Biraz Kuşlar, Azıcık Gökhan Yılmaz!

Yeni kuşak öykücülüğün yeni isimlerinden Gökhan Yılmaz, geçtiğimiz günlerde YKY’ den çıkan ilk kitabı “Biraz Kuşlar, Azıcık Allah” ile raflarda yerini aldı. Bu şık girişiyle dikkat çeken öykücüyle az biraz röportaj sayılabilecek bir şeyler yaptık. Sorduk,  kendine has üslubuyla cevapladı.

Selam, ilk öykü kitabın “Birazcık Kuşlar, Azıcık Allah”  dışında neler yapıyorsun?

*İlk öykü kitabım “Biraz Kuşlar, Azıcık Allah”ın ismi nedense hep yanlış söyleniyor. -cık’lar falan türüyor olmadık yerlerde. Onları düzeltiyorum. Evimdeyim. Neler olup bittiğini takip ediyorum, daha çok kitapla ilgili. Yeni neler var, neler okunabilir? Benimkiler yeniyse bunlar ne, bunlar yeniyse benimkiler ne? diye sağı solu kurcalıyorum.

Kitabı okurken, bazı bilinçli yanlışları gördüğümde ve dili kullanışındaki eğip bükebilme, ona yeniden şekil verebilme rahatlığını hissettikçe 2012′ nin (yani bugünün) okuyucusuyla daha kolay iletişim kurabileceğini düşündüm. Günün kurmacasında yeni şekil arayışlarına girmek ne kadar olumlu oluyor?

*Rahatlık güzel şey. Ama yazarken zor. Yazarken rahat olan var mı, bilmiyorum. Yazıp bittikten sonraki rahatlık müthiş bir şey, onu biliyorum. Günün kurmacasını yaptığım gibi bir iddiada değilim, yeni şekil arayışlarına girdiğim falan da yok. Ben öyküyü böyle duyuyorum, duyduğumu yazıyorum. Kafam biraz karışık galiba, öyle der herkes. Karışık derken, yazınsal/düşünsel anlamda. Böyle olmayı seviyorum ama. Öyküler de o yüzden sıradışı oluyor galiba. Bu noktada bir ortaklık yakalayabiliyorsak ne güzel. ‘Sence olumlu olmuş mu’ demek istiyorum yani?

Kitapta sanki ezoterik bir öğreti var “okumadan yazılmaz”  gibi. Fakat bir yandan da, bunu iğneleyen elementler, nükteler de mevcut. “şunu okumadan sakın kurgu murgu burgu yapayım deme” gibi.

*Ben aslında, “okumadan yazılmaz” klişesiyle biraz oynuyorum. Bunu söylemedeki amaç ne yani? Su içmeden de yazılmaz. Yemek yemeden de yazılmaz. Geçenlerde de söylemiştim, yazmak için önce hayatta kalmak, hayatta olmak lazım. Sence de öyle, değil mi?

Kitabının bir güzel yanı da, enformasyondan kaçınmıyor. Bir çok öyküde başka başka yazarların ismini, sesini, rengini ödünç almışsın gibi. Böyle yazmanın zor yanları da olmalı..

*Her öykü başka bir kamera, başka bir dil, başka bir kafa gerektiriyor. Her öykünün matematiği başka. Ben de nabza göre şerbet vermeye çalışıyorum. Sabit bir reçetesi yok ki öykünün. Sen ne yazarsan, yazabilirsen odur öykünün kalıbı. Zorluğa gelince…

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Edebiyat Fakültesi mezunusun, bölümünü, okulunu seçmek ile öykücülüğü seçmek arasında nasıl bir bağ vardı?

*Hiçbir bağ yoktu. Bağ sonradan oluştu. Okulu ben seçtim, öyküyü eller aldı.

Bu sıralar neler okuyorsun?

*Süpermarket bültenleri, teleteks sayfaları, klima broşürleri, prospektüs, bir de birkaç kitap işte…

Author: Onur Yener

Share This Post On

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir