Art School Confidential (2006)

Resim yapma yeteneği gelişmiş olan Jerome’un en büyük hayali gideceği sanat okulundan kapacağı bilgileri elindekilerle birleştirerek 21. yüzyılın en büyük sanatçısı olmaktır. Liseden sonra birkaç ünlü sanatçının yetiştiği Strathmore Sanat Okulu’na büyük hevesle kayıt yaptırır. Jerome’un başarısını kanıtlayıp ikinci sınıf galerilerde sergiler açmak gibi amaçları varken, derslere girip çıktıkça bu hevesi balon gibi sönmeye başlar. Hocalarından ve sınıf arkadaşlarından istediği, daha doğrusu hak ettiği olumlu tepkileri alamaz. Başına gelen en iyi şey edindiği kız arkadaş sayesinde eşcinsel olmadığını ailesine kanıtlamasıdır. Zaten o kızı da sonradan başkasına kaptırır… Okuldaki her şey kötüye giderken bir de başlarına Strathmore Sapığı diye tanınan bir seri katil musallat olur.

Diğer öğrenciler arasından sivrilmesini sağlayacak parlak bir fikir ararken eski bir Strathmore mezunu olan Jimmy’ye akıl danışmadan edemez. Sürekli kendisine yardımı dokunacak birileriyle iletişime geçmeye çalışır ama kimse onunla doğru dürüst ilgilenmez. Okulu da askıya alan Jerome gittikçe boka batmaya başlar.

Daniel Clowes’un çizgi romanından senaryolaştırdığı, Terry Zwigoff’un yönettiği filmde başrolü birkaç ay önce vefat eden Anthony Minghella’nın oğlu Max Minghella üstleniyor.

Hayranı çokça bulunan Ghost World’ü de birlikte yazıp yönetmiş Daniel Clowes ile Terry Zwigoff. Birkaç kere televizyonda rastlamama rağmen hiçbir zaman baştan sona kadar izleyemedim Ghost World’ü. Fakat izlediğim kısmı bile bu filmden kat kat daha iyiydi. Ghost World’ü sevenlerin bu filmden nefret edeceklerine adım gibi eminim.

Özellikle öğrencilerin eserlerini sergiledikleri ve yorumladıkları sahnelerde resmen çileden çıktım! Ortada birbirinden güzel ondan fazla resim var ama bizimkiler gidip en kolaya kaçanını, en anlamsızını bulup saçma sapan yorumlarıyla yüceltiyorlar. Eğitmen de dahil gerçeği gören, yani o yüceltilen resimin bir halta benzemediğini açıkça ifade eden tek kişi Jerome. Bunu yapınca da sınıftaki diğer kişilerin aşağılamalarına maruz kalıyor. Üstüne üstlük içlerinde dişe dokunur tek eser onun olmasına rağmen acımasızca eleştiriliyor… Hani, eserler birbirine yakın şeyler olsa belki arada kalır, aptal çoğunluğa hak verebiliriz ama savundukları resimler sanki altı yaşındaki bir çocuğun elinden çıkmış gibi. Birisi çıkıp Cin Ali falan çizse adamlar ölecek yani, o derece. Sınıftaki öğrencilerin çoğu da sanattan bihaber tipler. Nü’yü çıplak manken görecekleri için seviyorlar. Sergilere bedava bira ve çerez olduğu için gidiyorlar. Verilen ödevleri de çoğunlukla yapmıyorlar. İçlerinde sanatla en içli dışlı, en yetenekli olan Jerome hep geri plana itiliyor. Onun olması gereken yerde bütün dönem sadece profilden araba ya da tank resimleri çizmiş olan Jonah bulunuyor.

Vahim durumda olan sadece öğrenci cephesi değil. Eğitmenleri de aynı kefeye koyabiliriz. “Kız için yapıyorsan seni desteklerim!” gibilerinden tavsiyeler veriyorlar. Örnek aldıkları sanatçılara, onların bulundukları yerlere gelebilmek için ne yapmaları gerektiğini sorduklarında “Bırakın bu ayakları! Sizin asıl merak ettiğiniz bankada ne kadar param olduğudur!” gibilerinden cevaplar alıyorlar. Kimse kimseye sanat hakkında olumlu bir şey söylemiyor. Yirmi beş yılda yaptıkları beş tane üçgenin hak ettiği değeri göremediğinden falan bahsediyorlar. En hevesli olanlara da destek yerine köstek oluyorlar.

Gerçeklikten metrelerce ötede seyreden senaryosundaki mantık hatalarıyla seyirciyi aptal yerine koyan berbat bir film bu. Uzun zamandır böyle kötüsünü izlememiştim.

akincetin@tramvayduragi.com

Author: Akin Cetin

Share This Post On

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir