Aşkın Zembereği & Uyandığında Kadın Hala Yanındaydı

Sabancı Üniversitesi’nde “yaratıcı yazarlık” dersleri veren Cem Akaş’ın 2000 yılı Ekim ayında Sel Yayıncılık’tan, Geceyarısı Kitapları serisinden çıkan öykü kitabı.

Kitabın “Aşkın Zembereği” kısmı, tautogram‘lara ayrılmış. Bilmeyenler için hatırlatalım: Tautogram, en az ilk harfleri aynı olan kelimelerle oluşturulan metin demek. Enteresan bir tür. Daha önce Nami Başer’in Evsizlik Defterleri’nde rastlamıştım bu çalışmanın bir benzerine. Yaratıcı yazarlık dendiğinde aklıma gelen ilk şey, Oulipo‘yu benimsemiş Georges Perec’in “e” kullanmadan yazdığı ve türkçeye Cemal Yardımcı tarafından yine hiç “e”  kullanılmadan çevrilen La Disparition (Kayboluş) isimli eseridir.  Bu türden eserlere de lipogram dendiğini hatırlatarak, Cem Akaş imzalı bu kitabın tautogramlarını alıntılamak istiyorum.

walter abish’e nazire
f. için

a

aşkın ayazındayım: artık amansız aşkı alabilirsin. anlık aymazlıklardan arınıp, ardından akan asılsız ama ağulu ablukalardan atladın. akabinde avutulacaksın, anında: afetinin arzuladığı, avazımın avdeti. ah, anlıyorsun, alameti aşıcılığıdır, atları andırır.

b

bir balığı böyle bulduğunda başlamalıydın, biliyordun, başladın. bazen boylu boyunca bezenmiş, billur ballarla beslenmiş, bakır bedenini bu bahtlı bedeviye adaman beklenebilir, başlamak böyledir, acil bir akıl basar başları, balkonlardan bakarsın, berilerden beliriverir: alçaktan boğa böğürtüleri.

asla başkasına bahsetmeyeceksin – balıkla boğanın birbirini bellemesi ancak böyle belleklere, anlıklara aşılanır, bağ bağlar.

c

canın belki camdandır, ağrısız coşan, cinayetleri cezbeden bir cam. canlılığın cülusu, anlarsın, anlayacaksın: bulutlara bulaşmış akşamların cidarlarıındaki bastırılma ataleti bitmiştir. ciddisin, bu cinssin, aydınlatıyorsun coşkunla – başka cami bilmeyiz.

ç

çorak bozkırlara çıkma: biteviye bozulan, arşa çalan, bunguya çanak açan buzsu çatışmalardır burada bulunan. çengiler çalgılardan avazımı arar, bulmamalıdırlar ama – çocuklar bile bilir, çakırkeyif bir çita çevikliğpiyle çarşını basmaktır çapkının amacı, çarpışsın çıngıraklar, çöksün aşk ağırlığı bacaklarının çatısına, çıkmasın ahu ağzından al bandanalı cillop ama arsız çingene.


d

derinini aç. çok daha derinini. çöz bakışlarımı. dibine al, atma, denizinde boğ, denemeden, bir defada. damlarda dolaşan cengaver bir diloğlanı bu balık, ateşinde dolaştır, dilini diline dola, dikkatini dağıtma – dolambaçlıdır, dişlidir de aslında atılganlığı doğasından değil, duasındandır: dibini dağlarcasına doldurmak.

dikkat dedim – bağrına bastığın bu deli, biraz da divanedir, dolgun ama bazen basiretsizdir deyişleri.

e

esir alacaksın, bırakmayacaksın, elleyip emeceksin – emir böyle. elbette erinçle başaracaksın bunu, erguvanların altında, deteklerini açıp diz çokeceksin, engel bilmeden eskiteceksin esnek engereği. edilgin, etkin, altta, altında, el arabasında: beni ateşinle besleyeceksin. aşkın altın evinde dolaşacağız, denli densiz çıldıracağız, birbirimize bakarak deneyeceğiz dinmeyen çırpınışları dinlemeyi. emziğinden çarpacak, çoğalarak dönecek, ellerimiz ayaklarımıza dolaşacak, ezelimiz ebedimize.

f

felsefemiz fakat fesleğene benzer: feyz aldığımız fecr, faziletli fuhuşu eğlence bellemiştir, burnumuzun beğendiğini beğenir. fakir çevre fena bozulur farkımıza, fason füzelerini bırakır füzenli fistanlara bürünmüş ardalanlarımıza. alınlarımız aldırmaz ama – filhakika arkanı dönmüşsündür bana, forda devam ederiz biz delice, fıkır fıkır fingirdeşiririz, ensen beni fena eder, bunu fırsat bilip farklı dehlizlerini fora açarsın, fırtınalar faz değiştirir.

dervişin fikri , firkateynidir – fünyeyle fitil böyle durursa, dalgaları aşakarken açılan ateşin faili fazla aranmaz, fütuhatın faydalarına bakılır.


g

göğsünü germen gerek – geri gitmez gül gibi baktığını güzelavratotu buğulu, gergin asker. gelinen coğrafyada gösterilecek çok danslar duruyor daha, gayet bilincindesin, göbeğin dokunma dürtüsü bahşediyor ele avuca, dikleniyor dutların, çilekler geliyor dudaklarından. gürbüz bir gelincik barındırıyorsun donunda, bir çift davul cabası, gergin asker girmek arzusunda çalgıcılık adabıyla bu alana, bağlama çalmasını biliyor gençliğinde edindiği deneyimle. bahçene çadır dikecek, bırak diksin: gerçek güzellik, görenin gözüne girmesini bilmiştir.

h

hayır, hizaya girmeye hazır değilsin henüz, hatırlanmamış hazların hazırlandığı hudutta hızarla çizilmiş halvet bağlarını hüzzam dolu hediyeler haline getirip, hoş bir hareket havasında, hukukumuza binaen bırakıyorsun bu avluya.

değişmez bir hızla hızlanarak, hiçbir haksızlığı gözetmeksizin, hüzünlendiriyorsun, güzel bu, hüzün akacak gözyaşlarımızın altmetninden, gönül alıp gönül armağan etmek bunu gerektirirmiş, biz gülümseriz hakikatli hakikatli.

gelgelelim göğüslerinden aşağı giden ellerim duramaz çalılıklarına geldiğinde, gün günse de, geceye benzemese de, hırs gerektirmez, henüz değil – bu hınzır horozun hafızasında hatasız bacakaran hat halinde hazırdır, görmeden, acelesizce hemzemin edip himayesine almayı becerebilir.

ı

ılıktır ıssızların, ılgıt eser ensenden gelen bora, çelişkisini beraberinde getirir. ıtırlar bulunmalıdır aşağılarında, ırkımızın hilkat garibesi hiçbir hezeyanı görülmemiştir, ıslıklarına hapsolmaktan gocunmak düşünülemez. gövdene esir düşmek, esaretler arasında en çok huzur düşürenidir hesabıma.

i

içinden çıkmıyorum işte.
işgal ettim inceden inceye, itiraz etmedin , etme, etim etinindir . irtifa isteği inletir ikimizi de – imdatım, itfaiyemsin güzidem, ışığımı al, en gizli derini ilmek ilmek ıslatsın. ısında içer beni, içir badenden, aklımı al, istedim ille .

izinsiz değildir, görülmüştür, ilenç bilmez, ısrarkeştir: bırakmaz demiştim, bırakmaz gerçekten bu bağ, bu bağım.

ilginçtir bırakıyorsun birden avazımı işlesin için. balyoz fırtınalar içinde dönenip içbükeyleşiyoruz birbirimize. illerine hükümdar ediyorsun beni , hazineni açıyorsun. hazenmsin cıvam için , civanımsın.

avuç içlerimden imkansız bir iradeyle iman dolu, ilticai fişekler fırlıyor hücrelerine, gözeneklerini doldururcasına. akıt beni baldırlarından aşağı, iskeleye bağlanamayan hoyrat dalgaların altında itina gösterelim birbirimize, elektriğimizi ileten hatları dolan edelim iskeletlerimize , istenen herşey istenen deliğe girsin .

j

jikleye gerek duymadan çalıştırıyorsun arabayı, jilet gibi baştan çıkarıcılığın, denemesi bedava diyorsun gözlerimin içine bakarak. jartiyerine asılıyor gözüm, elim, bırakamıyorum, biraz bekleyip atlıyorum eşikten, göz bebeklerin büyüyor bebeğim , gülümseme hayaletleri dolaşıyor dudaklarında, ısırıyorsun, dayanamayıp ben de ısırıyorum, kanını istiyorum, istemekten bıkılır mı. jandarmalar durduruyor arabayı, girmek için izin alıp almadığımı anlamak istiyorlar, çıkmayacağımı anlatıyorum, geçin diyorlar,  jest elbette. haz hırsızlarına herkes hastadır,  jamon’um – jakoben jaluzilerin gölgesini bulduğumuz anda buluyorum ekosenin altından aralık dudaklarını.

k

kirişini kıracağım, kaslarını kavuracağım, kökünü kor kılacağım. halin kalmayana kadar, korku çekince dinlemeden, kendi ak kıvılcım bazukamı kurup atacağım atışlarımı, kızıl çöllerde beliren akarsuyuna. avaz akışla ateşin birleştiği anda çakacak delirtici kıvam , kendi kavmimizi başlatmak için fırsat bileceğiz kama ve kının koyu bir hiddetle kuytularda kabarmasını, kapısız kapaksız kalacağız, alacağımızı alsak da kompayacak karınlarımız. kem bakışlarla karşılaşacağımız kesin: kucaklarımız közleşene kadar kıvranmaya devam edeceğiz, kin gütmeyeceğiz, ama dolunaya doymaya kastedeceğiz. kimse kusura kalmasın – kıblemsin.

l

lütfen lüzumlu kopçaları lalettayin kaçamaklara alet etme! lirik bir başlangıcı leprosinin izlemesi kaçınılmaz değil ki.

lülelerin gülüyor, limanlarında gemiler bağlı – benimle işleyeceğin kasnaklara gerili ipekliler, içimizden birbirimize akanları keseler halinde loş köşelerde biriktirmeli, arı halde korumalı, başkaları karışmamalı aşkın doğduğu loğusaya. latan kalmış herşeyi açığa çıkarmaktı başlangıçta görevimiz, gele gele çılgınlığın eşiğine gelmiş, çadır kurduğumuz yeşilliklerde lapa bir karın dökülmesini, izlerimizi gizlemesini beklemişsek, lakin her deneyişimizde de leğimi attırmışsak çeliği çeliğe çengelleyen, çıkılacak ancak bir dağ kalmıştır: hercümerc.

m

masanın mantığı, makulden fazlasını kaldırmayı gerektirir- meni manyaklığı mayamıza katılmış, müzik muğlak mesafeler, müphem müşfiklikler mal ediyor kurduğumuz dengesiz dengeye, mecbur muyuz mutedilliğe? miladımız başladı başlayalı maksadımız mutlak bir devinimin kanunlarını madde madde benimseyerek mihenktaşı bir mıknatıs mucizesi haline gelmekti – kanımız akmayana kadar maddeyi müddete çevirmeye çalışmamız bundan değil mi? mitralyözden mayına her atış, her infilak muradımıza kavuşmamızı kolaylaştırıyor, masa masalığını bilsin.

n

neden, diyorsun, neden nüzüllü bu nevresimlerin neşesi? nedir, nereden geliyoru mesnetsiz nümayiş lakırdıları? nezaketen mi bu müthiş kasılma, nafakası mı nazlanmadan kat edilmiş nirengi mesafelerin? gidiyor musun geldiğin hizadan gerisin geri?

endişeye mahal bırakma güzelim, birbirimize kıldığımız namazımızı bozamaz dünyanın kıskançlığı, ninniler bekler düşlerimizin namusunu, namert hiçbir göz, hiçbiri el nefesimizi kırıştıramaz – neşenin neferleriyiz biz.

o

orospun oldum.

otağım, ordularım, ozanlarım nihilist olasılıkçıları oyuna getirircesine, onulmaz bir mutluluk krizinin ardından, onursuz bir oluşum olarak nitelendirilebilecek – o olasılıkçıları dinleyen kim- ama onsuz edemediğimiz, müdavimi, müptelası olduğunuz devridaim bir orgazmın ebedi ortağı kılmak için ikimizi, oluk oluk, bizi besleyen okyanusunun adamı oldular. ortalamalar geride kaldı. otur artık. omzuma daya dizlerinin içini, dinlen, nabzının atışını dinleyişimi dinle. olgun dilim oyuklarını ovsun, organımın oylumunca kaşağılayım kovuklarını, otur.

ö

özlemle öpüyorsun özenle örselenmiş önümü, ödeşiyoruz. öksüz bırakma, ölümsüz kıl övüncümüzü, öleceksek ötenaziyle ölürüz.

ömür dediğin, özel bire öncü ökümenin ördüğü, ökaliptüs ferahlığında bir nefes kafesi değil mi? bir kuş ötüşü? ötsün öyleyse öfkeli bülbül, özürsüz atmaca, özetlemek imkansız olsun kavuşumu, bir özü olsun öpüşmelerimizin. özlemle ölüyorum önüne her defasında, ötelerden ötelere götürdüğünde öykümün öznesini.

p

parlak pırlantalardan pul bir palaska olacağım beline; bir punduna getirip pazarlıksız, peşin, bodrumunu devralacağım. panayır kuracağım pazarları, pazartesileri peşkeş çekeceğim kendime, ertesi gün penisime pes ettirmeye çalışacaksın, çarşamba geldiğinde çıkartacaksın prangalarımı değişiklik olsun diye, perşembeye kadar pervasızca patlayacağım beldibinde, o gün diline persenk edeceksin partallaşana kadar kemiğimi iliğini kuruturcasına, cuma portakal suyu içilecek, peynir yenecek, çünkü cumartesi pencere önünde, perişan olana dek, patavatsızca, halk arasında panik meydana getirmekten korkmaksızın, peştemalsiz pelvis egsersizlerine girişme günü. pekala, kısaca: girişme günü.

r

raksettin rızamla, revnaklı romanslarda gezdirdin beni, revizyonis ranzalardan, riyakar rampalardan rücu ettirdin, ramak kaldı rezaletlere. rica ettilerse de rimelini çıkarmadın, kr oldun kara, kör ettin. ricali mümkün olmayan bir redif indi retinalarımıza, birbirimizi gördük kıvranarak, başka hiç.

rol gereği rastlaştık diye düşünmüştüm başta, redingotumu giymiştim, razı gelmedi rejisör belli ki – rehavet çöktü, kaldım; kuyunun başına yerleştim, rahat ettirdik birbirimizi, depreştikçe.

ruhun rabbimdi rüyamda.

s

sapınçlıdır sevgimiz. sezgiyle sızar soluksuz sabahlara, sevinçle siler sahte sızlanmaları. avazımı çıktığı kadar soktuğumda ateşine, sona saklarım asıl silahlarımı, sense sonsuz bir sabırla semirtirsin ser-seri sevişkenliğimizi.

sakınmadan salalım salgılarımızı, süzme sıvılar gelsin içimizden defalarca, sokul sineme, soğuğunu alayım, ısınalım bir kez daha. sen olmayan simalardan sekiyorum artık, su gibi arıyorum seni, ağzımı çeşmene dayamak isteyince kamaşıyor dişlerim. solmaz sancağımsın, saklanmaz ki. sessizce içime sindin, kokum senindir. soluğun benim.

ş

şehvet ne ki – şimendifer şımarıyor, şansına şaşırarak sapıtıp, şamandıralara bakmaksızın açılıyor. işler şirazesinden çıkıyor sonunda, şemsiye düşmanı bir sağanağa dönüşüyor şaşkın, şevkle giriyor garına. şikayet etmiyorsun, bunun için açtın peronunu, peşpeşedir girişler.

şam’dan şiraz’a dağılıyoruz saat beş olduğunda, geceden gündüze geçişin şimal rüzgarıdır beş, şiir gibi okuyorsun beni o saat, şaşırıyorum hep.

şom ağızları şişlemekle başkaları uğraşsın – şimdi şakaklarımda sen atıyorsun, som.

t

tutku bir tarz halini alınca artık taşıyor ters topuklarımızdan, tavanda toplanıp tavına geliyor. tamamen toz olana kadar, tepine tepine tamamlayacağımı hissediyorum seni, titriyorum, titreşiyorsun. temelde tazıyla tavşansa, kaçan tutuyor tabii. timsal teşkil ediyor takınaklaşan gürzüm, içine tıkıştırdıkça sen. tenin tenime trabzan, tutunarak tırmanıyorum, tramplen gibi tepelere fırlatıyorsun beni, temsil heyetlerimiz teşkilatlanıp tarasızca tutuklamaya teşebbüs ediyor bizi, tırsmaya tenezzül bile etmiyoruz, sıfır tutukluk tetiklerde. tok bir şaşkınlık taşıyor tendonlarımızdan, tutamağımızdan tutup sen tırmanıyorsun bu sefer, boynuma tahtını kuruyorsun, tacını, asanı eline tutuşturmuşum az önce. tamahsız, tavizsiz tavırlar sergileyerek temaşa ediyoruz halvet tecrübesini.

u

uzuyor bazen ayrılık. ulaşmak güç oluyor, uykun kaçıyor, uzanamıyorsun bana, utanıyorum ben bundan, umarsızlığıa kapılmaktan, unutmayışımız ama umutlandırıyor bizi: ufuktaki utku. uzun uğraşlar gerektiriyor kimileyin uğursuzluğu aşıp ufak hazların adasında uçlu bucaklı uçurumlardan atlamak, tutmak birbirimizi. herşey değişiyor tabii, uzuvlarımız uğuldamaya başlıyor uslanmaksızın, usanmıyoruz birbirimize banmaktan, uçmaktan.

ü

üzerime üzengisiz eyersiz binmeni hep isteyeceğim. üleştirilmemiş bir ültimatom sertliğinde ümüğüme çök artık, ümmetin olayım, ümidin kalayım hadi üstele, inme üstümden. ürtiker başlangıcı sandık doktor: tutkalımızı tahmin etmesi beklenemezdi tabii. ülfet istiyorsan, üzülmeyesin: üşenmeyeceğim asla üvercinkam, her üç bin uçuş saatinden sonra tazeleyeceğim brövelerimizi.

v

vaizin veledi vatman olmuş virane veliler ülkesinde: vermem seni, vakit çok geç, beni vezir etmekle vazifelisin, ne işin var tramvayda? vesikalıklarımda bile vezüv gibi ateşinin sıcaklığı vuruyor vecheme, anlıyorlar ki vites atmış, vidanjör söndürememiş, durum vahim vesselam. vakıa ki aşk böyle bir vaziyetmiş. uykunda vurmaya kalkmışsam davuluna duyuyorsun, dayıyorsun gene ateşini avazıma, sil baştan vuslat.

y

yutuyorsun yolumu yıkayan yoğunluğu – yosunsuz yuvarlanıyoruz yamaçlardan yorulmuyoruz yazıklanıyor yabancılar, yakınlığımız yakıyor yüzlerimizi, yakışıyor. yurdun olmak istiyorum: yabansız bir yer, yitmeyeceğin, yetim kalmyacağın, yozlaşmayacak bir yuva. yum gözlerini- yavaşça uzan yanıma, yanağına yaslanayaım yine, yumuşak dudaklarında yüzerek yok olayım, gel yanıma, yağmur gibi.

z

zaman, zor zanaat: zevkten gebermek üzereyken bile zevahiri kurtarmak babında zevatla zevzeklik etmek gerek. ama içimizdeki zemberek kendini kuruyor sürekli; zibaldone gibi biriktiriyoruz bir köşede diğer insanlar ve şeylerle olan rabıtamızı, zabıt tutuyorlar ama ne gam: zaman bizim, zevk bizim. zerdüşt de biliyor bunu bakma, zorlamıyor o yüzden. sena bana, ben sana zimmetliyken, zavallı dünyanın zehiri zıplayamaz üzerimize – onun zırvalarına kulak asılmaz ki. zirveler zerkediyoruz birbirimizin damarlarına. sahici bu zifaflar boyunca zıvanadan çıkmışız, zahiri olan yaklaşamıyor.

zaten biliniyor: zımbadır bu iki zürafanın zembereği.

Author: Fırat Aydın

Share This Post On

1 Comment

  1. Ben Cem Akaş olsam benden bu kadar uzun bir alıntı yapmaya üşenmeyen okuyucularım olduğunu görüp sevinirdim. Gerçi kris olarak da sevindim. :)

    Bana göre bir eserin şahaneliğini belirleyen şey ne içinde hangi harfin kullanılmadığı bilgisi, ne de cümlelerin aynı harfle başlayıp başlamadığı konusu. İlk olarak ilgilendiğim husus bu değil. Öncelikle kitabın bütünlüğünü, anlatımını ve edebiyat zevki verip vermediğini (bu tabir çokoşuma gidiyor) önemsiyorum. O anlamda, içinde hiç e harfi olmayan veya üçbeş harfle yazılmış bir eseri de sırf bu nedenle alıp başımın üstüne koyabilirim.

    Tautogram ise başlı başına emek isteyen bi şey, buna vakit ayıran ve kafa yoran edebiyatçılara ancak saygı duyabilirim. Ve küçümsemek için söylemiyorum; yazarlık dersi veren yazarlar için tautogram ‘biçilmiş kaftan bir uğraş’ da olabilir. Kelimeleri kullanma konusunda pratik kazandırabilecek bu tür kursların eğitmenine, kelimelerle satır üstünde türlü cambazlıklar yapmada mahir olmayı yakıştırıyorum çünkü. Bunun dışında, dil meselelerine kafa yormaktan zevk alan herhangi biri de, onunla her türlü ilgilenmekten keyif alacaktır, bu çok da iyi olur. Örneğin bulmaca çözeceğime tautogram yazabilirim belki, dilin bana sürur verecek olan tüm alanlarıyla uğraşmak isterim.

    Yine de bir yerde yazarlık eğitimi veriyor olsam (bu eğitimlere biraz mesafeli baktığımı kabul ediyorum) şöyle söylerdim: “Evet arkadaşlar bugün tautogram üzerinden bir çalışma yapacağız. İlk etapta birbirimize kelime fırlatıp biraz neşelenebiliriz. Ama unutmayın ki önemli olan şey sonuçtur. Bana en dilbaz metinleri bile getirseniz edebiyat tadı vermeyenin üstünü çizerim. Aslolan anlamdır. Hadi başlayalım.

    a

    aşkın ayazındayım: artık amansız aşkı alabilirsin..”

    :)

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir