Annie Hall

Woody Allen’ın 1977 yapımı filmi. Komedyen Alvy Singer (Woody Allen) ve Annie Hall (Diane Keaton) arkadaşları aracılığıyla tuhaf sayılabilecek bir şekilde tanışırlar. Görüşmeye başlarlar, aşık olurlar, birlikte yaşarlar ve ayrılırlar. Yani bildiğimiz gibi hep, Alvy nevrotik, kadınlarla sorunları olan, gergin bir karakter yine, Annie de ona benziyor sanki biraz, şaşkın, özgüvensiz.. Aslında tam da birbirlerini bulmuş gibi görünüyorlar, ama tabi ki öyle olmuyor.

High Fidelity, Eternal Sunshine of the Spotless Mind ve ilişkilerle ilgili pek çok filmin atası sayılabilecek bir film bu. Birbirlerini çok sevdikleri halde karmakarışık hale getirilmiş ve artık yürütülemeyen bir ilişki söz konusu. Hüzünlü bir hikayesi var tüm eğlenceli taraflarına rağmen, aslında Woody Allen’ın ilişkilerle ilgili karamsar bakış açısına sahip denmeli. Woody Allen sinemasını takip edenler bilir, ilişkiler güzel başlar ve hep düğüm olup biter, ancak sonra aşk yeniden çıkagelir.. Her aşk da hemen hemen aynı şekilde başlar, öyle de biter, gülerek alınan kitaplar ayrılırken paylaşılamaz, sabahlara kadar yapılan konuşmalar yerini tedirgin sessizliklere bırakır, yepyeni bir şeyin heyecanı zamanla aynı şeylerin sıkıcılığına dönüşür, önceleri ilginç görünen farklılıklar sonraları her tartışmanın başlıca konusu olur, cinsel sorunlar ortaya çıkar, ufacık şeyler büyütülüp dayanılmaz hale getirilir ve her şey biter; ayrılıktan sonra ise bir süre boşluğa düşülür ve her şey korkunç görünür, ancak belli bir zaman geçince güzel anlar geri gelir. Alvy ile Annie de aynı şeyleri yaşarlar, ayrılıklarının üzerinden zaman geçtikten sonra görüşürler; tüm kıskançlıklar, tartışmalar, farklılıklar geride kalınca Alvy ne kadar şanslı olduğunu, Annie’nin harika biri olduğunu hatırlar. Çünkü aşk her şeye rağmen, tüm bu karmakarışık haline rağmen güzeldir, belki biraz bunlarla güzel..

Hüzünlü, gerçekçi ve hoş bir aşk hikayesi bu, Woody Allen’a has garip ve güzel detaylarla dolu, Alvy’nin kameraya bakıp izleyicilerle konuştuğu bölümler, ya da Alvy ile Annie’nin kendi geçmişlerinde dolaşıp gençliklerini izledikleri bölümler gerçekten çok güzel. Bunlar dışında çok da eğlenceli, hemen tekrar izleme isteği uyandıran özel bir film, o kadar güzel yazılmış diyaloglar var ki hemen onları tekrar duyabilmek için bile yeniden izlemek istiyorsunuz. Belki her aşık olunduğunda ya da bir ilişki bitirildiğinde izlenmeli, belki de bir bahane bulup sürekli izlenmeli. Bir arkadaşımın bu film için dediği gibi tam da; “filmin sonunda gözyaşlarım akarken gülüyordum da..”

Son söz ise Alvy’den;

“Adamın biri psikiyatriste gider ve ‘doktor kardeşim delirdi, kendini tavuk sanıyor’ der. Doktor ‘neden onu getirmediniz?’ diye sorar. Adam ‘Getirirdim ama bana yumurta lazım’ der. İlişkiler hakkında ben de böyle düşünüyorum. Tamamıyla mantıksız, çılgınca ve saçmadır, ama sürdürmek zorundayız, çünkü çoğumuzun yumurtaya ihtiyacı var.”

nezaket@tramvayduragi.com

Author: Nezaket Kartal

Share This Post On

4 Comments

  1. Annie Hall muhteşem bir film. Woody Allen zekasının en güzel örneklerinden, birçok filmin atası olduğu görüşüne de katılıyorum. Öyle çok şey var ki bu filmde zaten etkilenenmemek mümkün değil sanırım. Purple Rose of Cairo ile beraber favori Woody’lerimden..

  2. henüz izleyemediğim için yeniden hayıflandım ama bu defa gerçekçi bir girişimim oldu izlemek üstüne.. sanırım yarın gece karşılaşacağız.
    ancak izlememiş olsam da ilişkiler üstüne kurduğun cümleler; çok tanıdık ve yaşantılarımızın parçası. okurken, izlerken, kişisel alanlarına dahil olduğumuz arkadaşlarımızın yanındayken gözümüzle görebildiğimiz, karşılaştırmasını yapabildiğimiz, kendi davranışımıza dönerek farkındalık geliştirdiğimizi sandığımız “iletişim dönüştürücü”leri.. ancak gözümüzle gördüğümüzde ne kadar fark ettiğimizi düşünsek de ya da henüz içinde değilken hiç üstümüze alınmayıp alaysı gülümsemelerimizi savursak da pek çok kez benzer yollardan geçerek aynı çıkmazda buluyoruz kendimizi. başlangıçta keşfetme arzusuyla yaklaştığımız her şey az ilerde canımız sıkacak ayrıntılara dönüşüyor. ne kadar biçim değiştirirsek değiştirelim aynı klişelerle başka bir şey haline getiriyoruz ilişki^yi.. her şey bittiğinde yani aslında sadece değiştiğinde; flulaşıyor geçmiş.. şimdi^den bakıldığında ise her şey -acı çektiğimiz günler bile- çok özenilesi ve özlenilesi hale geliyor.
    kendimizi ve diğerini bir ilişki içinde kaybetmemek adına bu tür bir ayna^ya defalarca bakmayı seviyorum sanırım ben. bu yüzden High Fidelity, Eternal Sunshine of the Spotless Mind gibi Annie Hall da defalarca izlemekten keyif alacağım bir film olacak sanırım.

    -biliyorum bana vermiştin bu filmi,çok önceden. ama şimdi^nin bilgisine sahip değildim ve çalışmayınca peşine düşmemiştim galiba.-

  3. Bu filmde ağır basan; filmin diger “Woddy Allen klasikleri”nden ayrı kefeye konulmasını ve o haliyle incelenmesini sağlayan ayrıntı; Allen’in bu filmde “entelektüellik” kavramını sorguluyor oluşudur. Filmin cazibe odağını yükselten ise; bu öz(el) eleştirinin seyirciye salt filmden fazlasını aktarabilmesidir.. Ki buna benzer bir durum, Herbert Ross’un yönetmenliğindeki “Play it, again Sam”deki rolunde de gozlemlenebilir Allen’in lakin bu ayrıntı burada çok daha nettir. Artı olarak filmdeki “kafkaesque” kelamını unutmamak lazım. Filmi arada raftan indirip hatırlamak lazim.

  4. “- Bilirsiniz sanatta her şeyin kusursuz olmasını istersiniz çünkü hayatta böyle olması çok zordur..”

    Woody Allen aşk gibi sulandırılmaya çok uygun bir kavramı, öyle bir yere getiriyor ki, yalnızca saygı duyuyorsunuz. Şu filmin içine iki hisli melodi, iki slow-motion atılsaydı belki de nefret ederdik. İşte sorgulayış hadisesindeki ince işçilik Allen’ı bu kadar özel kılan -bence-.

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir