Bir Bilim Adamının Romanı: Mustafa İnan

Türk Edebiyatı için günümüzde bile hala “çok yeni” diyebileceğimiz Biyografik Roman türünün dilimizdeki ilk örneklerinden. İstanbul Teknik Üniversitesi hocalarından Mustafa İnan’ın yaşam öyküsünü anlatan bu kitap, Tübitak’ın katkıları ve hocanın eşi Jale İnan’ın da isteğiyle Oğuz Atay tarafından yazılmıştır. Yenilikçi ve olumlu bir deneme olmasına rağmen, bir hayata bağlı kalmak ve o hayatın en yakınlarında bulunanların gözlerinden kaçamamak sanırım Atay’ı oldukça zorlamış. Arada sırada Atay izleri taşısa da genel olarak “Oğuz Atay Edebiyatı” içerisine dâhil etmekte zorlanacağım, ancak bambaşka bakıldığında son derece başarılı bir kitap olmuş Bir Bilim Adamının Romanı.

Romanın “Bilim Adamı” Mustafa İnan birçok ilke imza atmış bir eğitim insanı. Hayatta karşısına çıkan onlarca fırsatı  sadece eğitim aşkına reddeden, iktidar ve koltuk sevdası olmayan, tüm gayesi öğretmek ve bilgisini paylaşmak olan güzel bir insan. Akademik dünyada yarattığı ekolün az sayıdaki temsilcileri günümüzde hala onun yolunda ilerlerken maalesef savaştığı ve karşısında dikildiği anlayış da yerli yerinde duruyor. Hala öğrencisini geliştirmekten korkan, kendisine yapılanları öğrencileri üzerinde görmek isteyen ve bir kısır döngüde sürüklenen hocalar var, öğretmek onların ikinci mesleği ve maalesef hala onlara kızamıyoruz, çünkü devlet de yerinde sayıyor ve kahraman doğmayan tüm öğretim görevlileri ek mesleklerinden para kazanıyorlar.

Şivesinden başlayarak her türlü insani değerini savunan, buna rağmen değişmekten korkmadan başarıyla gelişen ve geliştiren bir insan Mustafa İnan, size onu ve onun eğitim anlayışını daha fazla anlatmayacağım, zira Oğuz Atay benim anlatabileceğimden çok daha güzel anlatmayı başarmış.

Hayattayken hakettiği değeri vermediğimiz insanlara genelde vefat ettikten sonra -belki de artık bizi geçemeyeceklerinden- çok daha fazla değer veririz. Belki gidenlerden bunu hakedenler vardır, ancak efsanelerimizin sayısı arttıkça takip edilecek yollar da artmaktadır ve gençlik bu yollarda kaybolup daha kolay yollara sapmaktadır. Benim anladığım kadarıyla Oğuz Atay da bu efsaneleştirmeye karşı, o da benim gibi Mustafa İnan gibilerin efsaneden daha çok “bir gerçek” olarak anılmayı hakettiklerini düşünüyor. Gerçek yaşamlar efsanelerin karşısında dik durdukça onların izinden gidenler de kendi gerçekliklerini bulacaklardır, yoksa masal karakteri olmak için sadece biraz hayal gücüne ihtiyacımız var.

Kitabın hazırlanma aşamasında neler oldu bilmiyorum, bazı kesimler Jale İnan’ın sansürlerle Oğuz Atay’ı rahat bırakmadığını söylese de Mustafa İnan’ın eşine bu davranışı yakıştıramıyorum, o yüzden işin aslı başkadır diyerek bu konuyu “öğrenene kadar” geçiyorum. Bir Bilim Adamının Romanı bana Mustafa İnan’ı tanıttı, bana Mustafa Hoca gibi insanların daha fazla saygıyı hakettiklerini öğretti, hayatta paradan daha önemli şeyler olduğunu biliyordum ama onun da üzerinden sağlam bir şekilde geçti. Beni bir kitap ve bir hayat okuduğum için mutlu etmeyi başardı, bir alıntıyla yazımı sonlandırayım, aynı kaygıları ben de yazımı okuyan okurlara karşı taşıyorum, Oğuz Atay da herkesi tatmin etmenin zorluğundan şöyle bahsediyor;

“Peki asıl Mustafa’yı kim tanıyacak?” Profesör, “Galiba onu bulup çıkartmak da bizim işimiz,” diye mırıldandı, “kimse bu işin üstüne bizim kadar düşmediğine göre, kimse bunu bizim gibi dert edinmediğine göre, bunu kendimizden bekleyeceğiz. Bunda ne derece başarılı oluruz bilmiyorum, ama hiç olmazsa böyle bir meseleyi dert edinenler olduğunu gösterebiliriz insanlara. Onları, yani Mustafa’yı tanıdıklarını sananları memnun edemeyeceğiz gibi geliyor bana; fakat kendimizi memnun edebilirsek gene de biraz yol almış sayılırız.”

Author: Burak Kartal

Share This Post On

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir