Boogie Nights

Paul Thomas Anderson’ın ikinci uzun metraj filmi 1970’lerin ikinci yarısı ile 1980’lerin ilk yarısını kapsayan dönemde porno film sektöründe çalışan bir grup insanın maceralarını anlatıyor. 17 yaşındaki Eddie okulu bırakmış ve kilometrelerce ötedeki bir barda çalışmaktadır. Ailesi bu durumdan pek de memnun değildir. Ünlü porno film yönetmeni Jack Horner bir gün Eddie ile karşılaşır ve filmlerinde oynaması için ona teklifte bulunur. Eddie bu teklifi düşüneceğini söyleyerek evine gider. Eve geç geldiği için zaten araları limoni olan annesiyle tartışmaya başlayan Eddie, ailesinin gözünde bir hiç olduğunu anlayarak eşyalarını toplar ve evi terk eder. Jack’in yanına gider ve teklifi kabul ettiğini söyler. Ona doğuştan bahşedilen “özelliği” yüzünden porno film sektöründe kısa zamanda büyük başarılar elde eder. Ödüller alır. Sıkıcı geçen önceki yaşamına inat, keyif içinde kaymağını yiyerek yaşar. Kariyerinde hızla yükselmektedir. Ama her çıkışın bir de inişi illa ki olacaktır.

Mark Wahlberg, Burt Reynolds, Julianne Moore, John C. Reilly, Heather Graham, Don Cheadle, William H. Macy gibi yönetmenin bir çoğuyla önceden çalışmış olduğu ve sonradan da çalışacağı kalabalık bir oyuncu kadrosuna sahip olan film porno film sektöründe çalışan insanları anlatsa da içerisinde pek de müstehcen sahneler barındırmıyor. Erkekleri abazan, sapık olarak göstermediği gibi bayanları da kaltak veya fahişe olarak lanse etmiyor. Yaptıkları işin sebeplerinden çok sonuçlarına odaklanıyor. Çok sevdiği çocuğunun velayetini almak isteyen Amber sırf çalıştığı “sektör” yüzünden bu hakkı elde edemiyor ve rol arkadaşı diyebileceğimiz bir gence karşı anaç duygular besliyor. Bir diğer karakterimiz  Buck’ın ise yine çalıştığı sektör yüzünden kredi talebi reddediliyor. Ve bu paraya gerçekten ihtiyacı var.

Yönetmen P.T.A onları bizlere ahlaksız bireyler olarak tanıtmıyor. Onların insancıl yönlerine fazlasıyla ağırlık veriyor. Jack Horner çocuk pornosuna ilgi duyduğunu öğrendiği yapımcısıyla bağlarını koparıyor. Çünkü o sektörü ve çalışanlarını istismar aracı olarak görmüyor. O işini büyük ciddiyetle yapıyor. Yaptığı bir “deney” sırasında Kaykay Kız’a sert davranan çocuğa karşısındakinin duvardaki bir delik değil, bir kadın olduğunu söylüyor. Ona biraz saygılı davranması gerektiğini belirtiyor. Eddie ve Reed ise çekecekleri son filmin senaryosunu kadını aşağılayan bir alt yapısı olduğu gerekçesiyle değiştiriyorlar. “Erkeklik kadına sert davranmak değildir.”

İnsana değer veren, insana insan gibi davranılması gerektiğini belirtiyor film. P.T.A’nın özellikle Magnolia’da fazlasıyla yer verdiği/eleştirdiği ebeveynlerin çocuklarına karşı olan davranışları burada da eleştiriliyor. Annesi Eddie’ye hayatta hiçbir şey başaramayacağını ve bir aptal olduğunu söylüyor. Eddie’nin ise hayatta en iyi şekilde yapabileceği bir şey vardır. Evden kaçtıktan sonra başına gelen olaylarda bunu görüyoruz.

Paul Thomas Anderson, Magnolia’da kullanacağı çok karakterli yapının temellerini burada atıyor. Tek bir karaktere odaklanmayarak olayları bir çok kişinin gözünden anlatıyor. P.T.A’nın iyi bir kalemi var ve senaryolarına özgün bir hava katıyor… Özellikle uyuşturucu kullanılan sahnedeki ses efekti ve kurgunun hemen hemen aynısını Darren Aronofsky, Requiem for a Dream’de kullamıştır.

Filmin yaklaşık olarak 56. dakikasına denk gelen dans sahnesi insanı coşturuyor. Ve 150 dakikalık filmin finalinde Mark Wahlberg’in seyircilere “büyük” bir sürprizi var.

akincetin@tramvayduragi.com

Author: Akin Cetin

Share This Post On

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir