Çakal

Çakal, Erhan Kozan’ın ilk filmi. Annesi öldükten sonra Akın, babasıyla aynı evde yaşayamayacağını anlayarak evden uzaklaşır. Birkaç gün sarhoş dolaştıktan sonra marangoz atölyesindeki işine döner. Nuran Usta (Cüneyt Türel) onu sahiplenir. Ancak Akın artık kendini kaybolmuş hissetmektedir. Bütün bağlarını koparıp arkadaşının “tavsiye” ettiği Hayat Bilardo Salonu’nda işe başlar.

Akın neredeyse hiç konuşmaz, ama sürekli iç sesini duyarız. Bu iç ses bazen duruma uygun düşse de, genellikle durumu fazla açıklayıcı olur. Üstelik bu ses sanki bize Akın’ın kirli işler yapsa da sürekli masum bir yanı olduğunu ispatlamaya çalışmaktadır. Bu da sesin inandırıcılığına gölge düşürür. Çünkü biz bu sürekli konuşan sese rağmen Akın’ı pek tanıyamayız. Neden masum olduğunu ya da olmadığını pek bilemeyiz. Para kazanmak, bir yerlere ait olmak ister Akın, gözünü kırpmadan bir adamın başına silahını dayar, kendisinden istenen her şeyi yapar. Sadece dik kafalıdır, ama gördüğümüzden başka biri midir gerçekten? Üstelik bir filmde bunu karaktere sadece söyletmek/düşündürtmek yeterli midir? Keşke yönetmen iç sese bu kadar güvenmeyip başka yollar da bulsaymış karakterini anlatabilmek için. Çünkü birdenbire akvaryum isteyecek kadar naif bir yanı olduğuna inanmadım ben Akın’ın. (Hem akvaryum, fazla açık bir metafor değil mi?)

Bütün film Akın’ın bulanık bakış açısına hapsolmuş durumda. Filmin de başarılı şekilde yapabildiği tek şey bu bulanık bakışı yansıtacak bir biçimi doğru şekilde kullanması. Akın’ın gerçeklik algısını yitirdiği bölümlerdeki kamera hareketleri ve planlar karakterin dünyasını göstermekte oldukça başarılı. Ancak yine Akın’ın bakışına tutsak olduğumuzdan yan karakterlerimiz biraz tek boyutlu kalmış oluyorlar. Nuran Usta bir “Yaşar Usta” karikatürüne dönüşüyor. Akın’ın arkadaşı İdris’in filmin sürprizini yapabilecek noktaya nasıl geldiğini bilmiyoruz. Fahrettin (Uğur Polat) ve Celayir (Erkan Can) karakterleri oyunculuklarından aldıkları güçle olsa gerek kısmen daha derinlikliler. İsmail Hacıoğlu’na ise diyecek bir şey bulamıyorum, Akın’ı anlayabildiği kadar canlandırmış. Yine de bütün olumsuzluklarına rağmen sürekli silahların patladığı gürültülü bir mafya filmi yerine, karakter odaklı bir “ilk” film olduğu için şans vermeli Çakal’a.

Bunları da Okuyabilirsiniz

  • 28 Aralık 2010 -- 2010 Tiyatro Oyunları
    2010 yılı,  kültür ve sanat dolu bir yıl olarak geçti. Özellikle İstanbul' da ikamet edenler için son derece verimli bir yıl oldu. Ben de bu şanslı kesimin içinde olanlardanım. İstanbul' un 2010 kültür başkenti olması ile birlikte sanat severlerin yüzü güldü. Daha önce seyretme şansı yakalayamadığım...
  • 21 Haziran 2011 -- Momentos
    Biz evi olanlar (elbette, ev sahibi olamayanlarımız da dahil), bir ev içinde büyüyerek topluma karışanlar, evsizlik kavramına dair ne bilebiliriz? Sizi bilemem, ben hiçbir şey bilmiyorum. Bundan 3 sene önce ilk gözağrımız Plansekans'a yazmıştım The Saint of Fort Washington'ı. Film bittiğinde bir...
  • 24 Mart 2011 -- Press
    Film, Türkiye’nin karanlık yıllarından doksanların başında Özgür Gündem gazetesinin Diyarbakır şubesinde yaşananları anlatıyor. Haber yapmanın, gazete dağıtmanın çok zor olduğu bu zamanlarda mücadele etmek de gereklidir. Film, öyküsünün merkezine bu koşullara rağmen gazeteci olmak isteyen Fırat’...

One Comment

  1. Ben Çakal’ı 2010′un en güzel sürprizi olarak hatırlayacağım. Hikayenin içinde olduğumu hissetmek hoşuma gidiyor. Kesinlikle güzel bir ilk filmi. Fahrettin abi de öyle diyor:))

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

* Copy this password:

* Type or paste password here:

178 Spam Comments Blocked so far by Spam Free Wordpress

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Spam protection by WP Captcha-Free