Bréviaire du Chaos

O, umutsuzluğun isimlerinden biri.  Doğarak öldüğümüzü, üstelik birbirimizi de öldürdüğümüzü söyleyen çatallı dil. Cioran’ı aşan bir karamsarlığın, Nietzsche’de bile görülmemiş bir doğrudanlığın yegane temsilcisi. Karamsarlığın, sınıflandırılamaz nefretin habercisi. O ne nihilist ne anarşist, yalnız ailesi üzülmesin diye intiharını geciktirecek kadar düşünceli ve matrak. 73’ün Eylül’ünde, babasının ölümünden birkaç dakika sonra, bu dünyada kalması için herhangi bir nedeni kalmadığına karar verip intihar edecek kadar ‘net’ ve aldırışsız. Albert Caraco, ülkemizde çok bilinen bir isim değil. Fetişleştirilmemiş bir ahir zaman yolcusu.  Noam Chomsky’e göre “ne yaptığının bilincinde, eğlenceli bir şarlatan” olan Jacques Lacan’ın da diline doladığı, dilimize Sosi Dolanoğlu tarafından çevrilmiş Maurice Blanchot eseri Thomas l’obscur (Karanlık Thomas)’dan bu yana okuduğum en hırpalayıcı kitap olan Kaos’un Kutsal Kitabı’nın yazarı Caraco. Öncesinde yazdığı, bize yine saygıdeğer Işık Ergüden aracılığı ile ulaşmış bir Post Mortem’i  var.  Belki de yaşadığımız yüzyılın bu ‘son peygamberi, bağırıyor, haykırıyor, dövüyor. Sait Faik’e inat, şunu diyor:

Dünyayı ahlaksızlık kurtaracak; dinlenme ve gevşeme, her türden fedakârlığın reddi ve militan erdemlerin terk edilmesi, saygın olarak nitelediğimiz her şeyin küçümsenmesi ve uçarılığa rıza göstermek kurtaracak, erkekliğin bizi götürdüğü ve asla geri dönülmeyecek kâbustan bizi dişilik kurtaracak, çünkü erkek ölümün eşidir ve ölüm erkeğin yoluna yordamına öncülük eder. Savaş erkeğin iklimidir, erkek savaşa hazırlanır, savaş onun varlık nedenidir ve tıpkı Tarih’ten önce, kadının hem efendi hem rahibe olduğu o zamanlarda olduğu gibi daimi barışa kavuşmuş olsaydık, dünyevi iktidar ile manevi iktidar erkeğin elinden düşmüş olurdu ve elli yüzyıl önce olduğu gibi hiçliğe gömülürdü, ölümün onu çekip çıkardığı hiçliğe gömülürdü: Ölüm, ahlak düzeni, savaş ve militan erdemlerin gerekliliği, yasal barbarlık aygıtı ve sistematik gayri insaniliğin inşası. Erkek, felaketi örgütleyerek kendi üstünlüğünü meşrulaştırmak zorunda, kendini ancak bu bedelle vazgeçilmez kılıyor, ama bu bedeli biz daha ne kadar ödeyebiliriz?

Okuyun dilerim.

Author: Fırat Aydın

Share This Post On

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir