Bizim Büyük Çaresizliğimiz

Tramvay Durağı’nı takip edenler Barış Bıçakçı kitaplarının bizim başucu kitaplarımız olduğunu çoktan öğrenmiştir. Bizim Büyük Çaresizliğimiz ise bunların içinde en özelidir. Bunu burada birçok kez ifade ettik, ama her fırsatta hep aynı coşkuyla tekrar tekrar da söyleriz.

Bizim Büyük Çaresizliğimiz filmini izlemek için gün sayıyordum, çünkü okuduğumdan beri aklımda bir film vardı kitaba dair. Kitabı birçok defa okuduğum için de aklımdaki filmi tekrar tekrar çekip izlemiş sayılırdım. Bu nedenle Seyfi Teoman’ın filmini merak ediyor, ama benim filmime yakın olmazsa diye de korkuyordum. Senaryodaki Barış Bıçakçı imzası rahatlatıcıydı, ancak Berlin’den gelen -filmi anlamayan bir yerden yapılan- yorumlar kafa karıştırıcıydı. Nihayet uzun bir süre bekledikten sonra filmi festival sayesinde gösterim tarihinden bir gün önce izleme şansını yakalayabildim. Filmden önce son dakika bileti bulabilmek için Atlas Pasajı’ndan dışarı taşan kalabalık, filmi merak eden pek çok insanı birarada görmek açısından sevindiriciydi.

Öncelikle ben Seyfi Teoman’ın filmini beğendim. Olabildiğince önyargısız, kitabı bir yana bırakıp izlemeye çalışsam da bunu çok başarabildiğimi söyleyemem, “ama Ender burda böyle demiyordu ki” dediğim de oldu, karakterlerin sessizliklerini kitaptan cümlelerle tamamladığım da. Bir şeyi daha anladım ki ben kendi filmimi düşünürken sinemanın bu kadar sözü kaldıramayacağı gerçeğini bir yana bırakıp hep Barış Bıçakçı’nın cümlelerini, sözcüklerini düşünmüşüm. Sanırım hiçbir şeyi dışarıda bırakamazdım. Ama işte bu bir film ve kitaptan pek çok şey de bu filmde yok, Ender ve Çetin’in çocukluk dönemleri yok, Eşref-i Mahlukat’ın muhteşem kahramanı Eşref Bey yok, elbette “psikoloji dönem ödevi”ni filme dönüştürmenin yolu yok, çetinikisalakenderdört demenin de… Bütün bu yokluklara rağmen önemli bir şey var filmde;  kitabın ruhu  korunmuş, Ender ve Çetin’in aralarındaki özel bağ iyi anlatılmış. Açıkçası Fatih Al’ı Çetin rolünde başarılı bulurken filmden önce düşündüğümün aksine İlker Aksum beni Ender olarak pek ikna edemedi, fazla kırılgan oynadığını, aslında Ender’i fazla oynadığını düşündüm. Filmin başında “acaba iki arkadaş arasındaki o muhteşem uyumu ıskalayacaklar mı bu yüzden mi anlamadı insanlar bu ilişkiyi” diye endişelendim, bir soğukluk var gibi de geldi başlarda, ama ne zaman bakışlarla anlaşmaya başladı Ender ve Çetin içim rahatladı.

Bu bir uyarlama belki, ama sonuçta bir film. Üstelik kitaptan çıkarılan ve filme eklenen her şeyde kitabın yazarının imzası, onayı var. Filmden sonra Seyfi Teoman’ın da kitap ve film arasındaki farklara dair soru soran izleyicilere verdiği cevap hep, “kitabın yazarının filme katkıları, eklenen sahneleri de Barış Bıçakçı’nın yazdığı” oldu. Seyfi Teoman’ın sinema dilindeki, üslubundaki değişiklikler de böylesi bir öyküye uymuş ve iyi bir film çekmiş Teoman. Bende bir kahve yapıp güneşli bir günde pencere kenarına oturup kitabı tekrar okuma isteği uyandırdı, hep bu kitabı okurken yaptığım gibi de bitirmeden kalkmadan (Ender kızabilirdi belki böyle yutarcasına okumaya). Nihal’in başucunda duran Tante Rosa da “hayatının bir evresinde, saç okşamanın karmaşık bir eylem olduğunu düşünmüş müydü” diye düşünerek de koltuğumdan kalkardım. Peki bu bir film yazısı mı oldu şimdi?

 

Author: Nezaket Kartal

Share This Post On

3 Comments

  1. Beklediğimden iyi bir film olduğunu söyleyebilirim. İlker Aksum’un Ender’i konusunda sana hak veriyorum ama bir yandan da Çetin’in Ender’e söylediği “en duygusal, en kırılgan sensin havalarınla insanları baskı altına alıyorsun” sözleri bu vurgulanmış kırılganlığın kaynağı olabilir diye düşünüyorum. Çetin’in Ender’e müzik dinlettiği sahne ile ben bu ikiliyi de filmi de kabul ettim, korktuğum gibi olmadı, belki de Barış Bıçakçı sayesinde kitabı kırmayan bir uyarlama olmayı başarmış.

  2. Bu uyarlamayı Barış bile yapsa hep birşeyler eksik kalacakti, evet kaldı. Ama filmi sevdim. Bu filmin yönetmenliğini Seyfi Teoman’ın yapıyor olmasının ne kadar doğru olduğu söyleşisindeki tavrında görünüyordu. Belki Ender’i o oynasa daha bile iyi olabilirdi. Şimdi yapılacak olan kitabı yine yeniden okumak.

  3. filmi bu gece ızledim, ama cıktığımda evet bu filmi başka bir yönetmen çekse acaba nasıl olurdu diye düşünmeden edemedim.

    hep aklımın bir ucunda kitap, yok ama burası eksik kalmış dedim aynı nezo gibi… hem de sonuna kadaR.

    hele o şiiri okumasını istediğim an dayanamadım içimdeki sayfa sayfa kitabın hayranlığına.

    ama heyecanım dindi, sakin bir film izledim. canım ender ve çetin çekti, böyle bir erkeklik kurgusunu sinemamızda görmek bile yetti..

    bu arada http://www.arkapencere.com‘daki filmle ilgili yazıyı okumalı

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir