Başka Dilde Aşk

Genç bir kadın ile işitme engelli genç bir adamın aşk hikayesi bu. Onur kütüphanede çalışır, yalnız yaşar. Zeynep bir arkadaşıyla birlikte aynı evi paylaşıp çağrı merkezinde çalışır. Daha filmin en başından iki karakterin sadece duyabiliyor ve duyamıyor olmalarının değil yaşayışlarındaki farklılıkların da altı çizilmiş olur böylece. Zeynep işi nedeniyle durmadan konuşur, Onur ise aynı nedenle, gürültü yapanları -cep telefonuyla konuşanları ve taşkınlık yapanları- sessiz olmaları için uyarır. Bir akşam yolları aynı partide kesişir ve birbirlerinin hayatlarına girerler.

Konuşmanın anlaşmak olmadığını sanırım günümüzde hepimiz bir şekilde deneyimledik. Bu nedenle Zeynep “Hayatımdaki erkeği buldum, hiç konuşmuyor” diyerek Onur’a sarıldığında onu anladığımızdan eminiz. Ama Onur’un hediye ettiği Aragon kitabı da o çok bilinen dizeyi hatırlatıyor bize ki “mutlu aşk yoktur”. Bu nedenle sorunlar yaşamaları, uzaklaşmaları, yakınlaşmaları kaçınılmaz. Öyle de oluyor. Daha ilişkinin en başında Onur söylüyor Zeynep’ten korktuğunu. Konuşan pek çok insanın sahip olamadığı bir dürüstlükle. Ama sonra Zeynep işaret dilini öğreniyor, Onur çağrı merkezi için web sitesi yapıyor. Adım adım yaklaşıyorlar birbirlerine. Onur insanlara kendini olduğu gibi gösterme korkusunu aşmaya başlıyor. Ancak film bunu anlatırken bir şey daha yapıyor. Onur’un ev sahibi Kamuran üzerinden de engeli kendisi olan bir insanı anlatıyor. Onur kendini Zeynep’e bıraktıkça Kamuran da evden dışarı çıkma korkusunu aşıyor. Yalnız Kamuran’ın varlığını bir yerlere oturtamadım ben ve bana hikayenin biraz havada kalmış kısmı gibi geldi burası.

Film iki insanın çevresel baskılara ve içsel engellere rağmen aşklarını korumalarını anlatırken, işitme engelli birinin yaşadığı zorluklara da çok dozunda değiniyor. Ancak bunu yaparken çağrı merkezi çalışanlarının hayatlarının zorluğunu da es geçmiyor. Filmin bence en önemli başarısı -geçtiğimiz günlerde Neşeli Hayat’ın o terliklerin içinde aslında insan olduğunu hatırlatması gibi- telefonda konuştuklarımızın insan olduğunu ve gerçekten çok zor bir iş yaptıklarını hatırlatması. Aynı zamanda “filmde neden altyazı var” diye tartışan arkadaki üç genç kızın da biraz empati kurup nedenini anlamalarını sağlamak da olabilir.

Author: Nezaket Kartal

Share This Post On

1 Comment

  1. sonunda engelli insanlar da filmlere dahil olabiliyor. ne guzel. keske ‘toplum’ dedigimiz gruba da dahil olabilseler. elbette dahiller ama bir alt-kume olarak degil de tamamina yayilmis bir sekilde olsa.
    hep soylerim ilkokullarda butun cocuklara sagir-dilsiz dili ogretilmelidir. hayatinizda TEK bir dilsiz insan olsa bile buna deger.

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir