An Evening With Neil Hannon İstanbul

Neil Hannon’ın “An Evening with Neil Hannon” kapsamındaki Avrupa turnesinin son konseri için İstanbul’a uğrayacağını öğrendiğim andan itibaren tamamen bu güne şartlandım ve konseri beklemeye başladım. Mekan olan Ghetto hakkında -sonradan haklı çıkacağım- bazı endişelerim vardı ancak ben bu adamı beş yıldır bekliyorum, konser Unkapanı SSK’da olsa bile giderdim! (Belki daha az gürültülü olurdu!) Hemen ilk günden biletimi alıp, kapı açılır açılmaz arkadaşlarımla birlikte sahne önünde yerimi aldım.

Neil benim için çok özel bir yerde duran, okunacak, özümsenecek şarkılar yazan ve şarkı sözü ile şiir ayrımını hükümsüz kılan muhteşem bir adamdır. Her şarkısı bir şiirdir, güzel bir öyküdür, gözlerinizi kapatırsanız kısa filmler dolaşır aklınızda. Ayrıca kendisi Bergman seven, Dante-Nabokov-Kafka vs. okuyan, Ibsen oyunlarına meraklı bir arkadaşımdır, canım sıkıldığında konuşuruz. Kırık kalple doğmanın zorluklarından bahseder, gel uçalım kaçalım der, boşver bunları okuyalım, yanlışlarımızı söyleyelim itiraflar rahatlatır der, çok iyi bir arkadaştır, insanı rahatlatır.

Yaptığı tüm albümler belli bir seviyenin üzerinde olan bu küçük adamın son albümünden -Bang Goes the Knighthood- sonra Avrupa’yı dolaşırken verdiği konserleri izliyordum. Sessiz ve naif ortamda, önünde piyano, arkada bordo perde, sahnede ince kravatı ve takım elbisesi ile Neil Hannon! Benim için olabilecek en güzel sahne!


Benim için konserin en güzel anı A Lady of a Certain Age

Neil Hannon sahneye teşrif etti, elinde çantası ve ikinci şarkıda fırlatacağı şapkası ile piyano başına geçti küçük mucize adam. Sağına soluna dikkatle bakan, son derece sempatik ve keyifli birisi. Şarkılar sırasında da seyirci ile konuşması, kızması ve sinirlenmesi gereken onlarca şey olmasına rağmen inatla sakin kalması kendisine olan sevgimi ayrı bir boyuta taşıdı.

Daha önceki setlistlere bakmıştım, bu yüzden konserin Assume the Perpendicular ile başlayacağını ve Pop Singer ile devam edeceğini tahmin ediyordum. Neil son albüm ağırlıklı bir liste yapmış olsa da eskilerden de epey şarkı çaldı, son bölüme aklımda kalan listeyi ekleyeceğim. Bu piyano ağırlıklı gecede Mastermind, Born With a Broken Heart, Lost Property ve Edward the Confessor gibi harika şarkıların olmayacağını biliyordum, yine de bir mucize olsa diye bekledim, olmadı ama sağlık olsun. Benim için tüm The Divine Comedy şarkıları kabul edilebilir olduğundan listeye pek bir şey demiyorum, ayrıca Tonight We Fly ve Sweden gibi şarkıları konser sırasında daha da çok sevdim.

Neil Hannon uzun zamandır beklediğim The Divine Comedy konserinin muhteşem olması için elinden geleni yaptı, tüm aksaklıklara rağmen benim için harika bir gece olmasını sağladı ama o aksaklıklara değinmeden edemeyeceğim. (Gelemeyenler için -biraz da rahatsızlığı açıklayabilmek adına- çektiğim iki videoyu ekledim)

Öncelikle Radyo Eksen’in sponsor olduğu konserlerin her zaman aşırı derecede konuşkan ve müzik cahili bir kitleye ev sahipliği yapması sanırım tesadüf olamaz. Maalesef ki Eksen de bu kitleyi besliyor ve büyütüyor, sahnede sadece piyano-gitar ve bir adamın bulunduğu konseri “Radyo Eksen Partisi” şeklinde lanse etmelerinden olsa gerek gelenler parti havasında durmaksızın dolaşıyorlar ve konuşuyorlar. Neil’in neredeyse her şarkıda yaptığı “sessiz olalım” uyarılarını kaale almamaları bir yana, adamın “çenenizi kapamalısınız” uyarısını bile sallamıyorlar, öylesine bir parti sevdası. Eksen’in Devotchka konserinde birbirine inatla Bodrum anılarını anlatan davetliler yüzünden beş şarkı dinleyebilmiştim, bu gece sahnenin önünde olsam da arkalarda çıldıranlar olduğunu tahmin etmek zor değil.

Ghetto ise maalesef ki müzikten önce ticareti düşünen, sahnedekinin “etinden sütünden” faydalanalım politikası ile dinleyiciyi sürekli rahatsız eden bir mekan. Daha ikinci şarkıda, sessizce dinlenmesi gereken piyano çalarken sahne önüne kadar gelip, bira tepsisini sahne kenarına koyarak “bira ister misiniz” sorusunu üç kere yüksek sesle sormaları kabul edilebilir bir davranış değil. Mekanda olması gerekenden fazla seyirci vardı, muhtemelen fazla bilet satıldı ya da orantısız davetli vardı. Ayrıca sahne ve barın durduğu alan son derece hatalı. Sahnenin sağından ve solundan giriş çıkış olması, sürekli açılan kapı, içeri gelen rüzgardan uçuşan perdeler ve kapıdan gelen ışık ve sesin sahne bütünlüğüne tecavüz eden yapısı gözden geçirilmeli. Ayrıca bar bu tip konser mekanlarında sahne ile tam ters yönde olur, hemen yanında ve ortada olmaz ki müzik dinleyenle içki alanlar birbirine girmesin. Ghetto’nun iyi bir mekan olması için öğrenmesi ve düzeltmesi gereken çok şey var. Önceliği müziğe verme ve daha iyi bir dinleyici kitlesi oluşturma konusunda İKSV Salon’dan ders alabilirler, yoksa kendilerine düzenleyecekleri sonsuz Ayhan Sicimoğlu konserlerinde başarılar dilerim!

Müthiş bir gitar solo ile Becoming More Like Alfie!

Mehmet gibi şarkı listesi ekleyeyim, aklımda kalanlar, sıralama olmadan.

Assume the Perpendicular / I Like / At The Indie Disco / If / Becoming More Like Alfie /National Express / A Lady of a Certain Age / The Frog Princess / Sweden / The Certainty of Chance / Complete Banker / The Pop Singer’s Fear of The Pollen Count/ Everybody Knows (Except You) / Perfect Love Song /Generation Sex / Our Mutual Friend / Tonight We Fly / The Lost Art of Conversation/ Songs of Love / Don’t You Want Me (Cover)

Author: Burak Kartal

Share This Post On

6 Comments

  1. Artık konser dinleyicisi ile konsere dostlar görsün diye gidenleri ayırsınlar. Sırtını sahneye dönüp o haftaki satış raporlarını konuşanları, tatilde hangi tatil köyüne gideceklerini kararlaştıranları dinlemek için gitmiyorum konsere. Neil Hannon’i eve çağıramayacağıma göre, artık susun, müzik dinleyelim.

  2. Gitmedim ama anlatılanlar doğruysa yazıklar olsun bizim müzik dinleyicilerimize. Neil Hannon’a defalarca “sessiz olun” dedirtmek ne demek ya, ilkokulda müzik öğretmeni değil ki bu adam..

  3. dün konserden döndüğümden beri birileri yazsın diye bekliyorum, oysa herkes eksen’e nice 10 yıllar dileme derdindeydi, yazıyı görünce nasıl sevindim. neil hannon şaka yapıyorum dese de bence kendisi gerçekten “living legend” ve radyo eksen’in 10. yıl partisinin warm-upçısı gibi sahneye çıkmayı da hiç hak etmedi, içerdekilerin yarısı parti için oradaydı, konser için değil.sahneyi terkettiği anda “evet neil hannon’a teşekkür ediyoruz eğlence devam ediyor” diye anons yapıldı ya? zaten konser boyunca ne insanların sesi kesildi, ne de bardan gelen bardak sesleri.bis için dönerken bile kendini dışarı atmaya çalışan insanları yararak geçti neil hannon -ki dönmemesi hiç şaşırtıcı olmazdı.sadece neil hannon’ın performansıyla unutulmayacak bir gece olsun isterdim ama radyo eksen ve ghetto’nun beceriksizliği de hep aklımın bir köşesinde olacak.evet eksen, nice yıllara.

  4. Katılıyorum, konser boyunca sürekli bir uğultu vardı ve oldukça rahatsız ediciydi. Bence sorun bu konserlerin Ghetto veya Babylon gibi konser mekanı olmaktan ziyade bar/klüp tarzı işletmelerde yapılması ve insanların bu algıyla orada bulunması. Yani Ghetto’ya geldi diye konserden veya müzikten ziyade insan başka şeylere odaklanıyor, bu da sırf konser için orda bulunan kitleyi tabiki rahatsız ediyor. Üstüne üstlük akustik bir performans olunca bu daha da sıkıcı bir durum yaratıyor.

  5. gelemedim, susamadım, dinleyemedim. ikinci bir şans olmasını canı gönülden dilerim.

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir