Avatar

“Sinemada devrim” gerçekleştirdiği gibi bir iddiayla gösterime giren Avatar bence ancak vasatlıkta bir devrim gerçekleştiriyor, görkemli bir vasatlık ortaya koyarak.

Filmin Pandora gezegeninde yaşayan Navi ırkını kurtaran kahraman Amerikan askeriyle ilgili öyküsünü anlatmak içimden gelmiyor hiç ki bu filmle ilgili zaten herkes bir şeyler okumuştur artık. Film evet teknolojik anlamda oldukça başarılı, ama sinemayı teknolojik bir olay olarak algılamıyorsanız bir bilgisayar oyunu izlediğiniz hissine kapılıyorsunuz film boyunca. Kendi adıma o muhteşem denilen savaş sahnelerinde bile oldukça sıkıldım. Hemen onlarcasını sayabileceğimiz kahramanlık filmlerinden birinin çok tahmin edilen senaryosuna sahip olduğundan iyice sıkıcı hale geldi her şey. Filmin Irak işgaline ve Amerika’nın tutumuna dair politik göndermeleri de gönderme değil de karakterlerin ağzından açıkça ifade edilen ya da göstere göstere yapılan bir şeye dönüşünce 162 dakika bir türlü geçmez oldu.  Filmle “District 9” arasında benzerlikler bulmaya çalışarak oyaladım biraz kendimi. Yoksa dayanılmaz gelen klişelerinde kahkahalar atarak izleyicileri rahatsız edebilirdim.

Sanırım James Cameron, Navi ırkını ve onların dünyasını yaratmaya harcamış bu on yıllık zamanı, çünkü bunlar dışında filmde herhangi bir şeye kafa yorulmuş gibi görünmüyor. Ama bir bildiği var demek ki, film 8.9 ile imdb top 250’de 51. sırada. Galiba Amerika’nın Çağan Irmak’ı Cameron, izleyiciyi gayet iyi tanıyor.

Author: Nezaket Kartal

Share This Post On

2 Comments

  1. 3d, harika renkler, sinemada devrim filan her şey ama her şeye eyvallah. Kasıtlı sevmeyecek kadar sanat kaygılı değil, gördüğünü söyleyebilecek kadar samimi olmayı diliyorum hep. Evet, birinci saniyesinden itibaren bir “ajitasyon” gösterisi, bir klişeler şahı Avatar. Tahmin edilebilir senaryo başka bir şey, “been there done that” bambaşka bir şey. Ha sinema sadece kurgu mudur, senaryo mudur diye soracak olan olursa da, “sadece görüntü de değildir” diyerek ballandırayım, kalbi kırılmasın.

    Lütfen, 3d gözlüklerini çıkaralım da gözlerimizle bakalım: İyi kalpli engelli adam, aşk, savaş, birkaç mucize (öyle kolay oluyor ki), kurtuluş, buruk son. Aslında pek çok ardılı da gelecek bu “monoblok” olayın, eminim bundan, ve sanıyorum ki bu yüzden biraz gerginim.

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir