An Education: Pek de masum olmayan kocaman adam-küçük kız aşkı

Dikkat: Bu yazı filmin sürpriz sayılabilecek gelişmelerini de içermektedir.

Nick Hornby eli değmişsenaryoya, büyük adam küçük aşk teması var, frankofon detaylar, mutlaka gitmeli oh la la nidaları atarak gittim An Education’ı izlemeye. Yok aslında pek öyle değilmiş, anladım.

Film; anne babalarımızın bizi uyardıkları biçimde “Aman kızın yabancılarla konuşma, arabalarına binme” diyerek başlıyor. Etkileyici bir adam, bir gün bir kızla tanışıyor. Başta dostane gibi görünen yakınlaşmaları, adamdaki şeytan tüyü sayesinde kızın ailesinin de olurunu alıyor. 16 yaşındaki bir kızın gözünde parıltılar beliriyor. 30larında ve belirli bir zevke-paraya sahip insanlarla zaman geçirmek onu büyütür sanıyor. (bkz: 16 yaşında hayatın anlamını çözdüğünü sanan kız) Adam bir dolandırıcıdır ama olsun diyor, hayatı yaşıyor en azından, eğleniyor diyor. Adam onu etkiledikçe etkiliyor, aşk bacayı sarıyor. Durumun ciddiyetinin farkına varan 1960lı yılların İngiliz aile babası da yapması gerekeni yapıp “Okulun koy götüne kızım, zengin kocayı tak koluna, hayatı yaşa” diyor. Hanımkızımız oh la la diyor, sigarasını içiyor, chanson kafası takılıyor, yüzüğü takıyor. Derken adamımızın salt dolandırıcı değil hem de evli ve çocuklu olduğu ortaya çıkıyor ki bu esnada kızımız okulu büyük bir afra tafrayla bırakmış oluyor bile.

“An Education” genel hatlarıyla böyle demek istemezdim. Zira başlangıcında saydığım filmi seçme sebeblerim manasızlaşıyor filme böyle bakınca. Ki denememe rağmen farklı bir yerden de bakamıyorum. Büyük adam küçük aşk etkisine girmeye çalıştığım en naif anlarda araya giren diyaloglar çat diye beni benden alıyor. Misal hanımkızımızın bekaretinin bozulacağı gece sevdiği adamın “İşin bu kısmını muzla halletsek” demesi sinema salonunda “Öeh!” diye bağırmama engel olamıyor.

Filmde en sevdiğim şey sarışın aptal rolündeki Helen ablaydı. (Rosamund Pike) Aptaldı, yüzeyseldi ama aslında çok güzel yorumları da vardı. Lakin söylediği şu söz, fakültemi sorgulatıp hayata siyah gözlüklerle bakmama yol açmadı değil:
(Hanımkız Jenny’nin okulu bırakıp, üniversiteye gitmeme kararı alması üzerine)
Helen: Üniversite konusunda söylediklerimde akılladın. Artık güzel olacaksın.

Ya biz ne olacağız Helen?

Yine Helen zat-ı alilerinden Jenny’nin bir türlü başarılı olamadığı Latince dersine yönelik verdiği moral:
Helen: Üzülme, biri bana 50 sene sonra Latince konuşan kimse kalmayacağını söylemişti.

An Education’ın kadrosuna bakarsak ise başroldeki 16lık çıtır rolünü Public Enemies‘de de oynayan Carey Mulligan canlandırıyor. Onun gönlünü çalan dolandırıcı ve olgun erkeğimiz Peter Sarsgaard oluyor ki o çapkın bakışlarıyla gayet yerinde bir seçim olmuş. Yönetmen kısmında Lone Scherfig isimli Danimarkalı yönetmen görülüyor.

Filmin konusundan bu kadar bahsetmişken, sonunda Jenny’nin kendi çabalarıyla Oxford Üniversitesi için hazırlanıp, Oxford’tan mektup geldiğinde her gün yaşadığı sıradan bir olaymışçasına mektubu masada bırakıp, ne bir bağırma ne bir sevinç, en ufak bir mimik bile olmaksızın, büyük bir olgunlukla bunu karşılamasını da şaşkınlıkla izledim.

An Education bu kadar mı kötüydü? Hayır aslında, güzel kısımları da vardı ama senaryoyu daha ustaca ve eleştiriye bile kapalı olacak şekilde pürüzsüz beklerdim sanırım ben. Bir de Jenny kızın tüm o maceralardan sonra Oxford hallerine girmesi az biraz kıskançlık yaratmış olabilir.

an education: jenny verdiğiyle kaldı ama o oxford’ta, bense marmara.

Heyhat, altı üstü bir film ama bu, değil mi?

Derkenar: İşbu yazı, Tramvay Durağı’ndaki ilk sinema yazımdır. Sinema konusunda überbilgiliyim, dediklerimin üstüne tanımam vesair demem, diyemem. Yazımın yegane amacı, konusuna-afişine-senaristine tav olup gittiğim filmin aslında acımasızca eleştirebilecek yönlerinin olduğunu fark ettiğimde yaşadığım hayal kırıklığını paylaşmaktır. İyi okumalar olsun!

Author: Dide Gokay

Share This Post On

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir