Antichrist

Dikkat: Bu yazı filmin sürpriz sayılabilecek gelişmelerini de içermektedir.

Antichrist, Lars von Trier’in ortalığı karıştıran son filmi. Yönetmenin filmleri hakkında her zaman çelişkili düşüncelerim oldu, sineması hakkında net bir fikrimin olduğunu söyleyemem. Provokatif tavrını bazen seviyor, bazen de abartılı buluyorum. Son filmiyle ilgili düşüncelerim yine belirsiz. Açıkçası filmle ilgili bir fikrim var, ancak tam karşıt bir fikre de tamamen yanlış diyemeyeceğimin farkındayım –yine de böyle düşünmeye devam edeceğimin de. Kimseye böyle bir filmden nasıl bu sonucu çıkardın diye karşı çıkabilecek durumda değilim, çünkü film buna izin vermiyor. Yönetmenin aslında izleyicilerine yapmak istediği şeyin tam olarak bu olduğunu düşünüyorum. Duygusal olarak hırpalanmış, kafa karışıklığı ve sorular içinde kalakalmak. Belki kızmak ve nefret duymak da, ama onun oyununa gelmeyeceğim.

Adam ve kadının ağır çekim, siyah beyaz, neredeyse ilahi bir sevişme sahnesiyle açılır film. Prolog adı verilen bu bölüm bir bebeğin yatağından kalkarak sevişen anne ve babasına bakıp pencereden düşmesiyle sonuçlanır. Bundan sonra yas, acı ve umutsuzluk bölümleriyle film devam ederek epilog bölümüyle de sonuçlanır. Çocuğunu kaybetmiş bir ailenin klasik dramına hiç benzemez filmde yaşananlar, ebeveyn olmaya ve kayba pek az değinip kadın ve erkek kimlikleriyle uğraşır film. Adamın kadın tarafından işkence görmesi ve kadının adam tarafından yok edilmesiyle de noktalanır.

Yas bölümünde akıllı ve mantıklı davranıp karısını bir vaka olarak ele alan adam eleştiriliyor gibidir. Kadın duygularıyla hareket eder ve acı çeker. Adamsa mesafeli tavrıyla kadına yardım ediyor görünürken aslında -aynı kaybı yaşadığı halde- anlayışlı bir ilgi gösteremediği için insan bile değildir. Ancak daha sonra kadın, bitirmeye uğraşırken yarım bıraktığı tezi “kadın katliamları”nın da etkisiyle kadının bir şeytan olduğuna ve doğasında kötülüğün olduğuna inanır. Kadına göre kendisi bu nedenle çocuğunun ölümüne göz yummuş, kocasına da bu nedenle işkence etmiştir. Böyle düşünen bir kadın da erkek tarafından öldürülür. Cadı kahkahaları atan bir canavara dönüşen kadın yakılarak yok edilir.

Filmin ya feminist bulunması ya da kadın düşmanı ilan edilmesi çok ilginçtir. Çünkü gerçekten her iki okumayı da içinde barındırabilir bu film. (Ben kendi adıma feminist okumayı biraz zorlama buluyorum.) Bence Trier tüm kafa karışıklığını ve çelişkilerini bilerek filmlerine yansıtan bir yönetmen ve film bu nedenle her iki türlü yorumlanabilir görünüyor. Ancak kadını cadı gibi gösteren yakın planlar ve adamı doğadan sakin bir ruh haliyle beslenirken gösteren plan ile kendi görüşü hakkında düşündürüyor yönetmen. Rasyonel davranan adamı eleştirmekten bu gibi sahnelerle vazgeçip kadının hisleriyle hareket edip doğaya yenildiğini söylüyor sanki. Kadını kötülük simgesi olarak görüp cadı ilan ederek yok edenlere de sanki kadın duygularıyla hareket edip aklını yitirdiği için hak veriyor. Toplumsal bakış açısı ve “akıllı erkeğin” baskısıyla da olsa sonuçta kadın deliriyor ve yok oluyordur işte. Hem böyle kolaycı bir ayrım bile -akıllı erkek, duygusal kadın- cinsiyetçi bir yaklaşım olmuyor mu? Başlarda izleyici, kadının adamın boyunduruğu altına girmesine ve her söylediğini yapmasına karşı çıkarken, kadının kontrolünü yitirmesiyle birlikte adamın tarafına geçiyor ve kadının yok edilmesi gerektiği düşünüyor. Bu nedenle bana adam, kadın ile iletişim kurmayı bilmediği için onu yok ediyor görüşü biraz naif geliyor.  Bazı anlarda kadının sadece çocuğunu kaybeden ve vicdan azabı içindeki bir anne olduğu için böyle davrandığını ve kendini yok edemediği için de adamın onu öldürmesini sağlamaya uğraştığını düşündüm, ama tabi yönetmen buna da izin vermedi.

Bütün bu düşüncelerime rağmen yazının başında söylediğim gibi farklı bir düşünceye de karşı çıkamıyorum, çünkü film her iki düşünce için de sağlam kanıtlar ileri sürmüyor ve bunun tam da yönetmenin istediği şey olduğuna eminim. Her filminden sonra olduğu gibi bu filmden sonra da herkes birbirine girerken Trier’in bir köşede durmuş tartışmaları kahkahalarla izlediği düşüncesindeyim. Onu bazen tam bu yüzden seviyor ve sevmiyorum.

Not: İzleyenler filmle ilgili düşüncelerini yazarlarsa sevinirim.

Author: Nezaket Kartal

Share This Post On

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir