Bob Dylan’ın Son Fırtınası: Tempest

Müziğin yaşayan dehası Bob Dylan’ın otuz beşinci stüdyo albümü olan Tempest, 2012 sonbaharında raflardaki yerini aldı. Son albümünü 11 yıl önce yine bir Eylül günü piyasaya çıkaran Dylan’a, bu uzun suskunluk iyi gelmiş gibi görünüyor.

Tempest’te Dylan, hem Amerikan folk müziğine ve Blues’un kökenlerine sadık kalarak hem de kendi tarzından ödün vermeden yoluna devam ediyor. Her ne kadar albümün bir yerinde yolun sonuna geldiğini belli belirsiz söylese de…

Blues’un o inişli çıkışlı ritmine getirdiği söyleyiş yenilikleri, şarkıların temposu, basit, temiz ve güçlü bir sound, şarkı sözlerindeki şairanelik Dylan’ın neden bu kadar dillere destan albümler yaptığını çok iyi açıklıyor… Bu özelliklerin tamamı ve hatta daha fazlası Tempest’te mevcut. Tek eksikle, Dylan’ın bir zamanlar sahip olduğu tertemiz ve güçlü ses artık yok… Bazı otoriteler, Tempest’in Dylan’ın son on yılda yaptığı en iyi albüm olduğunu ileri sürüyor. Ben bunu daha da ileri götürerek, Dylan’ın gençlik yıllarındaki sesiyle Tempest’i birlikte düşündüğümde, albümü daha üst sıralara koymayı tercih ediyorum.

Albümün adı, soundu, şarkı sözleri ve hatta albüm kapağıyla ilgili yorum ve spekülasyonlar şimdiden başladı. Albüm için seçilen isim, Shakespeare’in son oyunu The Tempest’i anımsatsa da Dylan aradaki küçük farkı basit bir açıklamayla cevaplandırdı.

The Freewheelin’ Bob Dylan adlı ilk albümü 1963’te piyasaya çıktığında Bob Dylan henüz 22 yaşındaydı. Aradan tam yarım asır geçti ve o hala bütün ihtişamıyla karşımızda. Elbette sesi yoruldu, kırçıllaştı, çünkü o artık 71 yaşında bir müzik dehası… O eski güçlü ses yok ama bu, sürpriz bir durum olmamalı dinleyici açısından. Uzun ve müzikal açıdan dopdolu bir hayatın doğal akışında, kendi tarzını daha da ileri taşıyarak yaptığı bu albümle kalbimize güçlü şarkılar bırakmayı yine başardı Bob Dylan. Müzik kariyeri açısından sihirli bir şey bu. Bu yaşa gelmiş bir eski tüfeğin, böyle olağanüstü bir albüm yapması hayranlık uyandırıcı…

Bazı otoriteler “kan, gemi enkazı ve kötü anılarla” dolu Tempest‘in Dylan’ın en karanlık, en tuhaf albümlerinden birisi olduğunu söylüyorlar. İşin garip tarafı, Dylan bu albüm için dini muhtevalı sözler yazmayı düşündüğünü söylemişti bir açıklamasında. Tempest’in şarkı sözleri ise Dylan’ın öteden beri iyi bir anlatıcı olduğunu, hem de ele avuca sığmayan, şiddetli, karanlık, ateşli ve tutkulu bir anlatıcı olduğunu tekrar ortaya koyuyor.

Albümdeki şarkılara biraz daha yakından bakmayı deneyelim o zaman. Dylan’ın; The Beatles’a, Louis Armstrong’a ve Isley Brothers’a da selam gönderdiği Tempest, ‘Duquesne Whistle’ ile başlıyor ve bu şarkı, albümün tamamı hakkında belki de öncelikli olarak belirtmemiz gereken bir konuya daha en baştan işaret ediyor: Bu albümün müzikal altyapısı hayranlık verici. Enstrümantal uyum, basitlik ve sadelik, sakin tempo ve denge. Notalar aceleci değil, tıpkı anlamlı ve üretken yaşanmış bir hayatın sonunda belli bir kıvama, olgunluğa ulaşılması gibi Dylan’ın son albümü de sabırlı, dingin, basit ve yerli yerinde. Dylan, “son bir final koşusu”na benzettiği Tempest‘te, önceki albümlerinde olduğu gibi güçlü ve etkileyici bir sound yakalamayı başarmış. Çünkü açılış parçası ‘Duquesne Whistle’ albümden fazlasıyla memnun kalacağımızı vaat eder gibi…

“You say I’m a gambler, you say I’m a pimp/ But I ain’t neither one/ Listen to that Duquesne whistle blowing/ Sounding like it’s on a final run.”
“Bir kumarbaz ya da bir pezevenk olduğumu söylüyorsun. / Fakat ikisi de değilim. / Şu çaldığım Duquesne düdüğünü dinle. / Son bir final koşusu gibi çalıyor.”
Ardından gelen ve yine olgun bir tempoda devam eden “Soon After Midnight” bizi dar bir yola, ‘Narrow Way’e, yani bana kalırsa albümdeki en sağlam rock şarkısına götürüyor. İsmini ilk duyduğumda Pink Floyd’un ‘The Narrow Way’ şarkısı aklıma geldi ancak burada da yine küçük bir fark var. Diğer yandan parça, İncil’deki “dar kapı” metaforunu da göndermeler yapıyor gibi. Tanrı’dan, meleklerden ve vahiy kitabından söz eden Dylan ölümden, kandan, fahişelerden ve aşk cinayetlerinden de geri durmuyor. ‘The Narrow Way’de Dylan, şehrin kalbinde kanayan bir yara olduğunu, bu şehirden neden ve nasıl kaçmak istediğini anlatıyor ve yolun da uzun ve dar olduğunu hatırlatmayı ihmal etmiyor. Şarkı çok çarpıcı sosyal ve siyasal eleştiriler içeriyor.
We looted and we plundered on distant shores / Why is my share not equal to yours? / Your father left you, your mother too / Even death has washed its hands of you / It’s a long road—it’s a long and narrow way.
Biz yağmalandık ve uzak kıyılarda talan edildik / Neden benim payım sizlerinkine eşit değil? Baban seni terk etti, annen de öyle / Ölüm bile ellerini yıkamıştı senden sebep / Uzun bir yol-uzun ve dar bir yol.
Yine şarkının devamında şunları söylüyor Dylan:
This is hard country to stay alive in / Blades are everywhere, and they’re breaking my skin / I’m armed to the hilt, and I’m struggling hard / You won’t get out of here unscarred / It’s a long road—it’s a long and narrow way
Hayatta kalmak için zor bir ülke bu / Heryerde bıçaklar var ve tenimi parçalıyorlar / Sapına kadar silahlıyım ve çok mücadele ediyorum / Yara izlerin olmadan buradan ayrılamazsın / Uzun bir yol-uzun ve dar bir yol.
Tempest‘in müzikal açıdan en iyi, en güçlü şarkısı bence ‘Long And Wasted Years’. Yürümemiş bir ilişkinin ardından söylenen nedamet yüklü sözler… Af diliyor sevgilisinden Dylan bu şarkıda. Birbirinden ayrı, boşa harcanmış bir ömür ve uzun yıllar geçtikten sonra giden günlere yananları fazlasıyla hüzünlendirme potansiyeline sahip bir şarkı ‘Long And Wasted Years’.
We cried on a cold and frosty morn, / We cried because our souls were torn / So much for tears so much for these long and wasted years.
Soğuk ve ayaz bir sabaha ağladık / Ağladık çünkü ruhlarımız ayrıydı / Bu uzun ve boşa harcanmış yıllar için bu kadar çok gözyaşı.
‘Pay In Blood’ ise “insanoğlunun kazandığını sandığı kusurlu zaferler” hakkında oldukça sıkı eleştiriler içeren sağlam bir şarkı. Dylan sosyal olaylara, dökülen kanlara ve insanın işlediği günahlara asla bigâne kalmayan bir ozandır ve ‘Pay in Bloood’, Dylan geleneğini özümseyenler için beklenen bir şarkıdır. Şarkı, kirli politikalar uğruna ölenler için sert bir hiciv aslında ve Dylan burada hesap sormayı da ihmal etmiyor:
You bastard! I’m suppose to respect you? / I’ll give you justice, I’ll fatten your purse / Show me your moral virtues first / Hear me holler and hear me moan / I pay in blood but not my own.
Seni piç! Ne diye sana saygı duymam gerekiyor ki? / Sana adalet verecek ve cüzdanını şişireceğim / Sen önce bana ahlaki erdemlerini göster / Sana sesleniyorum işit, duy feryadımı / Kanla ödeyeceğim fakat kendi kanımla değil.
Şarkının sonlarına doğru ise sert ifadelerin devam ettiğini görüyoruz:
Our nation must be saved and freed / You’ve been accused of murder, how do you plead?
Halkımız kurtarılmalı ve serbest bırakılmalıdır / Cinayetle suçlanıyorsun, nasıl savunacaksın kendini?
Ardından gelen hüzünlü ‘Scarlet Town’ ve güçlü ‘Early Roman Kings’ adlı parçalar da albümdeki güçlü anlatımın düşmesine asla izin vermeyen şarkılar. ‘Early Roman Kings’e ayrı bir paragraf açmak gerekiyor. Klasik bir blues şarkısı olan ‘Early Roman Kings’ çağımızda dünyaya egemen olmuş iktidar odaklarını Romalılar’a gönderme yaparak çok iyi anlatıyor:
Like the Early Roman Kings / They’re peddlers and  they’re meddlers / They buy and they sell / They destroyed your city / They’ll destroy you as well / They’re lecherous and  treacherous
Erken Roma kralları gibi / Onlar bezirgândırlar ve her işe burunlarını sokarlar / Alırlar ve satarlar / Yaşadığın şehri yok ederler / Seni de yok ederler / Onlar şehvet düşkünü ve kalleştirler.
Bir aşk üçgenini, daha doğrusu sonu mezarda biten kanlı bir hikâyeyi anlatan ‘Tin Angel’ ise bence müzikal açıdan albümdeki tek sıkıcı şarkı. Albüme adını veren ve Titanic’in deniz kazasındaki batışını hikaye eden ‘Tempest’ ise on dört dakikayla albümdeki en uzun şarkı. Albümün kapanış parçası ‘Roll on, John’ ise John Lennon’a adanmış bir şarkı ve ömrün sonunda edilen bir dua gibi.Geçtiğimiz günlerde Rolling Stone’a, bu son albümü için dini içerikli şarkılar yazmaya niyetlendiğini ama amaçladığı şeyin dışında bir albüm ortaya çıktığını söylemişti. Aradan geçen yılların Dylan’ın daha sembolik ve gizemli kıldığı doğrudur. Evlilikleri ve boşanması, annesinin ölümü, hayal kırıklıkları, hayatındaki diğer sırlar, politikaya ve dine dair düşünceleri… Hepimiz biliyoruz ki, bir sanatçıyı anlamanın ve iletmek istediği duyguların anahtarları ortaya koyduğu eserlerdedir. Time Out of Mind (1997) Love and Theft (2001) ve şimdi de Tempest (2012). Hayatındaki kaos ve ruhundaki fırtına henüz dinmedi Dylan’ın. Çünkü ruhunda karmaşa, çektiği acılar ve derin pişmanlıkları var onun da.
Share This Post On

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir