<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Tramvay Durağı &#187; Bu Hafta</title>
	<atom:link href="http://www.tramvayduragi.com/category/bu-hafta/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.tramvayduragi.com</link>
	<description>Göğe Bakma Durağı..</description>
	<lastBuildDate>Tue, 07 Feb 2012 07:14:35 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Perfect Sense</title>
		<link>http://www.tramvayduragi.com/perfect-sense/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=perfect-sense</link>
		<comments>http://www.tramvayduragi.com/perfect-sense/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 26 Aug 2011 18:59:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Akin Cetin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bu Hafta]]></category>
		<category><![CDATA[Film İnceleme]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Yeniler]]></category>
		<category><![CDATA[bilimkurgu]]></category>
		<category><![CDATA[David Mackenzie]]></category>
		<category><![CDATA[Eva Green]]></category>
		<category><![CDATA[Ewan McGregor]]></category>
		<category><![CDATA[Romantik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tramvayduragi.com/?p=6684</guid>
		<description><![CDATA[Avrupa’yı garip bir virüs istila etmeye başlamıştır. Duygusal krizlerle kendini gösteren semptomlar ağlama krizleriyle devam ediyor ve koku alma yetisinin kaybolmasıyla son buluyor (gibi gözüküyor başlarda.) Susan ile Michael’ın ilişkileri de bu virüsün yayılmaya başladığı zamanlara denk geliyor. İkilimiz başlarda keyif için birlikte oluyor olsalar da zaman içinde ilişkileri aşka dönüşüyor. Virüs, çoğalan belirtileriyle giderek [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<!-- Start Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><p><a href="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/perfect-sense1.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-6687" title="perfect-sense1" src="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/perfect-sense1-300x198.jpg" alt="" width="300" height="198" /></a></p>
<p>Avrupa’yı garip bir virüs istila etmeye başlamıştır. Duygusal krizlerle kendini gösteren semptomlar ağlama krizleriyle devam ediyor ve koku alma yetisinin kaybolmasıyla son buluyor (gibi gözüküyor başlarda.) Susan ile Michael’ın ilişkileri de bu virüsün yayılmaya başladığı zamanlara denk geliyor. İkilimiz başlarda keyif için birlikte oluyor olsalar da zaman içinde ilişkileri aşka dönüşüyor. Virüs, çoğalan belirtileriyle giderek yayılmaya devam ediyorken ikilimizin inişli çıkışlı ilişkilerini seyrediyoruz.</p>
<p>Kaybedilen ilk yeti koku olduğu için koku hafızasına değinmeden geçmiyor Perfect Sense. Filmin en şiirsel anlarını da Susan’ın sesiyle eşlik ettiği bu bölümler oluşturuyor.</p>
<p>Nereden, nasıl, ne şekilde üreyip türediğini öğrenemediğimiz virüs filme zenginlik katan en önemli unsur. Çünkü virüs çoğalıp gelişmeye başladıkça film daha da garipleşiyor. Aynı zamanda inandırıcılığını zedeleyecek şeylere de sebep oluyor. (Michael’ın sevdiğini aşağılaması, ortalığı dağıtması ve buna virüsün neden olduğunun ima edilmesi mesela. Böyle bir şey gerçekleştirmek için illa o virüsten mi kapmak gerekiyor? Michael’ın pislik bir insan olduğu defalarca vurgulanıyorken hem de.) Garipleşen ve filme değer katan kısımlarına gelirsek; yönetmenin virüsün belirtilerini sinemasal olarak ifade etme şekli etkiledi beni. Filmin son on dakikası diyalogsuz ve etkileyici bir müzik eşliğinde ilerliyor. Cesur bir tavırdı açıkçası. Hatta o bölümler Susan’ın dış sesinden arındırılmış olsa seyir birazcık zorlaşırdı belki ama daha vurucu olabilirdi.</p>
<p>Aşkı yüceltme çabası içinde olan ve “Her şeye rağmen hayat devam ediyor ve güzel” diye özetleyebileceğim bir mesajı var filmin. (‘Hayat güzel’ diyorsunuz da kime güzel? Size olmadığı kesin.) Virüsün neden olduğu şeylerden birisi de bu. Güzel şeyler söylüyor insanlar birbirlerine. Sonlarının yaklaştığını hissettikleri için olsa gerek. Yoksa umrumuzda değiliz. İlla yumurta kapıya dayanacak.</p>
<p>Kimi kusurlarına rağmen türdeşleri içerisinde kendisine ayrıcalıklı yer edinmeyi hak ettiğini düşündüğüm bir film Perfect Sense. Efektsiz, patırtısız, bağırışsız bir bilimkurgu. Hissedilen, hissettirilen şeyler üzerine. Ayrıksılığını çıkış fikri haricinde bir de senaryodaki hamleleri konusunda gösterip şablon üzerinden ilerlemeselermiş başyapıt bile olabilirdi. Ya fikir çok  hoşuma gitti ve olamadığı şey yüzünden üzüntü duyuyorum ya da aylardır değerlendirme yazısı yazmadığım için saçmalıyorum.</p>
<div class="shr-publisher-6684"></div><!-- Start Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic -->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tramvayduragi.com/perfect-sense/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Teen Choice Awards 2011 / Gençlik Ödülleri 2011</title>
		<link>http://www.tramvayduragi.com/teen-choice-awards-2011-genclik-odulleri-2011-7-agustos-fox-5/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=teen-choice-awards-2011-genclik-odulleri-2011-7-agustos-fox-5</link>
		<comments>http://www.tramvayduragi.com/teen-choice-awards-2011-genclik-odulleri-2011-7-agustos-fox-5/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 10 Aug 2011 19:40:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Buse Fazlıoğlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bu Hafta]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tramvayduragi.com/?p=6550</guid>
		<description><![CDATA[Eğer Disney yıldızlarına, Alacakaranlık grubuna, Vampir Günlükleri&#8217;ne ya da Harry Potter serisine çok da meraklı değilseniz bu yazıyı okuyarak vakit kaybetmeyin. Çünkü bu yazı L.A. topluluğuna düşkün olanların ilgi alanına girmektedir. Törenin tarihi her ne kadar 7 Ağustos olsa da Türkiye&#8217;de canlı gösterimi 8 Ağustos sabahı 3-4 civarındaydı. Bir sürü adrese bakmama rağmen (bu arada [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<!-- Start Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><p><a href="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/14.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-6552" src="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/14.jpg" alt="Gençlik Ödülleri 2011" width="300" height="300" /></a>Eğer Disney yıldızlarına, Alacakaranlık grubuna, Vampir Günlükleri&#8217;ne ya da Harry Potter serisine çok da meraklı değilseniz bu yazıyı okuyarak vakit kaybetmeyin. Çünkü bu yazı L.A. topluluğuna düşkün olanların ilgi alanına girmektedir.</p>
<p>Törenin tarihi her ne kadar 7 Ağustos olsa da Türkiye&#8217;de canlı gösterimi 8 Ağustos sabahı 3-4 civarındaydı. Bir sürü adrese bakmama rağmen (bu arada Yahoo Answers&#8217;daki insanların bir kısmının yanlış bilgi verdiğini söyleyebilirim) sadece birinde canlı gösterimi yakalayabildim; Lovaticler (Demi Lovato hayranları) sağolsun. Gerçi o da yarıda kesildi ama neyse&#8230; Ancak ertesi gün Youtube&#8217;dan törenin tamamını izleyebildim ve görüntü kalitesi gerçekten harikaydı: Paylaşanın ellerine sağlık.</p>
<p>Her neyse, gelelim törene. Kırmızı halı hakkında yorum yapamayacağım, izleyemedim; ama Demi ve Selena&#8217;nın dostluk görüntüleri vermeye çalıştığı pozları gördüm. Pek başarılı olamamışlar bence. Justin Bieber küpelerini takmıştı! Ödülleri topladı yine. Bir sürü iddialı takım vardı aslında; Vampir Günlükleri, Glee, Taylor Lautner, Robbert Pattinson, Alacakaranlık ve hatta Harry Potter hayranları bir yanda dursun, Blieberler (Justin Bieber hayranları) hemen kendilerini belli ediyorlardı. Adayların gösterildiği vtrlerden birinde  Justin&#8217;in ismini duyan çılgınlar zaten ortada az çığlık varmış gibi birden daha farklı, daha ciyak bir şekilde çığırmaya başladılar. Ne diyeyim; aynı şeye Jonas konserlerini izlerken sıkça rastladığım için pek de şaşırmadım aslında. Justin&#8217;i Disney yıldızlarından ayıran en önemli özellik de Youtube&#8217;dan aldığı şöhretidir. Miley Cyrus, Jonas Brothers, Demi Lovato gibi birçoğunun aksine Twitter&#8217;da 3&#8242;ün 5&#8242;in hesabını yapmıyor ve 11 milyon küsür hayranına tweetler saçıyor. Selena da performans sergiledi törende. Ama tam anlamıyla miyavlayan bir kedi gibiydi. Bir de defile yapmış gibi bir hali vardı, gördüğüm kadarıyla üç elbise değişti. Bu aralar hayran sayısının artmasında da kesinlikle Justinle beraber olmasının etkisi var. Öte yandan onun sesi yerine Demi&#8217;ninkini tercih ederim. Tartışmasız Selena&#8217;dan daha güçlü bir sesi var. Her ne kadar kendi kendine kariyerine büyük bir darbe vurmuş olsa da (Joe Jonas&#8217;tan ayrılması üzerine bunalıma girdi. O derece ki bir süreliğine rehabilitasyon merkezinde yattı.) Demi de ödüllerden payını aldı. Miley&#8217;i göremedim ben. Hiç ödül de alamadı. Garip!</p>
<p>Disney yıldızları bir yana Robert Pattinson estirdi yine rüzgarını. Bu sene yeni bir ödül dalı vardı &#8220;En İyi Vampir&#8221; diye, ne gerek vardıysa. Güçlü rakipleri varmış gibi gözükse de (Nikki Reed, Alexander Skarsgard, Ian Somerhalder, Paul Wesley, Nina Dobrev) ödülü Robert&#8217;in (yani bizim Edward&#8217;ın) alacağı bariz ortadaydı. Gösteri olsun işte. Ödülünü de efsane The O.C.&#8217;nin başrol oyuncularından Rachel Bilson ve Jonas Brothers grubunun ortanca üyesi Joe Jonas verdi. Kardashianlarda boy gösterdiler; Kim, Kourtney, Khole, Kendall ve Kylie. Boyları arasındaki fark fazlasıyla dikkat çekiciydi. Hele de Khole, Kylie ve Kendall, Kardashianların meşhur topuk sevdasına kapılıp bir karış yüksekliğinde topuklu ayakkabıları giyince Kim ve Kourtney felaket derecede kısa kaldılar sahnede: Kompleks sebebi resmen! Blake Lively turuncu ve tamamen deri elbisesiyle yine harika gözüküyordu. Yapılan listelere göre sadece ben değil birçok insan bu kızın duruşu hakkında aynı görüşlere sahip. Malum çekici bayan bu sene &#8220;En Etkili Yüz İsim&#8221; listesinde (Justin Bieberla beraber) yer aldı. Heyecandan da kalbi duracaktı. Black Eyed Peas resmen hüsrana uğradı bu yıl: Sıfır ödül. Hiç bir sene bu kadar başarısız olduklarına şahitlik etmemiştim. Fergie&#8217;nin Asthon Kutcher ödülünü almaya giderken yaptığı boğazını kesme hareketine de hala anlam verebilmiş değilim. Aynı dalda aday falan da değillerdi üstelik. Ellen de Generes de kaptı ödülünü. Oylarım boşa gitmemiş yani. Vampir Günlükleri&#8217;nin süper üçlüsü Paul Wesley, Nina Dobrev ve Ian Somerholder da mikrofon başı esprileriyle salonu güldürmeyi başardılar. Son ataklarını yapan Harry Potter da yedi ödül topladı ve sanırım rekoru kırdı. Daniel Radcliffe orada değildi ama sörf tahtalarını (heykelcikler yerine verilen Gençlik Ödülleri&#8217;nin geleneksel ödülü) Tom Felton (hani filmdeki kötü, sarışın çocuk) ve Rupert Grint (turuncu kafa) aldılar. Bir ara da sunucu Taylor Lautner&#8217;ı (Alacakaranlı&#8217;tan Jacob oğlanı) çağıracaktı ama sağolsun cici (!) kızlar bayanın hevesini kaçırdılar. Çünkü bayan &#8220;Yeni filmi Abduction&#8230;&#8221; falan diyordu ki kızlar cırlamaya başladı. Sunucu da &#8220;Siz zaten kim olduğunu biliyorsunuz.&#8221; diye sunumunun gidişatında bir değişlik yapmak zorunda kaldı. Ama hiç suçlamıyorum tabi ki bu insanları. Çünkü eğer bu girdap gibi içine çeken akıma kapılmış bir kızsanız, hayran olduğunuz isim genç Hollywood&#8217;tan ve hatta özel hayran kitlesine sahip kişilerden biri ise o zaman bu yaptığınız gayet doğal bir davranıştır. David Beckham da üç oğluyla beraber salonun koltuklarına yerleşmişti.</p>
<p>Daha birçok isim vardı elbette törende. Ama aklımda kalanlar bunlar. Dahasını merak ediyorsanız buyurun adres kutucuğuna kopyalayıp yapıştıracağınız adres: http://www.youtube.com/watch?v=0m6oqN3Dgy8</p>
<p style="text-align: left">[Yazıda sık sık kullandığım Lovatic, Blieber gibi isimler hayran gruplarının kendilerine vermiş oldukları rumuzlardır. Bir diğer mevzu ise hatrı sayılır hayran sayısına sahip ünlü/lerden bahsederken takım kelimesini kullanmam yabancı ülkelerde kurulan gruplardan kaynaklanıyor: "Team Edward, Team Jacob, Team Jonas" vb.]<a href="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/32.jpg"><br />
</a></p>
<div class="shr-publisher-6550"></div><!-- Start Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic -->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tramvayduragi.com/teen-choice-awards-2011-genclik-odulleri-2011-7-agustos-fox-5/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>The Adjustment Bureau</title>
		<link>http://www.tramvayduragi.com/the-adjustment-bureau/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=the-adjustment-bureau</link>
		<comments>http://www.tramvayduragi.com/the-adjustment-bureau/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 04 Mar 2011 06:10:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Furkan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bu Hafta]]></category>
		<category><![CDATA[Film İnceleme]]></category>
		<category><![CDATA[Haftanın Filmi]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Emily Blunt]]></category>
		<category><![CDATA[George Nolfi]]></category>
		<category><![CDATA[Kader Ajanları]]></category>
		<category><![CDATA[matt damon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tramvayduragi.com/?p=4969</guid>
		<description><![CDATA[Dikkat: İzlemeden Okuma! Bu yazı filmin sürpriz sayılabilecek gelişmelerini de içermektedir. Daha önce &#8220;Ocean&#8217;s Twelve&#8221; ve &#8220;The Bourne Ultimatom&#8221; filmlerinden tanıdığımız George Nolfi&#8217;nin yönettiği The Adjustment Bureau; politikaya gönül vermiş genç senatör adayı David Norris&#8217;in (Matt Damon),  balerin Elise Sellas&#8217;a (Emily Blunt) aşkını ve bu aşka engel olmaya çalışan kader ajanlarıyla mücadelesini anlatan fantastik bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<!-- Start Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><p><a href="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/Adjustment-Bureau-01.jpg"><img class="size-medium wp-image-4970 aligncenter" title="Adjustment-Bureau-01" src="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/Adjustment-Bureau-01-300x195.jpg" alt="" width="300" height="195" /></a><em></em></p>
<p><em>Dikkat: İzlemeden Okuma! Bu yazı filmin sürpriz sayılabilecek gelişmelerini de içermektedir.</em></p>
<p>Daha önce &#8220;Ocean&#8217;s Twelve&#8221; ve &#8220;The Bourne Ultimatom&#8221; filmlerinden tanıdığımız George Nolfi&#8217;nin yönettiği The Adjustment Bureau; politikaya gönül vermiş genç senatör adayı David Norris&#8217;in (Matt Damon),  balerin Elise Sellas&#8217;a (Emily Blunt) aşkını ve bu aşka engel olmaya çalışan kader ajanlarıyla mücadelesini anlatan fantastik bir aşk öyküsü.</p>
<p>Öncelikle George Nolfi çok sevdiğim iki seride de en sevmediğim filmlerin senaristi. İlk yönetmenlik denemesi Adjustment Bureau&#8217;da da çok başarılı olduğu söylenemez. İzlerken sıkılmadığımız, fakat bunun dışında başka bir şey vaat etmeyen bir film yapmış. İyi bir fikri, klişelerle sıradanlaştırdığı da söylenebilir.</p>
<p>Öncelikle kendisini politikaya adamış ve yaptığı işten zevk alan bir adamın, gördüğü ilk özgür ruhlu kıza âşık olması ve hatta tanışma şekilleri fazlasıyla klişe. Elise Sellas karakteri de birçok filmde sıkça karşılaştığımız, hiçbir yenilik barındırmayan bir karakter. Bu karakter sorunlarını bir yana bırakırsak filmin en fazla takıldığım noktası; bir fantastik dünya yaratıp, bu dünya içinde tutarsızlıklar barındırması oldu. David Norris&#8217;in kader ajanlarını deşifre ettiği an pek de mantıklı görünmüyordu. Her şeyi gören kader ajanları David &#8216;in geldiğini göremiyorlar nedense. Bir de, <em>aşkın gücü her şeyi yener</em> tadında filmlerin yeterince çekildiği düşünüyorum.</p>
<p>Matt Damon yavaş yavaş çok sevdiğim bir oyuncuya dönüştü. Bourne serisinden sonra içinde bulunduğu her projeyi merak eder oldum. Emily Blunt&#8217;un ise Elise rolünde elinden geleni yaptığını söyleyebilirim.</p>
<p>Son olarak filmi çok beğenmesem de, izlemenin de bir şey kaybettirmeyeceğini belirterek bitirmek isterim.</p>
<div class="shr-publisher-4969"></div><!-- Start Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic -->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tramvayduragi.com/the-adjustment-bureau/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>The Tourist</title>
		<link>http://www.tramvayduragi.com/the-tourist/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=the-tourist</link>
		<comments>http://www.tramvayduragi.com/the-tourist/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 12 Dec 2010 16:30:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Akin Cetin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bu Hafta]]></category>
		<category><![CDATA[Film İnceleme]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Aksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[Angelina Jolie]]></category>
		<category><![CDATA[Anthony Zimmer]]></category>
		<category><![CDATA[Christopher McQuarrie]]></category>
		<category><![CDATA[Florian Henckel von Donnersmarck]]></category>
		<category><![CDATA[Johnny Depp]]></category>
		<category><![CDATA[macera]]></category>
		<category><![CDATA[Paul Bettany]]></category>
		<category><![CDATA[Remake]]></category>
		<category><![CDATA[Romantik]]></category>
		<category><![CDATA[Rufus Sewell]]></category>
		<category><![CDATA[Sophie Marceau]]></category>
		<category><![CDATA[Yvan Attal]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tramvayduragi.com/?p=3812</guid>
		<description><![CDATA[Gördüğüm kadarıyla çeşitli sebepler yüzünden ekip olarak gerginiz bu aralar; bir şeylere gerilip duruyoruz. Bende de var bir gerginlik, bu film yüzünden daha da gerildim. Filmler hakkında yazarken alıp başımı gidebiliyorum. Sonra kulaklarım çok çınlıyor, uyarı belirtmeden çok “spoiler” verebiliyorum bazen, bundan kaynaklanıyor sanırım çınlamalar. The Tourist’i izlemeyi düşünenleri baştan uyarayım da ona göre bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<!-- Start Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><p><a href="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/the-tourist.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-3813" src="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/the-tourist-300x181.jpg" alt="" width="300" height="181" /></a></p>
<p>Gördüğüm kadarıyla çeşitli sebepler yüzünden ekip olarak gerginiz bu aralar; bir şeylere gerilip duruyoruz. Bende de var bir gerginlik, bu film yüzünden daha da gerildim.</p>
<p>Filmler hakkında yazarken alıp başımı gidebiliyorum. Sonra kulaklarım çok çınlıyor, uyarı belirtmeden çok “spoiler” verebiliyorum bazen, bundan kaynaklanıyor sanırım çınlamalar. The Tourist’i izlemeyi düşünenleri baştan uyarayım da ona göre bu yazıyı okusunlar ya da okumasınlar.</p>
<p>Bir filmi vizyona girdiği gün izlemek adetim değildir. Beni o filme çeken çok önemli bir şey olması gerekiyor. The Tourist için Florian Henckel von Donnersmarck etiketi yeterdi benim için. Zaten Johnny Depp ve Angelina Jolie hiç hazzetmediğim oyuncular. Misafirlikte mecburen yenen yemek gibi bir etkileri olacaktı üzerimde, biliyordum.</p>
<p>Alexander Pearce devleti ve adına çalıştığı mafyayı dolandırarak milyonlarca avro zarar vermiş bir kanun kaçağıdır. Bu sebeple hem devlet hem de mafya peşindedir ama yıllardır Pearce’ten haber alan olmamıştır. Estetik ameliyat geçirip tanınmayacak hale geldiğine dair bir söylenti dolaşmaktadır ortalıkta. Yeni görünümünün nasıl bir şey olduğunu bilmedikleri için eski sevgilisi Elise’in peşine takılmıştır devlet ve mafya.</p>
<p>Günün birinde Elise’e Pearce’tan olduğu düşünülen bir mektup gelir. Elise yazan direktifleri uygulayarak Venedik’e doğru yola çıkar. Peşindekileri atlatabilmek için de trende yalnız başına oturan Frank isimli bir matematik öğretmenini yem olarak kullanır.</p>
<p>Gerisi romantiz soslu kedi fare oyunudur.</p>
<p>Cidden kötü çekilmiş bir film bu. Das Leben der Anderen gibi bir şahaneden sonra gözümdeki karizmasını fena halde çizdirmiş bir yönetmendir artık Donnersmarck. (Duysa çok üzülürdü, eminim.) Kovalamaca sahnelerinden çatıda gerçekleşeni acınası bir bölümdür bana kalırsa. Frank kaçıyor, polisler ateş ediyor ama adamı öldürmemeleri istendiği için vazgeçiyorlar, Frank çıplak ayaklarıyla kiremitlere basarak zar zor ayakta duruyor, polisler peşine takılıyor. Bu bölümde öylesine bir müzik var ki gözlerimi kapatıp dinlesem perdede çok heyecanlı olayların gerçekleştiğini sanabilirdim. Ama izlerken acınası derecede komik geliyor. Aynı acınası komiklik neredeyse tüm aksiyon sahnelerinde mevcut ve kurgunun aksadığı iki-üç bölümde de devam ediyor. Dert edilmeyecek ama dalga geçilecek devamlılık hatalarıydı kurgunun aksadığı bu bölümler. Jump cut’larla ilerleyen bir bölüm olsa veya “Mtv kurgusu” dedikleri şeyle geçiştirilse hiç göze batmazmış. (Sözü edilen sahneler: 1) Frank’in çatıdan atlayıp meyvelerin içine dalması, hemen ardından polise çarpması. 2) İpe tutunarak tekneye doğru yüzmesi, hemen ardından teknede doğrulması…) Oscar kazanmış bir filmin yönetmeni ve elinde milyon dolarlık bütçesi var. Bu kadar kolay geçiştirilmemeliydi.</p>
<p>Ağır çekimlerle yakalamaya çalıştıkları dramatizm ve tırmandırmaya çalıştıkları gerilim, aksiyon sahnelerinde heyecan veren tek şeyin müzik oluşu, finale kadar tatsız tuzsuz ilerleyen filmin eksilerinden. Finalde de casusluk filmlerinin olmazsa olmaz numarasıyla karşılaşıyoruz ve sözüm ona dumura uğruyoruz.</p>
<p>The Tourist’i, uyarlandığı Anthony Zimmer ile kıyaslamadan da duramam şimdi. Anthony Zimmer başlı başlına kesinlikle kötü diyemeyeceğim bir film. Yüksek bir tempoda ilerleyen, seyircinin zekasına hakaret etmeyen, taşıdığı gerilimi ince esprilerle seyrelten iyi bir film. The Tourist’in Anthony Zimmer’dan fazlası var ama nicelik olarak, nitelik olarak değil. Artan olay örgüsü sebebiyle doğal olarak süresi uzun ve romantizm dozu yükseltilmiş. Aksiyon olarak Anthony Zimmer’ın en basit kovalamaca sahnesindeki heyecan ve gerilime bile yaklaşamıyor The Tourist. Anthony Zimmer’ın ne oldu ne bitti demeye gelmeden şak diye oturttuğu finaldeki süprizini ise gözümüze gözümüze sokuyor. Zimmer’ı izleyenler filmin varacağı noktayı zaten biliyor ama The Tourist bunu göze fazla sokunca, senaristlerinden birisi de Christopher McQuarrie olunca, herhalde farklı bir kumpasa getirecekler diye bekleyip duruyor seyirci. Farklı bir kumpasa gelmemek cidden sürpriz oluyor ama yönetmen, senarist ve filmin kendisi için iyi bir sürpriz değil bu. Neticede uyarlandığı Anthony Zimmer’ın kalitesine ulaşamazken, cafcaflı paketiyle de kötü bir seyirlik sunuyor The Tourist. Dışarıdan bakınca ilgi çekici ama içine girince tezgahındakilerin küflenmiş, çürük, ekşimiş şeyler olduğunu fark ediyorsunuz.</p>
<div class="shr-publisher-3812"></div><!-- Start Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic -->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tramvayduragi.com/the-tourist/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>8 Ekim 2010 Lali Puna İstanbul Konseri</title>
		<link>http://www.tramvayduragi.com/8-ekim-2010-lali-puna-istanbul-konseri/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=8-ekim-2010-lali-puna-istanbul-konseri</link>
		<comments>http://www.tramvayduragi.com/8-ekim-2010-lali-puna-istanbul-konseri/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 10 Oct 2010 16:55:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Burak Kartal</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bu Hafta]]></category>
		<category><![CDATA[Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[İKSV Salon]]></category>
		<category><![CDATA[Lali Puna]]></category>
		<category><![CDATA[Lali Puna Konseri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tramvayduragi.com/?p=3222</guid>
		<description><![CDATA[Yeni açılan Salon İKSV&#8217;de izlediğim ilk grup Lali Puna oldu. Aslında grubun önemli takipçilerinden birisi değilim, tesadüfen dinlediğim birkaç şarkıları ve son albümleri Our Inventions dışında pek fazla bilgim yoktu, konserle birlikte ilk kez iki saate yakın dinledim ve doğal olarak -birazdan paylaşacağım- bazı fikirler edindim. Konsere geçmeden önce Salon İKSV&#8217;den biraz bahsedeyim. Şişhane&#8217;deki İKSV [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<!-- Start Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><div id="_mcePaste"><a href="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/lalipuna.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-3224" title="lalipuna" src="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/lalipuna.jpg" alt="" width="283" height="240" /></a></div>
<p>Yeni açılan Salon İKSV&#8217;de izlediğim ilk grup Lali Puna oldu. Aslında grubun önemli takipçilerinden birisi değilim, tesadüfen dinlediğim birkaç şarkıları ve son albümleri Our Inventions dışında pek fazla bilgim yoktu, konserle birlikte ilk kez iki saate yakın dinledim ve doğal olarak -birazdan paylaşacağım- bazı fikirler edindim.</p>
<p>Konsere geçmeden önce Salon İKSV&#8217;den biraz bahsedeyim. Şişhane&#8217;deki İKSV binasının girişinde oluşturulmuş bir performans alanı, herkes Babylon ile kıyaslıyor. (Belki de balkon yapısından ötürü) Mekana girer girmez sevdim, açıkçası İstanbul&#8217;un bu tarz bir mekana ihtiyacı vardı. İçki satışından önce müziği düşünen bir mekan olması güzel. Fazla yüksek  kapasiteye sahip olmaması da (zorlasan bin kişiye ulaşır gibi) aslında bir avantaj. Bazı grupların kitlesi bu kadar ve böyle mekanlarda daha iyi konserler olabiliyor. Küçük bir sahne, güzel bir yerleşim, İstanbul&#8217;daki en kaliteli ses sistemlerinden birisi ve son derece kolay ulaşım. Bir mekanda olması gereken her şeye sahip, açılması güzel oldu, müdavimleri olacaktır.  Mekan arasını biraz uzun tuttum, konsere döneyim;</p>
<p>Lali Puna pek benim sevdiğim türden bir grup değil. Müziğinin kırılma anlarında bilgisayarı çok kullanmaları benim konserde beklediğim &#8220;müziğin yaratılma anına tanıklık etme&#8221; heyecanından uzaklaşmamı sağlıyor. Bu durum aslında bana özel, ben elektronik altyapıya sahip grupları sahnede izlerken müziğe ve performansa odaklanamıyorum. Bu durumun istisnaları olsa da Lali Puna bu istisnalara dâhil olamadı. Benim şahsi takıntım dışında konser aslında fena sayılmazdı, vokal Valerie Trebeljahr pek mutsuz gözüküyordu ama sanırım doğal hali böyle, yadırgamadım. Markus Acher&#8217;e baktığımda ise bir sonraki gün gerçekleşecek The Notwist konseri konusunda heyecanlandım.</p>
<p>Daha önce izleme şansı bulamadığım gruplardan birisini fena sayılmayacak bir konserde izledim, oyuncaklı aletleri, Macbook&#8217;ları ve zaman zaman Salon&#8217;un ses sistemini sonuna kadar kullanmaları ile ilgimi çektiler, konserin sonuna kadar beni ayakta tuttular ancak tekrar gelirlerse &#8220;sıramı savdım&#8221; diyerek gitmeyi düşünmüyorum.</p>
<p>Not: Konser hakkında çok genel bir yazı oldu bu, Lali Puna&#8217;yı severek dinleyen ve konserde bulunanlar yorumlarla katkıda bulunabilirler.</p>
<div class="shr-publisher-3222"></div><!-- Start Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic -->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tramvayduragi.com/8-ekim-2010-lali-puna-istanbul-konseri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Vizyonda Bu Hafta 6 Ağustos 2010</title>
		<link>http://www.tramvayduragi.com/vizyonda-bu-hafta-6-agustos-2010/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=vizyonda-bu-hafta-6-agustos-2010</link>
		<comments>http://www.tramvayduragi.com/vizyonda-bu-hafta-6-agustos-2010/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 06 Aug 2010 14:15:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Nezaket Kartal</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bu Hafta]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[A Serious Man]]></category>
		<category><![CDATA[Get Him to the Greek]]></category>
		<category><![CDATA[Salt]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tramvayduragi.com/?p=2674</guid>
		<description><![CDATA[Ciddi Bir Adam / A Serious Man Yönetmen: Ethan Coen, Joel Coen Senaryo: Ethan Coen, Joel Coen Oyuncular: Michael Stuhlbarg (Prof. Lawrence &#8216;Larry&#8217; Gopnik), Richard Kind (Uncle Arthur),  Fred Melamed (Sy Ableman), Sari Lennick (Judith Gopnik), Aaron Wolff (Danny Gopnik), Jessica McManus (Sarah Gopnik), Peter Breitmayer (Mr. Brandt) Diğer Bilgiler: ABD-İngiltere-Fransa, 2009, İngilizce, Yiddiş, İbranice, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<!-- Start Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><p style="text-align: center;"><a href="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/a_serious_man01.jpg"><img class="size-medium wp-image-2679 aligncenter" title="a_serious_man01" src="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/a_serious_man01-300x196.jpg" alt="" width="300" height="196" /></a></p>
<p style="text-align: left;"><strong>Ciddi Bir Adam / A Serious Man</strong><br />
Yönetmen: Ethan Coen, Joel Coen<br />
Senaryo: Ethan Coen, Joel Coen<br />
Oyuncular: Michael Stuhlbarg (Prof. Lawrence &#8216;Larry&#8217; Gopnik), Richard Kind (Uncle Arthur),  Fred Melamed (Sy Ableman), Sari Lennick (Judith Gopnik), Aaron Wolff (Danny Gopnik), Jessica McManus (Sarah Gopnik), Peter Breitmayer (Mr. Brandt)<br />
Diğer Bilgiler: ABD-İngiltere-Fransa, 2009, İngilizce, Yiddiş, İbranice, 106 dk.</p>
<p style="text-align: left;">Yahudi Profesör Larry Gopnik’in ailesiyle, işiyle, kısacası hayatıyla savaşı bitmek bilmiyor. Aradığı cevapları bulmak için birçok yol deniyor, ama ona kalan bu saçmalığa katlanabilmek sadece. “Hayat saçma mı değil mi?” sorusunun cevabı olsaydı bile Coen’ler sanırım bu cevaplarla ilgilenmezlerdi.</p>
<p style="text-align: left;">Oldukça geç gösterime giren filmi izleyen izlemiştir belki, ama Coen’ler hem tekrar tekrar izlenecek filmler yapıyorlar hem de bu tuhaflık deneyimini yaşamak her seferinde fazlasıyla eğlenceli.</p>
<p><strong>Zorlu Görev / Get Him to the Greek</strong><br />
Yönetmen: Nicholas Stoller<br />
Senaryo: Nicholas Stoller<br />
Oyuncular: Jonah Hill (Aaron Green), Russell Brand (Aldous Snow), Rose Byrne (Jackie Q)<br />
Diğer Bilgiler: ABD, 2010, İngilizce, 109 dk.</p>
<p style="text-align: left;">Kariyeri sona ermiş bir Rock yıldızını geri döndürmek için yapılanlar ve müzik piyasasının halleri üzerine bir film. Yazarımız Furkan filmi önceden izleyip bizim için <a href="http://www.tramvayduragi.com/get-him-to-the-greek/">yazdı</a>.</p>
<p><strong>Ajan Salt /  Salt</strong><br />
Yönetmen: Phillip Noyce<br />
Senaryo: Kurt Wimmer<br />
Oyuncular: Angelina Jolie (Evelyn Salt), Liev Schreiber (Ted Winter), Chiwetel Ejiofor (Peabody)<br />
Diğer Bilgiler: ABD, 2010, İngilizce, 100dk.</p>
<p style="text-align: left;">Angelina Jolie’nin adını temize çıkarmaya çalışan bir ajanı canlandırdığı “Ajan Salt” aksiyon sahneleriyle öne çıkan bir film. Daha detaylı bir yazı kısa süre içinde burada olacak.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Vahşet Sapağı/ Snarveien</strong></p>
<p style="text-align: left;">Ayrıca yaz gecelerinin olmazsa olmazı korku filmlerinden biri olan &#8220;Vahşet Sapağı&#8221; da gösterimde. Daha önce kısa korku filmlerine imza atmış Norveçli yönetmen Severin Eskeland’ın ilk uzun metraj filmi hakkında çok fazla bir şey bilinmiyor.</p>
<div class="shr-publisher-2674"></div><!-- Start Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic -->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tramvayduragi.com/vizyonda-bu-hafta-6-agustos-2010/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>The Last Airbender</title>
		<link>http://www.tramvayduragi.com/the-last-airbender/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=the-last-airbender</link>
		<comments>http://www.tramvayduragi.com/the-last-airbender/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 04 Aug 2010 17:02:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Furkan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bu Hafta]]></category>
		<category><![CDATA[Film İnceleme]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Avatar]]></category>
		<category><![CDATA[M. Night Shyamalan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tramvayduragi.com/?p=2654</guid>
		<description><![CDATA[Bir çizgi dizi olan Avatar, Ateş ulusunun diğer uluslara (su, toprak, hava) karşı zalimliklerine dur diyebilecek tek kişi olan Avatar&#8217;ın, (dört elemente de hükmedebilen tek kişi) yüz yıl gibi bir süre sonra ortaya çıkışını ve eğitimini tamamlayıp tekrar barışı sağlamak için verdiği çabaları anlatıyor. Üçlemenin ilk filmi The Last Airbender ise Avatar&#8217;ın ortaya çıkışı ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<!-- Start Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><p><a href="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/TheLastAirbender-6.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-2655" title="TheLastAirbender (6)" src="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/TheLastAirbender-6-300x194.jpg" alt="" width="300" height="194" /></a></p>
<p>Bir çizgi dizi olan Avatar, Ateş ulusunun diğer uluslara (su, toprak, hava) karşı zalimliklerine dur diyebilecek tek kişi olan Avatar&#8217;ın, (dört elemente de hükmedebilen tek kişi) yüz yıl gibi bir süre sonra ortaya çıkışını ve eğitimini tamamlayıp tekrar barışı sağlamak için verdiği çabaları anlatıyor. Üçlemenin ilk filmi The Last Airbender ise Avatar&#8217;ın ortaya çıkışı ve &#8220;Su&#8221; elementine hükmedişinden bahsediyor.</p>
<p>Öncelikle çizgi dizisinin sıkı takipçisi olduğum için filmi büyük bir heyecanla bekledim. Açıklanan cast her ne kadar hoşuma gitmese de, beklentimi düşürmedi. Üç boyutlu yayınlanacak olması da görsellik açısından beklentilerimi artıran bir unsurdu.</p>
<p>Fire Lord Ozai (Cliff Curtis), Prince Zuko (Dev Patel), Uncle Iroh (Shaun Toub) gibi karakterleri oynayan oyunculara bir türlü ısınamadım, zaten çizgi diziyi takip edenleri karakter olarak tatmin etme olasılığı yok bu oyuncuların. Elementleri oynatmak için yapılan hareketlerin  de biraz uzun sürdüğünü söyleyebiliriz. Özellikle toprak elementinin kullanıldığı bir kaç  sahne o kadar sıradan olmuştu ki iş gülmeye kadar vardı. Bir de Avatar&#8217;ın sevdiğimiz çocuksu hallerini filmde neredeyse hiç göremedik. Üç boyut olayı da pek bir özellik katmayınca maalesef büyük bütçeli sıradan bir film olmaktan öteye gidememiş The Last Airbender.</p>
<p>M. Night Shyamalan The Sixth Sense&#8217;den beri pek başarılı yapımlara imza atamayan belki de hala o filmin ekmeğini yiyen bir yönetmen. Benim gözümde The Last Airbender&#8217;da da sınıfta kalmıştır. Serinin devam filmleri için Avatar&#8217;ın ruhunu daha iyi anlayan ve yapımın büyüklüğünü kaldırabilecek daha uygun bir yönetmen ile devam edilirse mutlu olurum.</p>
<div class="shr-publisher-2654"></div><!-- Start Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic -->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tramvayduragi.com/the-last-airbender/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>6</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Avatar</title>
		<link>http://www.tramvayduragi.com/avatar/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=avatar</link>
		<comments>http://www.tramvayduragi.com/avatar/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 20 Dec 2009 16:18:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Nezaket Kartal</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bu Hafta]]></category>
		<category><![CDATA[Film İnceleme]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[2009]]></category>
		<category><![CDATA[James Cameron]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tramvayduragi.com/?p=828</guid>
		<description><![CDATA[“Sinemada devrim” gerçekleştirdiği gibi bir iddiayla gösterime giren Avatar bence ancak vasatlıkta bir devrim gerçekleştiriyor, görkemli bir vasatlık ortaya koyarak. Filmin Pandora gezegeninde yaşayan Navi ırkını kurtaran kahraman Amerikan askeriyle ilgili öyküsünü anlatmak içimden gelmiyor hiç ki bu filmle ilgili zaten herkes bir şeyler okumuştur artık. Film evet teknolojik anlamda oldukça başarılı, ama sinemayı teknolojik [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<!-- Start Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><p style="text-align: center;"><a href="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/avatar.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-835" title="avatar" src="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/uploads/avatar-300x167.jpg" alt="" width="300" height="167" /></a></p>
<p>“Sinemada devrim” gerçekleştirdiği gibi bir iddiayla gösterime giren Avatar bence ancak vasatlıkta bir devrim gerçekleştiriyor, görkemli bir vasatlık ortaya koyarak.</p>
<p>Filmin Pandora gezegeninde yaşayan Navi ırkını kurtaran kahraman Amerikan askeriyle ilgili öyküsünü anlatmak içimden gelmiyor hiç ki bu filmle ilgili zaten herkes bir şeyler okumuştur artık. Film evet teknolojik anlamda oldukça başarılı, ama sinemayı teknolojik bir olay olarak algılamıyorsanız bir bilgisayar oyunu izlediğiniz hissine kapılıyorsunuz film boyunca. Kendi adıma o muhteşem denilen savaş sahnelerinde bile oldukça sıkıldım. Hemen onlarcasını sayabileceğimiz kahramanlık filmlerinden birinin çok tahmin edilen senaryosuna sahip olduğundan iyice sıkıcı hale geldi her şey. Filmin Irak işgaline ve Amerika’nın tutumuna dair politik göndermeleri de gönderme değil de karakterlerin ağzından açıkça ifade edilen ya da göstere göstere yapılan bir şeye dönüşünce 162 dakika bir türlü geçmez oldu.  Filmle “District 9” arasında benzerlikler bulmaya çalışarak oyaladım biraz kendimi. Yoksa dayanılmaz gelen klişelerinde kahkahalar atarak izleyicileri rahatsız edebilirdim.</p>
<p>Sanırım James Cameron, Navi ırkını ve onların dünyasını yaratmaya harcamış bu on yıllık zamanı, çünkü bunlar dışında filmde herhangi bir şeye kafa yorulmuş gibi görünmüyor. Ama bir bildiği var demek ki, film 8.9 ile imdb top 250’de 51. sırada. Galiba Amerika’nın Çağan Irmak’ı Cameron, izleyiciyi gayet iyi tanıyor.</p>
<div class="shr-publisher-828"></div><!-- Start Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic -->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tramvayduragi.com/avatar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>500 Days of Summer</title>
		<link>http://www.tramvayduragi.com/500-days-of-summer/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=500-days-of-summer</link>
		<comments>http://www.tramvayduragi.com/500-days-of-summer/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 12 Nov 2009 20:24:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Burak Kartal</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bu Hafta]]></category>
		<category><![CDATA[Film İnceleme]]></category>
		<category><![CDATA[Haftanın Filmi]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Joseph Gordon-Levitt]]></category>
		<category><![CDATA[Marc Webb]]></category>
		<category><![CDATA[Zooey Deschanel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tramvayduragi.com/?p=786</guid>
		<description><![CDATA[500 Days of Summer internet gençliğini çok iyi analiz etmiş olduğunu düşündüğüm yönetmen Mark Webb&#8217;in son filmi. (Aslında analiz etmiş dedim ama kendisi pek yaşlı sayılmaz, 75 doğumlu birisi olarak hala aramızda olabilir, bizim gibi yaşıyor olabilir) Konusu &#8220;ilişkiler&#8221; olan filmler hakkında ne yazarsanız yazın &#8220;spoiler&#8221; alarmı yazının her yerine dâhil olur. Hem bu spoiler [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<!-- Start Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><p><img class="aligncenter size-medium wp-image-787" title="500 Days of Summer" src="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/500-Dyas-of-Summer-300x200.jpg" alt="500 Days of Summer" width="300" height="200" /></p>
<p>500 Days of Summer internet gençliğini çok iyi analiz etmiş olduğunu düşündüğüm yönetmen Mark Webb&#8217;in son filmi. (Aslında analiz etmiş dedim ama kendisi pek yaşlı sayılmaz, 75 doğumlu birisi olarak hala aramızda olabilir, bizim gibi yaşıyor olabilir)</p>
<p>Konusu &#8220;ilişkiler&#8221; olan filmler hakkında ne yazarsanız yazın  &#8220;spoiler&#8221; alarmı yazının her yerine dâhil olur. Hem bu spoiler sadece filmle ilgili değil bizzat kendi geçmişinizle de ilgilidir, doğal olarak bu geçmiş ve filmin içeriği okuyucuyu pek ilgilendirmeyeceğinden film hakkında detayları okura bırakıyorum. Ben biraz &#8220;bu tür filmlerden&#8221; ve &#8220;bu tür ilişkilerden&#8221; bahsedeyim, genel olsun, kamuya açık ve şifresiz olayım.</p>
<p>&#8220;İlişki&#8221; dediğimiz kelime, iki kişi arasında gidip gelen elektriğin, yine bu iki kişiden birini çarpmadan ne süreyle ve ne kadar şiddetle var olabileceğini anlatan, teknik bir sevgi olayıdır aslında. Yan yana yürümek, beraber geçen haftasonları, birlikte geçirilen toplam zamanın mutluluğa oranı önemlidir. Bitmeyen gibi görünen günlerin yanında hiç bitmeyecek gibi duran mevsimler de olabilir ve her ilişki başladığı günün sıcaklığına eninde sonunda varır, kışı gören yazı da görür ama sonuçta ilk dalga boyuna ulaşır.</p>
<p>Summer&#8217;ın 500 günü de yağmurlu, çamurlu, yazlı-kışlı geçiyor ve topladığı klişelerle izleyenin yüzüne -her ne kadar öyle olmadığını söylese de- &#8220;yaz mevsimini&#8221; bıraktığını düşünüyor. Konu ilişki olunca, ortalama bir izleyici olarak aklıma gelen ilk örnekler olan Annie Hall ve High Fidelity ile aynı kulvarda koştuğu söylense de, aslında yeri çok farklı, daha çok kopyala-yapıştır sinemasına dâhil olabilir gibi. Anlatım teknikleri, farklı gibi duran ama bir şeylere benzeyen kurgusu ile filme ısınmak mümkün değil. Bu yüzden karakterlerin aslında son derece doğal olan tepkileri ve davranışları da yapmacık ve zorlama geliyor. Programlanmış insanın bazı durumlara nasıl tepki vereceği bellidir, bu tepkilerin dışına çıktığımız anlarda aslında insan olmayı az da olsa başarıyoruz. Bu filmde ise karakterler bana göre insan olmayı bir an bile başaramıyorlar, biçilmiş rollerine uyuyorlar ve tam bir oyunculuk sergiliyorlar. İşin kötü yanı bunu hissederken böylesine &#8220;samimiyet&#8221; zırhlı filme yaklaşma zorunluluğumuzun olması. Yaklaşamayınca da ipler kopuyor.</p>
<p>İplerim kopunca ben tutunamadım, elbette ki böylesine &#8220;samimiyete&#8221; güvenen filme yaklaşan ve bana kesinlikle katılmayanlar olacaktır. Ne diyelim elektrik meselesi..</p>
<p>(Ayrıca izlediğim en kötü biten filmlerden birisi, hatta belki de liste yapsam ilk sıraya oturur.. Yazan senaristi geçtim, yönetmen de mi hiç dokunmaz bu sona, anlamadım gitti.)</p>
<div class="shr-publisher-786"></div><!-- Start Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic -->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tramvayduragi.com/500-days-of-summer/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Boğaziçi, Yalılar ve İnsanlar</title>
		<link>http://www.tramvayduragi.com/bogazici-yalilar-ve-insanlar/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=bogazici-yalilar-ve-insanlar</link>
		<comments>http://www.tramvayduragi.com/bogazici-yalilar-ve-insanlar/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 06 Sep 2009 17:14:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Burak Kartal</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bu Hafta]]></category>
		<category><![CDATA[Vesaire]]></category>
		<category><![CDATA[Murat Belge]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tramvayduragi.com/?p=682</guid>
		<description><![CDATA[İstanbul&#8217;un ne kadar büyük ve önemli bir şehir olduğunu anlatmaya gerek yok sanırım, artık herkes -nedenlerini bilmese bile- İstanbul&#8217;un büyüklüğü biliyor ve kabul ediyor. Konstantinopolis ve Bizans&#8217;ı (en azından kelime olarak) bilmeyen yok, ancak yaşadığımız bu şehrin tarihini ve kültürünü gerçekten biliyor muyuz? İşte beni T Vitamini firmasının düzenlediği Murat Belge ile Boğaziçi, Yalılar ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<!-- Start Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><p><img class="aligncenter size-medium wp-image-684" title="muratbelge" src="http://www.tramvayduragi.com/blog/wp-content/muratbelge-300x198.jpg" alt="muratbelge" width="300" height="198" /></p>
<p>İstanbul&#8217;un ne kadar büyük ve önemli bir şehir olduğunu anlatmaya gerek yok sanırım, artık herkes -nedenlerini bilmese bile- İstanbul&#8217;un büyüklüğü biliyor ve kabul ediyor. Konstantinopolis ve Bizans&#8217;ı (en azından kelime olarak) bilmeyen yok, ancak yaşadığımız bu şehrin tarihini ve kültürünü gerçekten biliyor muyuz?</p>
<p>İşte beni T Vitamini firmasının düzenlediği Murat Belge ile Boğaziçi, Yalılar ve İnsanlar turuna katılmaya çağıran düşünceler bunlardı..</p>
<p>Çağımızda Murat Belge gibi bir aydın yaşıyor ve ne güzeldir ki şu garip ülkemizin sınırları içerisinde bizimle aynı sorunları görüp onlara çözüm önerileri sunuyor. Bu aslında büyük bir fırsat, milletçe Murat Belge gibi aydınlarımızından her konuda faydalanmamız gerekirken ve bu ihtiyacımız son derece açıkken, genelde kendilerini arka plana atarak sessiz sakin uğurluyoruz. Murat Belge ise arka planı kabul etmeyenlerden, önemli bir aktivist ve iyi bir toplum eğitimcisi. (Bu sıfatı da Murat Bardakçı&#8217;nın yazdıklarına ben ilave edeyim..) Arkeoloji müzesini taştan ibaret sanan bir toplumuz, bilinçsiz yapılanmalarla tarihi her gün daha da derinlere gömüyoruz. Her gün bakıp geçtiğimiz şeyleri daha anlamlı kılmak için çok şey öğrenmeye ihtiyacımız var ve bu öğrenme maceramızda Murat Belge&#8217;den daha iyi bir kılavuz kaptan düşünemiyorum..</p>
<p>&#8220;Boğaz&#8217;ı anlatmaya Kabataş&#8217;tan başlamak en iyisi&#8221; diyor Murat Belge ve Topkapı&#8217;dan Dolmabahçe&#8217;ye taşınma sürecini, Osmanlı&#8217;da bunun ne anlama geldiğini, Sarayı ve çevresindeki yalıları anlatıyor. Osmanlı&#8217;nın son döneminden birkaç dedikodu da bu yalıların duvarlarından yansıyor.. Henüz sarayı geçip Ortaköy çevresine geldiğinizde not alma ihtiyacı hissediyorsunuz. (Kitap aklınıza geliyor, vazgeçiyorsunuz) Müthiş bir manzara ve Murat Belge&#8217;den o tarihi dinlemek eşsiz bir keyif.. Kaptan, köprünün altından karşı yakaya geçiyor, Çengelköy-Kandilli derken yüzlerce şey anlatıyor rehberiniz.. Yalıları, sakinlerini, mimarlarını, içindeki hayatları ve geçtiğiniz yerlerin tarihlerini adeta rakı sofrasındaymış ve kırk yıllık dostuna anlatıyormuş gibi anlatıyor Murat Belge. Tarihe damgasını vuran şahsiyetlerden, semt adlarının nereden geldiğine kadar aklınıza gelebilecek -ve gelemeyecek- her türlü detayla süsleniyor bu güzel anlatım.</p>
<p>Anadolu Kavağı&#8217;nda bir mola veriyoruz, mola yerine yaklaşırken Murat Belge öyle keyifle anlatıyor ki balığı ve balık pişirmenin güzelliğini, iner inmez sahilde sizi karşılayan balık restoranlarından birine atıyorsunuz kendinizi. Kavak&#8217;ın tepesinde muhteşem manzaralı bir Yoros Kalesi var, ancak yolu da bir o kadar zorlu. Göze alırsanız Boğaz&#8217;a sanki daha önce hiç bakmamış gibi bakıyorsunuz..</p>
<p>Tarabya, Yeniköy ve Emirgan üzerinden başladığı Kabataş noktasına dönerek sonlanıyor bu güzel tur. Daha fazla detay vererek gidecek olanların keyfini kaçırmak istemiyorum, okuyanda gitme isteği uyandırmak en büyük arzum. Organizasyonu düzenleyen T Vitamini firmasından Erhan Eren de son derece saygılı ve iyi bir organizatör. Bilgi ve rezervasyon konusunda çekinmeden kendisine başvurabilirsiniz. Detaylar için <a href="http://www.tvitamini.com/bogazici-yalilar-ve-insanlar" target="_blank">bu bağlantıyı</a> takip edebilirsiniz.</p>
<div class="shr-publisher-682"></div><!-- Start Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic -->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tramvayduragi.com/bogazici-yalilar-ve-insanlar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

