8217;tan, Geceyarısı Kitapları serisinden çıkan öykü kitabı. Kitabın &#8220;Aşkın Zembereği&#8221; kısmı, tautogram&#8216;lara ayrılmış. Bilmeyenler için hatırlatalım: Tautogram, en az ilk harfleri aynı olan kelimelerle oluşturulan metin demek. Enteresan bir tür. Daha önce Nami Başer&#8217;in Evsizlik Defterleri&#8217;nde rastlamıştım bu çalışmanın bir benzerine. Yaratıcı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<!-- Start Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><p><a href="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/Cem-Akaş.jpeg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-1764" title="Cem Akaş" src="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/Cem-Akaş-300x220.jpg" alt="" width="319" height="233" /></a></p>
<p>Sabancı Üniversitesi&#8217;nde &#8220;yaratıcı yazarlık&#8221; dersleri veren Cem Akaş&#8217;ın 2000 yılı Ekim ayında Sel Yayıncılık&#8217;tan, Geceyarısı Kitapları serisinden çıkan öykü kitabı.</p>
<p>Kitabın &#8220;Aşkın Zembereği&#8221; kısmı, <strong>tautogram</strong>&#8216;lara ayrılmış. Bilmeyenler için hatırlatalım: Tautogram, en az ilk harfleri aynı olan kelimelerle oluşturulan metin demek. Enteresan bir tür. Daha önce Nami Başer&#8217;in Evsizlik Defterleri&#8217;nde rastlamıştım bu çalışmanın bir benzerine. Yaratıcı yazarlık dendiğinde aklıma gelen ilk şey, <strong>Oulipo</strong>&#8216;yu benimsemiş Georges Perec&#8217;in &#8220;e&#8221; kullanmadan yazdığı ve türkçeye Cemal Yardımcı tarafından yine hiç &#8220;e&#8221;  kullanılmadan çevrilen La Disparition (Kayboluş) isimli eseridir.  Bu türden eserlere de <strong>lipogram</strong> dendiğini hatırlatarak, Cem Akaş imzalı bu kitabın tautogramlarını alıntılamak istiyorum.</p>
<blockquote>
<p style="text-align: left;">
<p style="text-align: left;">walter abish&#8217;e nazire<br />
f. için</p>
<p><strong>a</strong></p>
<p>aşkın ayazındayım: artık amansız aşkı alabilirsin. anlık aymazlıklardan arınıp, ardından akan asılsız ama ağulu ablukalardan atladın. akabinde avutulacaksın, anında: afetinin arzuladığı, avazımın avdeti. ah, anlıyorsun, alameti aşıcılığıdır, atları andırır.</p>
<p><strong>b</strong></p>
<p>bir balığı böyle bulduğunda başlamalıydın, biliyordun, başladın. bazen boylu boyunca bezenmiş, billur ballarla beslenmiş, bakır bedenini bu bahtlı bedeviye adaman beklenebilir, başlamak böyledir, acil bir akıl basar başları, balkonlardan bakarsın, berilerden beliriverir: alçaktan boğa böğürtüleri.</p>
<p>asla başkasına bahsetmeyeceksin &#8211; balıkla boğanın birbirini bellemesi ancak böyle belleklere, anlıklara aşılanır, bağ bağlar.</p>
<p><strong>c</strong></p>
<p>canın belki camdandır, ağrısız coşan, cinayetleri cezbeden bir cam. canlılığın cülusu, anlarsın, anlayacaksın: bulutlara bulaşmış akşamların cidarlarıındaki bastırılma ataleti bitmiştir. ciddisin, bu cinssin, aydınlatıyorsun coşkunla &#8211; başka cami bilmeyiz.</p>
<p><strong>ç</strong></p>
<p>çorak bozkırlara çıkma: biteviye bozulan, arşa çalan, bunguya çanak açan buzsu çatışmalardır burada bulunan. çengiler çalgılardan avazımı arar, bulmamalıdırlar ama &#8211; çocuklar bile bilir, çakırkeyif bir çita çevikliğpiyle çarşını basmaktır çapkının amacı, çarpışsın çıngıraklar, çöksün aşk ağırlığı bacaklarının çatısına, çıkmasın ahu ağzından al bandanalı cillop ama arsız çingene.</p>
<p><strong><br />
d</strong></p>
<p>derinini aç. çok daha derinini. çöz bakışlarımı. dibine al, atma, denizinde boğ, denemeden, bir defada. damlarda dolaşan cengaver bir diloğlanı bu balık, ateşinde dolaştır, dilini diline dola, dikkatini dağıtma &#8211; dolambaçlıdır, dişlidir de aslında atılganlığı doğasından değil, duasındandır: dibini dağlarcasına doldurmak.</p>
<p>dikkat dedim &#8211; bağrına bastığın bu deli, biraz da divanedir, dolgun ama bazen basiretsizdir deyişleri.</p>
<p><strong>e</strong></p>
<p>esir alacaksın, bırakmayacaksın, elleyip emeceksin &#8211; emir böyle. elbette erinçle başaracaksın bunu, erguvanların altında, deteklerini açıp diz çokeceksin, engel bilmeden eskiteceksin esnek engereği. edilgin, etkin, altta, altında, el arabasında: beni ateşinle besleyeceksin. aşkın altın evinde dolaşacağız, denli densiz çıldıracağız, birbirimize bakarak deneyeceğiz dinmeyen çırpınışları dinlemeyi. emziğinden çarpacak, çoğalarak dönecek, ellerimiz ayaklarımıza dolaşacak, ezelimiz ebedimize.</p>
<p><strong>f</strong></p>
<p>felsefemiz fakat fesleğene benzer: feyz aldığımız fecr, faziletli fuhuşu eğlence bellemiştir, burnumuzun beğendiğini beğenir. fakir çevre fena bozulur farkımıza, fason füzelerini bırakır füzenli fistanlara bürünmüş ardalanlarımıza. alınlarımız aldırmaz ama &#8211; filhakika arkanı dönmüşsündür bana, forda devam ederiz biz delice, fıkır fıkır fingirdeşiririz, ensen beni fena eder, bunu fırsat bilip farklı dehlizlerini fora açarsın, fırtınalar faz değiştirir.</p>
<p>dervişin fikri , firkateynidir &#8211; fünyeyle fitil böyle durursa, dalgaları aşakarken açılan ateşin faili fazla aranmaz, fütuhatın faydalarına bakılır.</p>
<p><strong><br />
g</strong></p>
<p>göğsünü germen gerek &#8211; geri gitmez gül gibi baktığını güzelavratotu buğulu, gergin asker. gelinen coğrafyada gösterilecek çok danslar duruyor daha, gayet bilincindesin, göbeğin dokunma dürtüsü bahşediyor ele avuca, dikleniyor dutların, çilekler geliyor dudaklarından. gürbüz bir gelincik barındırıyorsun donunda, bir çift davul cabası, gergin asker girmek arzusunda çalgıcılık adabıyla bu alana, bağlama çalmasını biliyor gençliğinde edindiği deneyimle. bahçene çadır dikecek, bırak diksin: gerçek güzellik, görenin gözüne girmesini bilmiştir.</p>
<p><strong>h</strong></p>
<p>hayır, hizaya girmeye hazır değilsin henüz, hatırlanmamış hazların hazırlandığı hudutta hızarla çizilmiş halvet bağlarını hüzzam dolu hediyeler haline getirip, hoş bir hareket havasında, hukukumuza binaen bırakıyorsun bu avluya.</p>
<p>değişmez bir hızla hızlanarak, hiçbir haksızlığı gözetmeksizin, hüzünlendiriyorsun, güzel bu, hüzün akacak gözyaşlarımızın altmetninden, gönül alıp gönül armağan etmek bunu gerektirirmiş, biz gülümseriz hakikatli hakikatli.</p>
<p>gelgelelim göğüslerinden aşağı giden ellerim duramaz çalılıklarına geldiğinde, gün günse de, geceye benzemese de, hırs gerektirmez, henüz değil &#8211; bu hınzır horozun hafızasında hatasız bacakaran hat halinde hazırdır, görmeden, acelesizce hemzemin edip himayesine almayı becerebilir.</p>
<p><strong>ı</strong></p>
<p>ılıktır ıssızların, ılgıt eser ensenden gelen bora, çelişkisini beraberinde getirir. ıtırlar bulunmalıdır aşağılarında, ırkımızın hilkat garibesi hiçbir hezeyanı görülmemiştir, ıslıklarına hapsolmaktan gocunmak düşünülemez. gövdene esir düşmek, esaretler arasında en çok huzur düşürenidir hesabıma.</p>
<p><strong>i</strong></p>
<p>içinden çıkmıyorum işte.<br />
işgal ettim inceden inceye, itiraz etmedin , etme, etim etinindir . irtifa isteği inletir ikimizi de &#8211; imdatım, itfaiyemsin güzidem, ışığımı al, en gizli derini ilmek ilmek ıslatsın. ısında içer beni, içir badenden, aklımı al, istedim ille .</p>
<p>izinsiz değildir, görülmüştür, ilenç bilmez, ısrarkeştir: bırakmaz demiştim, bırakmaz gerçekten bu bağ, bu bağım.</p>
<p>ilginçtir bırakıyorsun birden avazımı işlesin için. balyoz fırtınalar içinde dönenip içbükeyleşiyoruz birbirimize. illerine hükümdar ediyorsun beni , hazineni açıyorsun. hazenmsin cıvam için , civanımsın.</p>
<p>avuç içlerimden imkansız bir iradeyle iman dolu, ilticai fişekler fırlıyor hücrelerine, gözeneklerini doldururcasına. akıt beni baldırlarından aşağı, iskeleye bağlanamayan hoyrat dalgaların altında itina gösterelim birbirimize, elektriğimizi ileten hatları dolan edelim iskeletlerimize , istenen herşey istenen deliğe girsin .</p>
<p><strong>j</strong></p>
<p>jikleye gerek duymadan çalıştırıyorsun arabayı, jilet gibi baştan çıkarıcılığın, denemesi bedava diyorsun gözlerimin içine bakarak. jartiyerine asılıyor gözüm, elim, bırakamıyorum, biraz bekleyip atlıyorum eşikten, göz bebeklerin büyüyor bebeğim , gülümseme hayaletleri dolaşıyor dudaklarında, ısırıyorsun, dayanamayıp ben de ısırıyorum, kanını istiyorum, istemekten bıkılır mı. jandarmalar durduruyor arabayı, girmek için izin alıp almadığımı anlamak istiyorlar, çıkmayacağımı anlatıyorum, geçin diyorlar,  jest elbette. haz hırsızlarına herkes hastadır,  jamon&#8217;um &#8211; jakoben jaluzilerin gölgesini bulduğumuz anda buluyorum ekosenin altından aralık dudaklarını.</p>
<p><strong>k</strong></p>
<p>kirişini kıracağım, kaslarını kavuracağım, kökünü kor kılacağım. halin kalmayana kadar, korku çekince dinlemeden, kendi ak kıvılcım bazukamı kurup atacağım atışlarımı, kızıl çöllerde beliren akarsuyuna. avaz akışla ateşin birleştiği anda çakacak delirtici kıvam , kendi kavmimizi başlatmak için fırsat bileceğiz kama ve kının koyu bir hiddetle kuytularda kabarmasını, kapısız kapaksız kalacağız, alacağımızı alsak da kompayacak karınlarımız. kem bakışlarla karşılaşacağımız kesin: kucaklarımız közleşene kadar kıvranmaya devam edeceğiz, kin gütmeyeceğiz, ama dolunaya doymaya kastedeceğiz. kimse kusura kalmasın &#8211; kıblemsin.</p>
<p><strong>l</strong></p>
<p>lütfen lüzumlu kopçaları lalettayin kaçamaklara alet etme! lirik bir başlangıcı leprosinin izlemesi kaçınılmaz değil ki.</p>
<p>lülelerin gülüyor, limanlarında gemiler bağlı &#8211; benimle işleyeceğin kasnaklara gerili ipekliler, içimizden birbirimize akanları keseler halinde loş köşelerde biriktirmeli, arı halde korumalı, başkaları karışmamalı aşkın doğduğu loğusaya. latan kalmış herşeyi açığa çıkarmaktı başlangıçta görevimiz, gele gele çılgınlığın eşiğine gelmiş, çadır kurduğumuz yeşilliklerde lapa bir karın dökülmesini, izlerimizi gizlemesini beklemişsek, lakin her deneyişimizde de leğimi attırmışsak çeliği çeliğe çengelleyen, çıkılacak ancak bir dağ kalmıştır: hercümerc.</p>
<p><strong>m</strong></p>
<p>masanın mantığı, makulden fazlasını kaldırmayı gerektirir- meni manyaklığı mayamıza katılmış, müzik muğlak mesafeler, müphem müşfiklikler mal ediyor kurduğumuz dengesiz dengeye, mecbur muyuz mutedilliğe? miladımız başladı başlayalı maksadımız mutlak bir devinimin kanunlarını madde madde benimseyerek mihenktaşı bir mıknatıs mucizesi haline gelmekti &#8211; kanımız akmayana kadar maddeyi müddete çevirmeye çalışmamız bundan değil mi? mitralyözden mayına her atış, her infilak muradımıza kavuşmamızı kolaylaştırıyor, masa masalığını bilsin.</p>
<p><strong>n</strong></p>
<p>neden, diyorsun, neden nüzüllü bu nevresimlerin neşesi? nedir, nereden geliyoru mesnetsiz nümayiş lakırdıları? nezaketen mi bu müthiş kasılma, nafakası mı nazlanmadan kat edilmiş nirengi mesafelerin? gidiyor musun geldiğin hizadan gerisin geri?</p>
<p>endişeye mahal bırakma güzelim, birbirimize kıldığımız namazımızı bozamaz dünyanın kıskançlığı, ninniler bekler düşlerimizin namusunu, namert hiçbir göz, hiçbiri el nefesimizi kırıştıramaz &#8211; neşenin neferleriyiz biz.</p>
<p><strong>o</strong></p>
<p>orospun oldum.</p>
<p>otağım, ordularım, ozanlarım nihilist olasılıkçıları oyuna getirircesine, onulmaz bir mutluluk krizinin ardından, onursuz bir oluşum olarak nitelendirilebilecek &#8211; o olasılıkçıları dinleyen kim- ama onsuz edemediğimiz, müdavimi, müptelası olduğunuz devridaim bir orgazmın ebedi ortağı kılmak için ikimizi, oluk oluk, bizi besleyen okyanusunun adamı oldular. ortalamalar geride kaldı. otur artık. omzuma daya dizlerinin içini, dinlen, nabzının atışını dinleyişimi dinle. olgun dilim oyuklarını ovsun, organımın oylumunca kaşağılayım kovuklarını, otur.</p>
<p><strong>ö</strong></p>
<p>özlemle öpüyorsun özenle örselenmiş önümü, ödeşiyoruz. öksüz bırakma, ölümsüz kıl övüncümüzü, öleceksek ötenaziyle ölürüz.</p>
<p>ömür dediğin, özel bire öncü ökümenin ördüğü, ökaliptüs ferahlığında bir nefes kafesi değil mi? bir kuş ötüşü? ötsün öyleyse öfkeli bülbül, özürsüz atmaca, özetlemek imkansız olsun kavuşumu, bir özü olsun öpüşmelerimizin. özlemle ölüyorum önüne her defasında, ötelerden ötelere götürdüğünde öykümün öznesini.</p>
<p><strong>p</strong></p>
<p>parlak pırlantalardan pul bir palaska olacağım beline; bir punduna getirip pazarlıksız, peşin, bodrumunu devralacağım. panayır kuracağım pazarları, pazartesileri peşkeş çekeceğim kendime, ertesi gün penisime pes ettirmeye çalışacaksın, çarşamba geldiğinde çıkartacaksın prangalarımı değişiklik olsun diye, perşembeye kadar pervasızca patlayacağım beldibinde, o gün diline persenk edeceksin partallaşana kadar kemiğimi iliğini kuruturcasına, cuma portakal suyu içilecek, peynir yenecek, çünkü cumartesi pencere önünde, perişan olana dek, patavatsızca, halk arasında panik meydana getirmekten korkmaksızın, peştemalsiz pelvis egsersizlerine girişme günü. pekala, kısaca: girişme günü.</p>
<p><strong>r<br />
</strong><br />
raksettin rızamla, revnaklı romanslarda gezdirdin beni, revizyonis ranzalardan, riyakar rampalardan rücu ettirdin, ramak kaldı rezaletlere. rica ettilerse de rimelini çıkarmadın, kr oldun kara, kör ettin. ricali mümkün olmayan bir redif indi retinalarımıza, birbirimizi gördük kıvranarak, başka hiç.</p>
<p>rol gereği rastlaştık diye düşünmüştüm başta, redingotumu giymiştim, razı gelmedi rejisör belli ki &#8211; rehavet çöktü, kaldım; kuyunun başına yerleştim, rahat ettirdik birbirimizi, depreştikçe.</p>
<p>ruhun rabbimdi rüyamda.</p>
<p><strong>s</strong></p>
<p>sapınçlıdır sevgimiz. sezgiyle sızar soluksuz sabahlara, sevinçle siler sahte sızlanmaları. avazımı çıktığı kadar soktuğumda ateşine, sona saklarım asıl silahlarımı, sense sonsuz bir sabırla semirtirsin ser-seri sevişkenliğimizi.</p>
<p>sakınmadan salalım salgılarımızı, süzme sıvılar gelsin içimizden defalarca, sokul sineme, soğuğunu alayım, ısınalım bir kez daha. sen olmayan simalardan sekiyorum artık, su gibi arıyorum seni, ağzımı çeşmene dayamak isteyince kamaşıyor dişlerim. solmaz sancağımsın, saklanmaz ki. sessizce içime sindin, kokum senindir. soluğun benim.</p>
<p><strong>ş</strong></p>
<p>şehvet ne ki &#8211; şimendifer şımarıyor, şansına şaşırarak sapıtıp, şamandıralara bakmaksızın açılıyor. işler şirazesinden çıkıyor sonunda, şemsiye düşmanı bir sağanağa dönüşüyor şaşkın, şevkle giriyor garına. şikayet etmiyorsun, bunun için açtın peronunu, peşpeşedir girişler.</p>
<p>şam&#8217;dan şiraz&#8217;a dağılıyoruz saat beş olduğunda, geceden gündüze geçişin şimal rüzgarıdır beş, şiir gibi okuyorsun beni o saat, şaşırıyorum hep.</p>
<p>şom ağızları şişlemekle başkaları uğraşsın &#8211; şimdi şakaklarımda sen atıyorsun, som.</p>
<p><strong>t</strong></p>
<p>tutku bir tarz halini alınca artık taşıyor ters topuklarımızdan, tavanda toplanıp tavına geliyor. tamamen toz olana kadar, tepine tepine tamamlayacağımı hissediyorum seni, titriyorum, titreşiyorsun. temelde tazıyla tavşansa, kaçan tutuyor tabii. timsal teşkil ediyor takınaklaşan gürzüm, içine tıkıştırdıkça sen. tenin tenime trabzan, tutunarak tırmanıyorum, tramplen gibi tepelere fırlatıyorsun beni, temsil heyetlerimiz teşkilatlanıp tarasızca tutuklamaya teşebbüs ediyor bizi, tırsmaya tenezzül bile etmiyoruz, sıfır tutukluk tetiklerde. tok bir şaşkınlık taşıyor tendonlarımızdan, tutamağımızdan tutup sen tırmanıyorsun bu sefer, boynuma tahtını kuruyorsun, tacını, asanı eline tutuşturmuşum az önce. tamahsız, tavizsiz tavırlar sergileyerek temaşa ediyoruz halvet tecrübesini.</p>
<p><strong>u</strong></p>
<p>uzuyor bazen ayrılık. ulaşmak güç oluyor, uykun kaçıyor, uzanamıyorsun bana, utanıyorum ben bundan, umarsızlığıa kapılmaktan, unutmayışımız ama umutlandırıyor bizi: ufuktaki utku. uzun uğraşlar gerektiriyor kimileyin uğursuzluğu aşıp ufak hazların adasında uçlu bucaklı uçurumlardan atlamak, tutmak birbirimizi. herşey değişiyor tabii, uzuvlarımız uğuldamaya başlıyor uslanmaksızın, usanmıyoruz birbirimize banmaktan, uçmaktan.</p>
<p><strong>ü</strong></p>
<p>üzerime üzengisiz eyersiz binmeni hep isteyeceğim. üleştirilmemiş bir ültimatom sertliğinde ümüğüme çök artık, ümmetin olayım, ümidin kalayım hadi üstele, inme üstümden. ürtiker başlangıcı sandık doktor: tutkalımızı tahmin etmesi beklenemezdi tabii. ülfet istiyorsan, üzülmeyesin: üşenmeyeceğim asla üvercinkam, her üç bin uçuş saatinden sonra tazeleyeceğim brövelerimizi.</p>
<p><strong>v</strong></p>
<p>vaizin veledi vatman olmuş virane veliler ülkesinde: vermem seni, vakit çok geç, beni vezir etmekle vazifelisin, ne işin var tramvayda? vesikalıklarımda bile vezüv gibi ateşinin sıcaklığı vuruyor vecheme, anlıyorlar ki vites atmış, vidanjör söndürememiş, durum vahim vesselam. vakıa ki aşk böyle bir vaziyetmiş. uykunda vurmaya kalkmışsam davuluna duyuyorsun, dayıyorsun gene ateşini avazıma, sil baştan vuslat.</p>
<p><strong>y</strong></p>
<p>yutuyorsun yolumu yıkayan yoğunluğu &#8211; yosunsuz yuvarlanıyoruz yamaçlardan yorulmuyoruz yazıklanıyor yabancılar, yakınlığımız yakıyor yüzlerimizi, yakışıyor. yurdun olmak istiyorum: yabansız bir yer, yitmeyeceğin, yetim kalmyacağın, yozlaşmayacak bir yuva. yum gözlerini- yavaşça uzan yanıma, yanağına yaslanayaım yine, yumuşak dudaklarında yüzerek yok olayım, gel yanıma, yağmur gibi.</p>
<p><strong>z</strong></p>
<p>zaman, zor zanaat: zevkten gebermek üzereyken bile zevahiri kurtarmak babında zevatla zevzeklik etmek gerek. ama içimizdeki zemberek kendini kuruyor sürekli; zibaldone gibi biriktiriyoruz bir köşede diğer insanlar ve şeylerle olan rabıtamızı, zabıt tutuyorlar ama ne gam: zaman bizim, zevk bizim. zerdüşt de biliyor bunu bakma, zorlamıyor o yüzden. sena bana, ben sana zimmetliyken, zavallı dünyanın zehiri zıplayamaz üzerimize &#8211; onun zırvalarına kulak asılmaz ki. zirveler zerkediyoruz birbirimizin damarlarına. sahici bu zifaflar boyunca zıvanadan çıkmışız, zahiri olan yaklaşamıyor.</p>
<p>zaten biliniyor: zımbadır bu iki zürafanın zembereği.</p></blockquote>
<div class="shr-publisher-1763"></div><!-- Start Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic -->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tramvayduragi.com/askin-zemberegi-uyandiginda-kadin-hala-yanindaydi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Futbol Üzerine</title>
		<link>http://www.tramvayduragi.com/futbol-uzerine/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=futbol-uzerine</link>
		<comments>http://www.tramvayduragi.com/futbol-uzerine/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 04 Aug 2009 18:45:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Burak Kartal</dc:creator>
				<category><![CDATA[Alıntılar]]></category>
		<category><![CDATA[Bizimkiler]]></category>
		<category><![CDATA[Deneme]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Futbol]]></category>
		<category><![CDATA[Murat Belge]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tramvayduragi.com/?p=582</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Bir gün trende maç için İstanbul&#8217;a gelen bir Fenerbahçe taraftarına rastlamıştım. &#8220;Annem ameliyat olurken ben Fener&#8217;in maçına gittim&#8221; diyordu; ve bununla övünüyor, Fenerbahçe&#8217;yi bu kadar çok sevmesinin bir üstünlük gibi görülmesini istiyordu. Gerçekten kutsal davalara kendini adamış insanlar bile, böyle bir davranıştan ötürü bu kadar kıvanç duymazlar. Böyle bir bağlanma, bir yandan büyük bir manevi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<!-- Start Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><p><a href="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/muratbelge.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-879" title="muratbelge" src="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/muratbelge.jpg" alt="" width="300" height="228" /></a></p>
<p><em>&#8220;Bir gün trende maç için İstanbul&#8217;a gelen bir Fenerbahçe taraftarına rastlamıştım. &#8220;Annem ameliyat olurken ben Fener&#8217;in maçına gittim&#8221; diyordu; ve bununla övünüyor, Fenerbahçe&#8217;yi bu kadar çok sevmesinin bir üstünlük gibi görülmesini istiyordu. Gerçekten kutsal davalara kendini adamış insanlar bile, böyle bir davranıştan ötürü bu kadar kıvanç duymazlar. Böyle bir bağlanma, bir yandan büyük bir manevi boşluğun bir yandan da artık &#8220;patolojik&#8221; denebilecek özlemlerin göstergesi. (Cumartesi günü &#8220;Ne mutlu Beşiktaşlıyım diyene&#8221; sloganı yazılı pankartlar da vardı; bu da kulüp sevgisinin kendini aşan bir yerlere doğru boşalıverdiğinin bir kanıtı.) Tavır bu olunca, seyircinin bilinçli bir denetiminden söz edilemez. Savaşa gider gibi maça giden, ne yoldan olursa olsun beklediği sonucun alınmasını alkışlayan, kendi adamı karşı takımdan birinin bacağını kırsa içi burkulmayan bir seyirci, futbolun böyle olmasında pay sahibidir. Kendisinin de katkıda bulunduğu kalitesizliği hak etmiştir dolayısıyla.&#8221;</em></p>
<p>Murat Belge bu üstteki satırları Cumhuriyet gazetesinin 11 Haziran 1982 tarihli baskısında yazdığında yurt dışında oynanan futbol ile ligimizde oynanan futbolun farkını vurguluyor, bir yandan da insanımızın bu garip oyuna acınası şekilde bağlanmasının sebeplerini her zamanki yöntemleriyle sorguluyordu. Yazının üzerinden 27 yıl geçti, futbol kalitesi biraz daha yükselse de büyük liglerle aramızdaki uçurum devam ediyor.. Bunun yanında asıl sorun olan insanımızın bu oyuna &#8220;körlemesine bağlanması&#8221; aynı şiddetiyle sürüyor. Yine maçlarda şiddet, maç öncesi ve sonrası kavgalar ve bilinçsiz câhil seyirci bu sporu araç olarak kullanıyor. Murat Belge pek çok konuda olduğu gibi bu konuda da 27 yıl öncesinden sonuna kadar haklı..</p>
<p>Futbol&#8217;un ülkemizde birçok insan için bir iletişim aracı olduğu açık, bazılarımız babamızla, bazılarımız da arkadaşlarımızla sadece bu spor üzerinden konuşabiliyoruz. Çocuklarının hayatının nereye gittiği bilmeyen babalar, takımlarının gidişatını en ince ayrıntılarına kadar biliyor, hayat planlamasında çocuğuna yardımcı olmak yerine yapılacak yeni transferlerle yeni sezonların hesabını yapıyorlar. Ülkemizde birçok erkek hayatındaki özel günler sorulduğunda eşi ya da çocuğuyla ilgili bir cevap vermiyor, tuttuğu takımın kupa kazandığı veya ezeli rakibini yendiği anları yüceltiyor.. Bunun nedenleri Murat Belge&#8217;nin de belirttiği gibi çarpık hayatlarımızda oluşan devasa manevi boşluklar ve bunları neyle kapatacağımızı bilememiz. Ülke olarak yakın geçmişimiz utanılası anlardan oluşuyor, bu anlar da zaten bize pek hatırlatılmadığı için çoğumuz bilmiyoruz ya da öğrenmeye çalışırsak engelleniyoruz. İşte futbol tam da bu noktada hayatlarımıza giriyor, 80 sonrası dönemi hatırlamak istemeyen büyüklerimiz o karanlık geçmiş yerine 80 sonrası tüm şampiyonları sayıyorlar bir çırpıda, biz de ucundan yakalıyor, onların saydıklarını 2000&#8242;lere taşıyoruz.</p>
<p>Futbol hakkında yazdığınızda er ya da geç &#8220;kitlesel afyon&#8221; sözüne gelirsiniz, ancak ben burada bu sözü, hatalı kullanıldığını anlatmak için kullanıyorum. Futbol bir silah değil, aslına bakılırsa güzel bir spor ve belirli bir kesim tarafından insanları uyutmak için kullanılmıyor. Futbolu insanlar bir şekilde doğrultmayı başaramadıkları hayatlarını örtmek için bireysel olarak kullanıyorlar, tüm başarısızlıklarını kendilerinden daha yüce saydıkları takımlarının başarıları ile unutuyorlar, kolay yoldan başarıya ulaşmak için, hayatlarında en azından bir &#8220;başarıda&#8221; paylarının olduğunu düşünmek için takımlarını destekliyorlar.</p>
<p>Bizim toplumumuz suçlu bir geçmişe sahip olduğundan bunca kalitesizliğe rağmen bu spora daha da sıkı sarılıyor, rahatsız ve acınası geçmişimizi sahada koşan adamların hızıyla geride bırakıyoruz. İçine düştüğümüz her açmaz daha da karmaşık bir hal alıp ilk halini unutturdukça ülke olarak her zaman işimiz zor, bir gün olur da geçmişimizle hesaplaşırsak verdiğimiz hesabın faturası ilerde yine kabarık gelecektir.. Bu yüzden bu ülkede futbol asla sadece futbol olamayacak, biz de keyifle izleyemeyeceğiz..</p>
<div class="shr-publisher-582"></div><!-- Start Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic -->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tramvayduragi.com/futbol-uzerine/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

