Başkasının Ölümü – Tek Perdelik Dram

Başkasının Ölümü – Tek Perdelik Dram
Birlik Sahnesi

Yazan : Mohksen Mahmelbaf
Yöneten : Ulvi Alacakaptan
Oynayanlar : Ulvi Alacakaptan, Akın Güneş, İhsan Ustaoğlu, Davut Akgül, Nedim Çağlar, Oğuz Alper, Adnan Menderes Çelik

Ulvi Alacakaptan’ ın başkanlığını yaptığı ve 25 yılını doldurmaya merdiven dayayan Birlik Sahnesi’ nden 4. versiyonu sahnelenen ve oldukça uzun yıllardır sahnelerde sanat severlerle birlikte olan bir oyun başkasının ölümü. Ulvi Alacakaptan’ ın sanat geçmişini kısa başlıklar halinde size aktarmaya çalışsam sanırım okur okur bitiremezsiniz. Tiyatro, sinema, televizyon, edebiyat ve dahası. Tam bir sanat insanı.

Başkomutan olmayı hedefleyen bir komutanın (Ulvi Alacakaptan), yüksek teknoloji ile donatılmış bir karargahtan büyük bir imha saldırısını yönetmesini ve saldırı anına yaklaşıldıkça yaşanılan olayları anlatan bir oyun.

Oyunun konusunu uzun uzadıya anlatmıyorum. Seyredecekler için süpriz olması gereken olaylar var. Öncelikle belirtmeliyim ki oyunda konunun dışında elle tutulur hiç bir güzellik yok. Dekor berbat. Modernize edebilmek için son derece kötü bir dekor hazırlanmış. Keşke teknolojiden anlayan birilerinden yardım alınarak doğru düzgün bir karargah üssü hazırlansaydı. 3 ayrı masa ve oyuncuların açmak için çırpındığı bilgisayarlar. Oyunun başında oyunculardan biri uzun süre bilgisayarı açamadı. Windows parola ekranında çırpındı durdu. Büyük bir komutan (Ulvi Alacakaptan) fakat top sakallı. Rolü için sakalını kesmeye kıyamamış. Emir eri bir çavuş ve onun da kirli sakalı var. Oyuncuların askeri kıyafetleri üzerlerinden düşmek üzere. Başta Ulvi Alacakaptan olmak üzere sık sık replikler unutuluyor. Yılların tiyatro sanatçısı sahnede repliğini kekeliyor. Daha bir çok olumsuz ve amatör şeyin bir araya geldiği bir oyun daha önce hiç seyretmemiştim. Seyrettiğim sahnede oyun esnasında dahi salonu terk edenler oldu. Bunu onayladığımı düşünmeyin. Hiç bir oyunu perde arasında dahi terk etmedim. Her oyunu mutlaka sonuna kadar izlerim ve belirli ölçüde alkışlarım. Oyun ve konu iyi olmasına karşı, birlik sahnesi oyuncuları başta Ulvi Alacakaptan olmak üzere son derece kötüydü. Oyunun sonlarına doğru sahneye gelen ölüm meleği ile bir nebze olsun kurtulur gibi oldu. Fakat o da yetmedi. Üzerinde çalışılmadığını düşünüyorum. Uzun yıllar önce nasıl olsa oynadık, bunun için prova yapmamıza gerek yok diye düşünülerek çalışılmamış amatörce bir oyun sergilendi.

Oyun yazarı tarafından güzel yazılmış. Merak ediyorsanız iyi seyirler.

Author: Oğuzhan BAL

Share This Post On

16 Comments

  1. İnsan iyi oyunları merak ettiği gibi kötüleri de merak edebiliyormuş! Ama oyun konusunda çok seçiciyim, bu yüzden yazılarınız önemli bir referans oluyor. :)

  2. OĞUZHAN IN ÖDÜSÜZ BAL’I Tiyatro birikiminizi oldukça merak ediyorum.Bir tek kostümlerin kötülüğüne katılırım 4 versiyon oynaadık 1990 dan beri Bir iki dil sürçmesi veya ayda 1 kez oynadığımız yüzünden ufak tefek unutmalar olabilir Ancak kötü niyetiniz şundan belli sakalı kesmeye kıyamadığım iftira sakal özel olarak oyun için bırakıldı Sahnedeki herhangi bir ordu Savaş sırasında sinekkaydı traş hiçbir orduda olmaz Askerlik yaptınız mı bilmem ama film izlemediniz mi hiç Tiyatro geçmişimle ilgili deha başkan gibi tabirleri neden kullandığınız belli Ama ikisi de yalnış Bir iki seyirci çıkmış olabilir.Ben sizin gibi bedava seyirciden çok korkarım Onlar da öyleydi ve belki sarmamıştır oyun. Seyrettiğim sahne ne demek tiyatroyu bırakın Türkçe de yok sizde Sahne seyredilirse boş sahneye bakılır. Ben sizin kim olduğunuzu ve bu düşmanca karalamalarınızın nedenini elbet bulurum Buraya yazmam sıvamalarınızı dikkate aldığımdan değil Saf zihinleri bulandırmanıza engel olmak içindir.Benim sahnede 41.yılım ne ürürse ürüsün biz yürürürüz

  3. Merhaba;

    Öncelikle yazdıklarınızı okuyup bir “anlam” vermeye çalışırken epeyce zorlandığımı belirtmeliyim, zira eleştirimize “sinirlenmekten” sanırım Türkçe konusunda pek özen gösterme fırsatı bulamadınız. Noktalama işaretleri yazı dilinde anlaşılmayı kolaylaştırır, kullanmanızı tavsiye ederim. Bunca yıldır tiyatroculuk, gazetecilik yapıyorsunuz ve bildiğim kadarıyla edebiyatla da uğraşmışsınız, daha iyi anlaşılmayı hak ediyorsunuz. Yine de anladığım kadarıyla cevap vermem gerekirse, sanırım oyununuz hakkında yazılan eleştiriye sinirlenmişsiniz ve 41 senesini Tiyatroya veren bir sanatçı olarak eleştiriye tahammülünüzün ne boyutta olduğunu bizlere göstermek istemişsiniz. Maalesef ki üslubunuz pek ciddiye alınmayı hak etmiyor ancak yine de yazdığınız “sinir metni” ilgili eleştiriyi yazan arkadaşımıza iletilecektir. Tramvay Durağı olarak iyiye iyi, kötüye de kötü demek için kurulduk ve izlediğimiz oyunlar ya da filmler hakkında bir eleştiri yazarken kötü niyet barındırmıyoruz, ancak işin insan tarafı var olduğundan bazen sizin gibi yazılan yazıları ya da niyetimizi hiç anlayamayan, hatta kendi bakış açısından bu yazıları değerlendirdiğinde niyetimizi “kötü” bulanlar olabiliyor.

    İlgili yazıda arkadaşımızın sizin için kullandığı tabirler maalesef ki ironi barındırmıyor, ancak az önce de bahsettiğim kötü niyetli bakış açısından olsa gerek bu durumu ıskalamışsınız. Gönderdiğiniz bu mesajdan sonra yazıyı tekrar okuduğumda o tabirlerin gerçekten ironi olması gerektiğini düşündüm ve bundan sonra da böyle okuyacağım.

    Zannettiğiniz gibi size hakaret etmedik, zaten sitemizde böyle bir duruma izin de vermiyoruz. Ancak gönderdiğiniz mesajda barındırdığınız hakaretler sizi daha iyi tanımamızı sağladı, verdiğimiz değer için özür dileriz.

    İyi Günler

  4. Siz de hiç onur namus yok mu?Sövgünüze yanıt yazıyorum yayınlamıyorsunuz Bir de başkasından yanıt geliyor Pes yani!Burdaki çakma eleştirmen de sahne teknisyenine set çalışanı diyor Utanç verici

    Tramvayduragi.com notu: İsteğiniz üzere attığınız mail yorum olarak yayınlanmıştır, özel mailleri etik olarak gönderenin rızası alınmadan herkesin okuyabileceği bir alanda yayınlamıyoruz. Yayınlamamıza izin verdiğiniz için teşekkür ederiz, biz de böyle olsun istiyorduk.)

  5. Internet’in de bu güzelliği var, bir görüş belirttiğinde direkt olarak muhatabından yanıt alabiliyorsun. Eleştirinin ölçüsünü ayarlamak ne kadar zor olsa da, gidip “kusura bakmayın ama iyi değildiniz” dendiğinde taşmış egosuyla okuru/izleyiciyi başından savan sanat insanları taifesi de burada birinci ağızdan görüş belirtebiliyorlar. Düzeltiniz: Benim anlamadığım, bir şeyi beğenmediğini beyan etmek ne ara yasaklandı? Bu sanatçı ‘artizliği’, bu tepeden inmeci tavır nedir? Hadi biz izliyoruz, size yakışıyor mu?

    Zaten insaflı tutulmuş bir ‘eleştiri’ neden “küfür” gibi algılanır, sevmemişsek söyleyemeyecek miyiz?

    Övgüye gelince yan cebime buyuran ama iş beğenilmemeye, ‘performans’a bağlı betliğe geldiğinde bunu bir sövgü gibi algılayan siz oyuncu taifesini şu ân sanatçı’dan ayırır, kendi payıma bir daha içerisinde bulunduğunuz herhangi bir şeye iştirak etmeyeceğimi belirtmek isterim.

    Buradaki insanlar kendilerine yazar, eleştirmen, bilirkişi gibi payeler, titrler biçmiyorlar; bilakis tamamı ile sıradan izleyici şâhsî görüşü bildiriyorlar. Bu şahsilik üzre kimsenin “zorlama nesnel” olma zorunluluğu yok. Hakaret yoksa, iftira yoksa, yalan-yanlış bilgi verilmiyorsa kimsenin insaflı davranma zorunluluğu da yok. Bu da şâhsî. Etik dediğimiz de budur. Bakarız, söyleriz, ‘bizce’dir. Mesela siz, nasıl bir onur ve namus bileşeni ile burada oyun hakkında kişisel fikrini, beğeni derecesini belirten birinin “ar” ve “namus”unu sorguluyorsunuz Sayın Alacakaptan? “Siz” diyerek bir çoğullama içerisine mi giriyorsunuz yoksa bu vakitten sonra şahsa “Siz?” diye mi hitap ediyorsunuz? Sağolun, nezaketiniz cebinizde kalsın.

    Üşenmez ve salim kafa ile sitede bulunan her etikete, her yazıya göz atarsanız kimseye yönelik kasıtlı olumsuz eleştiriye rastlamazsınız. ‘İnat’ ve ‘maksat’ güdülmemektedir. Biz hasta değiliz.

    Oynamışsınız, izleyici beğenmemiş, belirtmiş. Sahne teknisyeninizi set çalışanı olarak nitelemiş dahi olsa hakkınızda “tam bir sanat insanı” diyen bir seveninize hitaben seçtiğiniz sözcükler utanç verici.

    Ha: Oyununuzu izlemedim. Şu vakitten sonra da izlemeyi düşünmüyorum. Kolay gele.

  6. Daha önce de bunu belirtmek gereği duymuştum yine duyuyorum ne yazık ki. “Sen kim oluyorsun da beni eleştiriyorsun tavrı çok ilkel bir tavır ve malesef bazen karşımıza çıkıyor.” Burada yazan kimse eleştirmen değildir, sadece bir filmden, oyundan, kitaptan sonra kişisel fikrini burda paylaşan biridir. Ben hep okuyucu, izleyici için yazıldığını, çekildiğini sanırdım, sanırım eleştirmenler için yapılıyormuş tüm sanat yapıtları, çünkü sıradan izleyici fikrini söylemeye kalktığında “kötü niyetli” ve anlayamadığım bir şekilde “namussuz” oluyormuş. Ayrıca daha önce böyle çirkin bir ayrımın yapıldığını hiç bilmiyordum, sayın Ulvi Alacakaptan sayesinde “bedavacı izleyici” diye bir kategorinin varlığından haberdar oldum. Aman bundan sonra en yüksek paraları ödeyerek gidelim oyunlara, kazara kültür merkezlerinde denk gelirsek ne alkışımızın, ne olumsuz görüşümüzün bir anlamı var çünkü.

  7. Bu yazım ile ilgili yorumların, bu aşamaya gelmesinden dolayı mutlu olduğumu belirtmek istiyorum. Demek ki bizler doğru yoldayız. Çok uğraşlar vermişiz ve kanserli bölgeyi bulmuşuz. İş şimdi bu kanserli bölgeden kurtularak, sağlıklı olana ulaşmak.

    Yazılarımda ilk satırda, emeği geçenlerin tarihine dair bilgilere yer veririm. Bunu hem bakış açısını genişletmek için, hem de emeği geçenlerin geçmişindeki işler ile kıyaslama yapılabilmesi için önemli görürüm. Nitekim bu yazımda da böyle olmuştu. Benim için “Tam bir sanat insanı” olunabilmesi için sanatın en az üç dalı ile mesainiz olmalı. Bu şartlarda benim gözümde bu tamlama beliriyor. (Bu kriterimi tekrar sorgulamam gerektiğini anlamış bulunuyorum.) İlk satırım, yazının gidişatında basite indirgemek gerekir ise “kötü” veya “iyi” eleştirinin geçmiş ile tartılması ve genel kanıya destek olması içindir. Bundan dolayıdır ki, yorumlarınız olmasa sizin hala “Tam bir sanat insanı” olduğunuzu ve sıradan kötü bir oyuna talihsizce imza attığınızı düşünecektik. Fakat görüyoruz ki, siz özellikle üzerinize almışsınız. Hakkınız olana ulaştığınıza ve bizi aydınlattığınıza memnun olduk.

    Aslında yorumlarınıza kelime kelime, satır satır cevaplar yazabilirim. Fakat bu sizin gelişimize katkıda bulunmaz. Yazdıklarınızdan okuduğum kadarıyla küfür, hakaret ve saldırı konusunda oldukça ileri seviyedesiniz. Salim, ilerici ve özellikle sanatçı düşünceleri barındıran bir kafanın bu öğeleri barındırabileceğine inanmıyorum. Bu iki zıt kutuptaki düşünceler veya dışarıdan vücudunuza aldığınız başka maddeler sağlıklı düşünmenizi engelliyor olabilir. Her iki şartta da tedavinize katkıda bulunamayacağımıza çok üzgünüz.

    Biz, sitemizin altında da yazdığımız gibi, hakları saklı olmayan, paylaşımı seven insanlarız. Anladığınız üzere sizinle dahi bir şeyler paylaşıyoruz. Paylaşmaya devam edeceğiz. Fakat sizin istediğiniz gibi değil. Bizim doğru gördüğümüz gibi; ÖZGÜR, SEVİYELİ, KALİTELİ.

    Birçok kişinin de aynı fikirde olacağını umut ederek ben de bu aydınlanma sonrasında Fırat arkadaşımıza katılıyor ve bir daha içerisinde bulunduğunuz herhangi bir şeye iştirak etmeyeceğimi belirtmek istiyorum.

  8. Tüm yorumları okudum. Burdaki asıl meselenin yapılan eleştirilerden ziyade eleştiride kullanılan uslup olduğunu düşünüyorum. Kimsenin sizden “beğenmediğiniz” bir oyuna “beğendim” demenizi bekleyeceğini sanmıyorum. Ama insanların , özellikle yıllarını bu işlere vermiş ustaların biraz olsun saygıyı ve bu saygıya yaraşan kelimeleri hakkettiğni düşünüyorum. Örneğin …”Dekor berbat”, “Rolü için sakalını kesmeye kıyamamış”,”Uzun yıllar önce nasıl olsa oynadık, bunun için prova yapmamıza gerek yok diye düşünülerek çalışılmamış”… gibi ifadeler bir eleştiriden çok öteye geçmiş. İmla kurallarına bu kadar dikkat eden bir yorumcunun , kullanacağı kelimelere de bir o kadar özen göstermesi gerekirdi.

  9. Asıl meselenin üslup olduğuna katılıyorum.

    Daha önce de belirttiğim gibi bizler kimselerin istediği, şekillendirdiği veya arzu ettiği gibi eleştiriler, beğeniler yazmadık ve yazmayacağız. Yazdığımız yazıların tamamı özgür irademiz ile hissettiğimiz gibi oldu. Bu nedenle gördüğümüz “Dekor berbat” ise onu çekinmeden özgürce yazıyoruz. Bunu sanata 41 yılını vermiş birine mal etmiyoruz. “Rolü için sakalını kesmeye kıyamamış” diye düşünüyorsak bunu üzerine basa basa belirtiyoruz. Savaş esnasında sakal traşı olunamamasını top sakal çevirmek ile aynı olmadığını biliyoruz. Emeğimizin muhatabı okurlarımıza, şahsi fikirlerimizi sunuyoruz.

    Özgür irademiz ile yazdığımız ve tamamı itibariyle şahsi fikirlerimizi içeren bu yazımıza, sanata 41 yılını vermiş biri tarafından yapılan yorumda basit mahalle ağzından ileri gitmeyecek şu cümleler sarf ediliyor; “OĞUZHAN IN ÖDÜSÜZ BAL’I ”, “Benim sahnede 41.yılım ne ürürse ürüsün biz yürürürüz”, “Siz de hiç onur namus yok mu?” Bu bağlamda, saygıyı hak etmek konusundaki fikrinize kesinlikle katılıyorum. Saygı kesinlikle hak edene verilmeli. Biz de öyle yapıyoruz.

  10. Bence bu yazıya gelen yorumun üslubu, yazıda kullanılan üslubun o kadar önüne geçti ki, ne kadar istesem de objektif olamıyorum artık. Hakaretle hiç ilgisi olmayan olumsuz bir görüşe bu kadar tahammülsüzlük göstermek anlayabileceğim bir şey değil.

  11. Ben sizin şahsi eleştirinizdeki kullandığınız dili eleştiriyorum. Dekor berbatsa , buna “berbat” yerine daha uyumlu bir kelime seçmelisiniz. Anlatmak istediğinizi daha seçici kelimeler kullanarak yapabilmelisiniz.”Rolü için sakalını kesmeye kıyamamış” kıyamamışsa bile bir eleştiri değildir. Böyle bir etki sonucunda niye böyle bir tepki geldi demek ayrıca vahimdir.

  12. Biraz da başka yerlerde bakalım neler yazılmış oyun hakkında, sanırım aynı yerde, aynı gün izleyen birinin görüşü bu;
    http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=18401795
    Belki gerçekten de o gün çok kötüydüler – başkası isterse berbat ya da rezalet diyebilir, insanlar sözcük seçimlerinde özgürdür – olamaz mı? Keşke izleyip kendi fikrimi söyleyebilseydim derim her zaman, ama belli ki bu sefer söyleyemeyecekmişim.

  13. Bir önceki yorumumdan bir alıntı yapmalıyım; “Daha önce de belirttiğim gibi bizler kimselerin istediği, şekillendirdiği veya arzu ettiği gibi eleştiriler, beğeniler yazmadık ve yazmayacağız.”

    Bu alıntıdan da anlayacağınız gibi, “daha uyumlu kelime seçmelisiniz” arzunuza maalesef uyum sağlayamayacağız. Anladığım kadarıyla subjektif yaklaşımınız bazı yazılanları kaçırmanızı sağlıyor. Bu nedenledir ki, eleştiri ve hakaret arasındaki uçurumu göremiyorsunuz.
    O akşam orada olan ve 41 senesini sanata vermiş bir insanın deyimiyle “bedavacı seyirci”‘ lerin bir çoğunun aynı eleştirileri zihinlerinde tuttuğuna emin olmakla birlikte, yine tekrarlıyorum. Yazıda geçen tüm düşünceler bana aittir ve beğenmediğim herhangi bir şeye (sanat için yapılsa dahi) “berbat” da deme özgürlüğüne sahibim “rezalet” de. Bu nedenle bunların top-yekunu eleştiri olarak adlandırılıyor.

    Bildiğim kadarıyla siz, ustalarınıza kıyasla yolun daha başlarındasınız. Umarım ait olduğunuz zümrenin erdemlerinden biri olan eleştiriye açık olmayı 41 seneniz dolmadan içinize sindirmiş olursunuz. Bizler de sizlerin ürettiği sanat ile doygunluğa ulaşır ve sizleri ayakta alkışlarız.

  14. Ben yanıtım yayınlanmadığı için onutdan söz etmiştim Yayınlanması için bunu belirtmem gerekti O kadar onurunuz varmış.Sitenizi ciddiye aldığımı sanıp ailecek yanıtlar döşenmişsiniz.
    Haydi hoşgören bir tavırla yazayım.Eleştiri değil de izlenim de yazıyorsanız tiyatrpdaki birine set çalışanı demeyeceksiniz.
    Hala sakalşla takıyor ve benim sakalı kesmememe yineleme yapıyorsunuz.Muhsin Mahmelbaf (Kim olduğunu da bilmiyorsunuz belli ki)özellikle herhangi bir orduyu vurgulamak yüzünden sadece rütbe belirtir ve isim zikretmez Ben de bizim ordumuzdan iyice uzaklaştırmak için top sakallı kafir bir komutan oynuyorum.Kostümlere gelince oyuncuların üstünden düşmek üzere olan kıyafetleri demiş klavyesinden bal damlayan çocuk A be evladım ona üniforma derler örneğini görmek isteyenler halen Irak ve Afganistan daki ABD ordusunun bol üniformalarına bakarlar Bedava seyirci en korktuğum seyircidir Oğuzhan adını kullanan yeni yetme izlenimci de dahil.Elbet herkes izlediğini beğenip beğenmeme hakkına sahiptir Ancak cehalete saygı göstermemi beklemeyin.
    41 yıllık sahne deneyimimi matah saydığımdan öne sürmüyorum.Karşımda söz hakkınız olamayacağını size öğretmek için yineliyorum.
    Biz sanata yaşamımızla değiştirdik.Bu bizim için bir hobby ve veya internet zıpırlığı değil
    Bakırköy Akıl ve Sinir Hastalıkları Hastahanesi kurucusu Ordinaryüs Prof.Mazhar Osman a gazeteciler
    __Bazıları sizin için deli diyor ne dersiniz?
    –Bütün Dünya birleşip bana deli derse bişey olmaz
    Ancak ben bir kimseye deli dersem ona çok şey olur.
    Bilmem anlatabildim mi internet işçileri?
    Ulvi Alacakaptan
    TODER Tiyatro Oyuncuları Derneği ve
    BİROY Sinema Oyuncuları Meslek Birliği Yönetim Kurulları Üyesi

  15. Evet. Beklediğim oldu ve siz sevgili Ulvi Alacakaptan, kendinize yaraşır bir yorumla bir kez daha söz aldınız, görüş bildirdiniz. İster istemez cevap hakkı doğuran fakat gün geçtikçe varımsız bir haklı çıkma çabasına dönüşen yıkımcı görüşlerinizi dikkatle okudum. Onur, şeref, haysiyet üzerinden ahkâm kesip anlaşılması güç bir ısrarla sanat dünyasında geçirmiş olduğu 41 seneyi gözlere sokan siz sevgili Alacakaptan isterseniz kusura bakabilirsiniz fakat, anadilinizi doğru ve sağlıklı bir iletişimin kurulmasını sağlayabilecek yetkinlikte kullanmaktan çok uzakta seyrediyorsunuz. 41 miydi? 41 kere maşallah.

    Anlaşılmak istiyorsanız, ki bizim de en azından bu olayda her zaman gayemiz bu, üzücüdür ki anlatamıyorsunuz. Gerçekten ne dediğinizi ben anlamıyorum. Kopuk kopuk anlamlar, evet, bir şey denmeye çalışılmış ama çok flu – üslup hariç. Cehalete saygı göstermiyormuşsunuz. Biz de öyle. ‘Cehalet asla bahane olamaz’.

    Kişiselleştireyim, araya bir perde çekeyim ki siz de sözün geldiği adresi bilin: “Benim” için varlığı Hayat Bilgisi’nin Cumhur Hoca’sından öteye geçememiş bir ekran figürü olan siz (burada izleyici hatalı değildir), Toder ve Biroy üyesi de olsanız, burada oyununu izlemiş ve ne talihsizliktir ki beğenememiş insanlara ne idüğü belirsiz onlarca söz israfıyla haykıramaz, bağıramaz, ahkâm kesemez, ders veremezsiniz. Size hakaret edilmedi, oyununuza hakaret edilmedi ve dahası burada sizin dışınızda hiçbir yorum sahibi bayağılaşmadı. Ben kendi adıma dediklerimden utanmak isterdim. Yüzüm kızarsın, hak vereyim, anlayabileyim isterdim. Siz, hakareti dahi aşmış ithamlarınızla, hakkında hatalı bilgi verilmemiş bir oyun için beyan edilen düşünceyi bile dikkate değer bulmayan kavgacı yaklaşımınızla ‘sanatçı’ kavramını cidden sorgulattınız. Siz korkunç, akla hayâle sığmaz bir hazımsızlıkla; sorunlu üslubunuz ve ali kıran baş kesen tavrınızla; izleyip de “olumlu” görüş belirtebilenlerin çoğunluğunun sizden ve dostlarınızdan ibaret olduğu aşikâr mezkur oyununuzu “zorla beğendirme çabanız” ve bunu yaparken dahi (tabirin ağırlığı altında kalıyorum) düzeysiz, eksiltili ve anlaşılmaz ‘yorum’larınızla; eğer adına ‘saygı’ diyebileceğimiz bir şey varsa, onu haketmediğinizi kanıtladınız. Teşekkür ederim.

    Sitemizi ciddiye almadığınızı söylemişsiniz. Ailecek yazmışsınız diye de eklemişsiniz. Birincisi, madem ciddiye almıyorsunuz, ciddiye alınmazsınız. Yok ciddiye alıyorsunuz, ciddiye aldığınızı kabul etmeniz gerekiyor. Üslup kaydı, hitabet bayağılaştı ve siz hâlen umursamaz olduğunuzu söylüyorsunuz. Bağırdığınız için oktav aralığınızla da tanıştık; anlamaya değil ahkâm kesmeye çalıştığınız için de size karşı tarifsiz bir sürüncemede kaldık. Sayın Alacakaptan, ya fark edin, ya terk edin. Sizin çelişik, meramını muhataba anlatma konusunda acz bariyerine takılan yorumlarınızı yayımlama ‘onur’unu gösteriyorsak (ki buna mecbur bile değiliz çünkü siz başka bir dilde konuşuyorsunuz) dilinizden düşürmediğiniz 41 yılınızın ‘onur’una samimi olunuz. Siz, yazılanları gayet de ciddiye aldınız, çünkü oyununuz için ‘olumsuz’ bir şey okudunuz. Internet’e girdiniz yahut başkalarınca haberdar edildiniz ve ne hikmettir ki mütemadiyen gecenin ilerleyen saatlerinde yorum bırakmak için buraya geldiniz. İkincisi, burası bir aile şirketi değil ve her birey kendi görüşünü kendi istediği gibi belirtiyor. Bunda da özgür ve sonuna kadar kendisi sorumlu.

    Sayın Alacakaptan, yorumlarınızdan bütünlüklü bir somut anlam çıkarılamıyor, bir yerlerden alıntı yapıp arkasından apoletinizi gösteriyor ve “büyüklük sanrı”nızı ifşa ediyorsunuz. Bakın seyretmedim ve seyretmeyi de düşünmüyorum fakat, ortaya bir ‘sanat eseri’ çıkardığınıza da ihtimal vermiyorum. Bunun yine makul iki nedeni var:

    1) “Bedava seyirci” (böylesi çirkin bir tanımlama da olmaz ya) takıntınız, ve bu takıntıdan kaynaklı bir yaranız, oyunun performansa görece önemsiz detaylarına (kostüm, üniforma, oradan Irak filan) getirilen eleştirilere verdiğiniz ‘aşırı reaksiyon’dan anlaşılıyor. Kimse, yineliyorum, sizin oyununuzu eleştirmen ve eksper gözüyle izlemek durumunda değil. Biz değiliz. Aramızda 42 senesini tiyatroya adamış biri olsa ve dediklerimize yakın görüş belirtsene derdiniz orası müphem; yalnız biz, hatır gönül münasebetiyle klakör’lüğe, paralı alkışçıyı oynamaya yeltenmez, gördüğümüzü söyleriz. Peki bunu daha ne kadar söyleyeceğiz? Öyle onurlu ve öyle bilgilisiniz ki bizim dediklerimizin hiçbir geçerliği kalmıyor, öyle mi?

    Yo, öyle değil.

    Burada kimse ‘organik aydın’, mâkul optimist olmak durumunda değil. Bilhassa oyununuzun en ucuz reklamı bu siteden, yani bizim sayemizde yapıldı desem yanlışa düşmem. Kabul edip etmeyeceğiniz sizin tasarrufunuz.

    “Sen daha izlemeden eleştiri getiriyorsun” demek hakkınızdır. Bunun için şimdiden söylemek isterim ki zevkine, formasyonuna ve en önemlisi objektifliğine inanıp değer verdiğim insanların fikirleri; Internet’te ve/veya ‘reel yaşam’da oyun için söylenenlerden çıkarımsadıklarım, bana ortada bir sanat eseri olmadığını söylüyor. En iyi cümleyle, oyununuz o gün için kötüymüş. Takdir edersiniz ki kritik geleneğinin yalnız metinsel içerik üzerinden cereyan etmesini istemek safdillik olur. İyi reklam, övgülü tanıtımlar.. bunların hepsi talebin belirleyicileri fakat ben rastlamadım. Bundan sonra daha iyi bakarım.

    2) Bu oyun, sahiden eleştirilemeyecek kadar (ki öyle bir şey yok, her şey eleştiriye açık ol-malı-dır) mükemmel olsa, bunu önce siz derdiniz. Kesin konuşuyorum, çünkü yorumlarınızı okudum. Neredeyse tiranlığa varan tahammülfersa çıkışlarınız hakkınızda örtülü de olsa bir izlenim uyandırdı. Cidden sinirlisiniz, fakat ortada sinirlenmenize neden olacak somut bir hadise yok. En başında da dendi: sadece, BEĞENİLMEMİŞ. Bu kadar sıkıntı yaptıysa, beğenilsin de olsun bitsin mi denmeli? Siz mutlu olacaksanız, 41 senenin hatrına, beğenilsin bu oyun mu denmeli? Üzgünüz ki agresyonunuzu anlamlı kılma zorunluluğumuz yok. Hoş gören, sadaka niyetine hüsnüniyet dağıtan biri olmanız da işte tam bu yüzden gerekmiyor. Sizin hoşgörünüz, horgörünüzden sonra işlemeye başlıyorsa, sizde kalsın, kalmaya devam etsin. Biz almayalım.

    Ayrıca söylemem gerek,
    “Internet zıpırlığı”, “Internet işçiliği” gibi ifadeler size gerçekten çok yakışıyor. Daha ağırlarını, daha çirkinlerini sonsuz bir açlıkla bekliyor, yollarını gözlüyoruz. Israrla anlamayan, ısrarla kendi kurallarını dikte etmeye çalışan bir insana ben, kendi adıma, sanatçı diyemiyorum. Hatta ‘siz’ derken bile ciddi ciddi kendime kızıyorum.

    Kusura da bakarsınız, uzun uzun bakın.

  16. Ulvi Bey yine anlayamadığınız bir nokta olmuş ancak artık bu duruma şaşırmıyorum. Size söz hakkı veren biz olduk, yorum yazmak yerine mail atıp içinde de “yayınlansın” isteğinizi belirtmediğiniz için yazdığınız metin siz belirtene kadar yayınlanmadı. Yorumlar zaten herhangi bir onay mekanizması olmadan yayınlanıyor, bize göre herkesin her şey karşısında söz hakkı vardır. Sanırım internet konusunda cehaletinizden ilk olarak yorum yazmayı beceremediniz. Biz yine de bu cehaletinize saygı gösterelim.

    Size uzunca bir açıklama yapmayacağım, sıfatlarınızın yüceliğinden olsa gerek okuma ve anlama aşamasını kullanmıyorsunuz. Onur arama çabanız başka sitelerde de devam etmiş, sanırım kaybettiğiniz bir şeyi arıyorsunuz, yolunuzda başarılar dileriz.
    http://www.dogushaber.com/dogus/haber.php?id=1786

    İnternette adınızı arattırıp sitemizi bulduğunuza göre sanırım “verdiğiniz önem” aşamasını geçmemiz gerekiyor. Oyun ile ilgili söylenen söylendi, yazımız üzerine yaptığınız yorumlar artık sadece hakaretlerden oluştuğundan ve bu hakaretleri okumaktan sıkıldığımızdan yazıyı yorumlara kapatıyoruz. Sizi daha iyi tanıdık, teşekkür ederiz.

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir