Bob Dylan – Tempest

COLUMBIA RECORDS BOB DYLAN ALBUM

Jack White bir beyanatında “Dylan’a o denli hayranım ki, kendisiyle ne tanıştım ne de biyografisini okudum” der. Belki bu bile Bob Dylan’ ın aslında diğer müzisyenlerden hangi noktada ayrıldığına önemli bir referans.

Tempest, çıkalı yaklaşık bir yıl oldu. Haliyle bu sene Dylan dergileri, interneti falan epey bir doldurdu. Şarkılarındaki referansların takibinde olan kitleler/eleştirmenler/bloggerlar albümün içeriği, sözlerin nerelerden “arak” olduğu hakkında sayısız “komplo teorisi” üretirken, Dylan yine müziğinin ne kadar kişisel olduğunu vurgulayarak hayatına devam etti.

Albümün ilk single’ı Dunqueste Whistle’ın klibinde, oğlanın teki hoşlandığı kıza ulaşmak için sayısız numara yapar. Video bugün gibidir, çocuk deyim yerindeyse erken dönem Hollywood romantik komedilerinin tüm ritüellerini yapar ama bu eylemler hayatına olumsuz geri döner. Dayak yer, hapse düşer vs. vs… En sonunda da Dylan adeta bilgeliğini üzerine kondurur “zaman değişiyor, hepimizin hayatı o kadar karmaşık ve dikkati başka tarafa kaydırmak çok keyifli” *dercesine protagonistin üzerinden geçer ve hayatına devam eder. Şarkı tam da klipteki kızı andırsa bile.

Tam bu noktada, hayatım boyunca Dylan ile olan ilişkim gözümün önüne geliyor. Dylan’ın şarkılarının ne denli Dylan çerçeveli olduğunu anlamam çok kolay olmadı. İngilizcem gelişti, hakkında daha çok okumak zorunda kaldım. Şarkıları anlamaya çalışmak ile bana hissettirdikleri arasında hep bir farklılık vardı. Ki aslında içine alan “auroboros”u da budur bence Dylan’ın, yemeği yapmayı ister bi hale sokuyordu. Fakat belki de tek yapmamız gereken onun yemeğini yemek. Hesabı ödeyip, ikram çayı beklemek.

Keza Dylan hiçbir zaman Lennon’ın büyük şarkıları gibi komünal şarkılar da yazmadı. Hatta en iddialı yorum şu olabilir, hiçbir zaman Woodstock’ın, saykodelik resimlerin fonunu süsleyen globalliği de umursamadı. Amerikalı ozan olmak, bunun bir parçası olarak Beyaz Saray’dan övgüler, madalyalar almak onu hiçbir zaman bozmadı. Bir yandan Woody Gutrie’yi taklit eden bir yanı vardı çünkü. Önce; odasından, dünyasından, zihninden ve genellikle kalbinden taşan şarkılarında kendi deneyimleri söz konusu olurken dinleyicisini o zamanda getirip götüren en klas sanat eserleri arasında yerini bulmaktaydı. Altmışlardaki şarkıları, Knopfler ile kolabratif çalıştığı günler, doksanların sonundan bu güne geldiği noktada değişenler ile birlikte ise sanki bize vermeye çalıştığı mesaj “müzik sanatçı için çoğunlukla zaman gibi kendini yenileyen retoriklerden oluşur” idi. Ne kadar eklektik olsa da böyle galiba çünkü söylediği çok net bir şey; “İnsanlar emekli olmaz, daha ziyade yavaş yavaş yok olurlar. Barutları tükenir, başkaları tarafından umursanmaz olurlar”

(*nedense bir hamburgerciye gittiğimdeki hissettiğim şey gibi bu. X mi? Y mi? Büyük patates mi? Yoksa buzsuz kola mı? Adeta things have a changed klibinin sonunu öğütlüyor bi yandan da, “önemsemeden devam et”)

Author: Onur Yener

Share This Post On

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir