Biriken Album İncelemeleri #1

  • Keane‘in fevkalade iğrenç albumu “perfect symmetry“,
  • Steelheart‘ın sadece sesten ibaret olmadığının kanıtı “good 2b alive“,
  • The Last Shadow Puppets‘ın “She Wants Revenge”‘den bu yana beni en çok etkileyen debut album olan “The Age Of The Understatement” ‘i,
  • Jay Jay Johanson‘un yine huzunlere boğduğuself portrait” ‘i ,
  • The Verve‘in 11 yıllık arasını sonlandıran “forth” ‘u

Bu hafta album sepetinde biriken albumler..

Şimdi kah huzunlu, kah komik, kah hakaret dolu yazıya başlayalım.  Konumuz hiç olmamasını dilediğim Keane. Piyano rock gibi luleden bir muzik turu yaptığını iddia eden grupla tanışmam iyi ki bu kadar geç surmuş. Zaman zaman Fırat Aydın’ın yolladığı tek şarkıları iyi ki iptal edip kendisini “dinleme şu salak muziği” diye terslemişim. Bİr album baştan sona bu kadar kolpa olabilir. Ben bu album hakkında yorum yapmak istemiyorum daha fazla. İbrahim Erkal’ın guzel bir sozu var “Bir kaset bir sigara parası, bir cd iki sigara parası” diye. Bence sigara içmiyorsanız bile içen bir arkadaşınıza bir kaç paket sigara hediye ederek sevaba girin en azından. Bu rezalet ötesi album yerine size 1989 yılında piyasaya çıkan ve progressive metal’in en onemli yapıtlarından biri olan Fates Warning albumu “Perfect Symmetry” ‘i öneriyorum en azından asabınız bozulmaz.

Steelheart seksenli yılların onemli hair metal gruplarından biriydi. Mike Matijevic gibi buyuleyeci bir sesin yanında Chris Risola gibi de önemli bir gitar virtuozu eklenince, Bruce Dickinson’un produktorugun yaptığı ilk albumleri ile muthiş yankı uyandırıp listelerde birinci sıraya kadar yukseldiler. “She’s gone” listelerde 13 hafta birinci sırada kaldı. Bİr arkadaşın çok doğru bir önermesi vardır: “eğer bir grup kendini kızlara dinletiyorsa o grubun sırtı yere gelmez”. Malesef Steelheart ilk albumden sonra bir daha kızlar tarafından eskisi kadar çok dinlenmedi. Fakat yine de konserler ve fan kitlesiyle ayakta kalmayı başarmıştı. Vokalist Matijevic’in olumcul bir kazadan sağ kurtulmasına kadar ağır aksak da olsa ilerleyen grup artık son noktayı koymuştu. Matijevic Rockstar filminin soundtrackinde muzik kariyerine geri dönuş yaptıktan sonra bir kaç session muzisyeni ve produktor Kit woolven ile studyoya girdi. Benim için iki sene once muthiş bir haberdi. Ta ki albumden ilk ornekleri dinleyene kadar. Grubun modern sounduna diyecek hiçbir şeyim yok ama o guzeller guzeli sese uygulanan efektler şarkıları bir daha dinlememe nedenimdir. Albumden aklımda kalan ve arada sırada dinlediğim tek şarkı olan “Shine a Light For Me” single olarak iyi iş yapabilir. Ayrıca bir albumde en çok sinir olduğum şey şarkıların fade out ile bitmesidir ki bu albumde istisnasız her şarkı fade out ile bitmekte. Neyse yine de albumu zaman zaman Matijevic’in sesinden guzel şeyler barındırdığı için turun meraklılarına ve Steelheart severlere tavsiye ediyorum.

Bu haftanın benim için en guzel hadisesi The Last Shadow Puppets‘ın çıkış albumu  “The Age Of The Understatement” ile tanışmam oldu. Daha önce fırsat bulamadığım için çok fazla dinlemediğim bir grup olan Arctic Monkeys’in vokalisti Alex Turner ile adını ilk defa bu grubu araştırırken duyduğum The Rascals’ın vokalisti Miles Kane tarafından kurulan grup albumu playliste atmamla birlikte bir zaman tunelinin içine beni suruklemiş oldu. Hani insan denen varlık bakir olan her şeyi sever ya, ben de bunların albumune bakir rock etiketini yapıştırıverdim her ne kadar etiketlemekten ve etiketlenmekten hoşlanmasam da. Çiğ gitar soundu ve resmen 30 – 40 yıl öncesinden gelen melodileri ile yolculuk git gide buyuleyici olmaya başladı. Baktım son şarkılara doğru ne bir baygınlık var ne yeter artık bitsin duygusu. Genelde bir albumu değerlendirirken bir kez de taşınabilir cihazda denerim son notumu ona göre veririm ama bu album o kadar etkileyici ve surukleyici ki bu sefer ona da ihtiyaç duymadım. Bu muthiş albumu ısrarla dinleyiniz.

Jay-Jay Johanson.. Bana her dinleyişimde Taksim’de yağmur altında Bakırköy dolmuşu bekleyişlerimi hatırlatan adam. Geçen sene bu adama olan hayranlık seviyem doruk noktaya ulaşmıştı, şans o ya en çok dinlediğim dönemler de hep yaptığı muzikle ilişkili dönemlerdi. Kasvetli, huzunlu.. Geçen sene çıkardığı başyapıttan sonra geç durmadan “self-portrait” yayınlayan Jay-Jay yine kelimenin tam anlamıyla bam telimize basıyor. Adından da anlaşılacağı uzere kişisel mevzulara değinmiş sıkça. Albume kısaca melankoli ve söz yazımının muhteşem uyumu diyebilirim. Çunku bu kusursuzluğu kelimelerle tarif etmemin imkanı yok!

The Verve‘de öyle çok içli dışlı olduğum gruplardan biri değildir. Her ne kadar brit-pop arenasındaki yerleri buyuk de olsa bir turlu zaman ayırıp kendilerini adam akıllı dinleyememişimdir. Hep böluk porçuk, hep parça parça dinlediğim grubun baştan sona dinlediğim ilk albumu de “forth” oldu. Bu album hakkında en çok söylenen şey “nerde eski albumler tarzında olmuş. Benim söyleyeceğim şey ise gayet tutarlı bir pop-rock albumu oldugudur. Tabi içindeki butun şarkılar efsane değil ama Love is Noise, Rather Be, Numbness, Noise Epic ve albumun çıkış şarkısı Sit and Wonder gerçekten kalburustu şarkılar. Zaman zaman bazı şarkılarda bayıklık gözlemleniyor. Gerçi albumu bir kaç dinlemeden sonra o bayıklıklar da o kadar hoş geliyorki.. Son sozum, içine girilmesi biraz zor bir pop rock albumu oldugu yonunde.. Bazı şarkılar ise gerçekten adamı ilk dinleyişte kendine çekiyor. Dinlenmeli&Dinlettirilmeli..

Bir dahaki sefere bu bolumde: The Dears, Guns n Roses, Marillion, Lunatic Soul, David Gilmour, Dido ve Erdem Yener.. Hepsinin son albumu, ama bazının studyo bazının konser. Album isimlerini de siz bulun. Ödeviniz olsun.

Sağlıcakla.

Author: Anıl Okay

Share This Post On

3 Comments

  1. benim anlamadığım mevzuu keane in albümü için sadece “almayın, paranızı çar çur etmeyin” havasında giden bir kaç kelam etmişsiniz, yani soundu ya da albümün havasını etüd etmiş hiç bir şey göremedim yazıda affınıza sığınarak bu konudaki sıkıntımı belirtmeliyim, teşekkürler.

  2. Merhaba,

    Yorumunuz için teşekkur ederim. lakin incelemerimde -ki bunların genelde inceleme olduğunu duşunmuyorum- genelde soundun nasıl olduğundan çok albumlerin bana neler hissettiklerini anlatmaya çalışıyorum. Profesyonel bir album incelemesi olsaydı dediğinize kesinlikle ben de katılırdım.

    İyi gunler

  3. Keane’in son albümü cidden çok kötü ama yine de gruba çok haksızlık edilmiş.Özellikle ilk albümleri bir şaheserdir.Böyle düşünmene üzüldüm.

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir