Alkazar Sineması Kapanıyor…

Alkazar Sineması kapanıyor. Peki Atlas Sineması’nı kim koruyacak, ya o “filmi başlatayım mı arkadaşlar” diyerek fikrimizi alan makiniste sahip minicik Yeşilçam Sinemasını…

Bir zamanlar hatırlayan var mı bilmiyorum, Alkazar Sineması’nın salonlarından birinde –belki hepsinde vardı- “Lütfen koltuklara ciklet yapıştırmayınız” uyarısı görmüştüm. Ama artık sinema salonları seyircisiyle ilişki kurmuyor. Biletin barkodunu okutarak turnikelerden geçiyor, bahşiş almayan ve yeri de eliyle şöyle bir işaret eden yer göstericilerin oturttuğu koltuklarda oturup film izliyoruz.
Beyoğlu Sineması kapanacak korkusu yaşadık önce, kapanmadı ama mecburen farklılaştı. Emek Sineması şu anda kapalı. (Festival zamanı açılacakmış deniyor, umarım doğrudur.) Ve Alkazar Sineması kapanıyor. Tuvaletlerinde bile fragmanların döndüğü, reklamlar yüzünden filmlerin yarım saat geç başladığı, daha fazla seans koyabilmek uğruna kapanış jeneriklerinin izletilmediği, filmin hafta ortası bir gün, “gişe” yapmadığı için gösterimden habersizce kaldırılabildiği sinemalara kalıyoruz sadece. Film izleme deneyimi değiştikçe, film izleyicisi de değişiyor. Geçenlerde “Yahşi Batı” filminin gösteriminde iki lise öğrencisi yerlerini beğenmedikleri için yer göstericiyle tartışıyorlardı. İstedikleri yere oturmak istiyor, “yerimizi seçtirmediler aşağıda, her sinemada yer seçtirilir” diyerek kendilerini savunuyorlardı. “Ortalardan olsun” denilerek bilet alınan bir çağ sanırım artık tamamen kapanıyordu. Peki biz, sinemayı teknolojik bir gelişme olarak algılamayan, bahşişlerini elinde hazır tutmaya alışan “acaba parayı geç mi verdim, yer gösterici bana ters mi baktı” diye endişelenen, filmden çıkar çıkmaz alışveriş merkezinde kaybolmak istemeyenler, nerde, nasıl film izleyeceğiz? Yusuf Atılgan görürse bizi nasıl tanıyacak?

Adalet Dinamit’in veda mektubu:

“Mahalle bakkallarının toplumsal yaşamın önemli bir parçası olduğu yıllarda, Ferhan Şensoy, ‘Kahraman Bakkal Süpermarket’e Karşı’ oyununu yazmış ve tiyatrosunda oynamaya başlamıştı. Alkazar Sinemasını bütünüyle yenileyerek 28 Şubat 1994 tarihinde ‘Germinal’ filminin gösterimi ile açılışını yaparak, yeni bir film programı anlayışı ile sinemaseverlerin hizmetine sunan biz Alkazar sinemasının yönetimi; buruk bir hüznü tüm benliğimizle hissettiğimiz şu günlerde bu oyunu yeniden anımsadık.
Büyük alışveriş merkezlerindeki son derece yüksek yatırımlarla yapılan, teknolojik olanaklarla donatılmış olan ve popüler, ticari filmleri izleyiciye sunan 8-10 perdeli sinema salonlarına karşı ya da yanıbaşında adeta kahraman bakkallar gibi küçük, iddiasız sanat sineması olmayı sürdürecek gücümüz ne yazık ki kalmadı.
Sinema salonunu kapatmak zorunda kalışımız nedeniyle, tüm eksikliklerimize rağmen ısrarla Alkazar sinemasında film izlemeye devam eden Alkazar müdavimlerinden ve dostlarından özür diliyoruz.
Bizler, uzunca bir dönem porno filmler gösteren Beyoğlu’nun en eski sinema salonlarından birini, estetik kaygı ile çekilen ve sinema sanatına katkıda bulunan filmlerle izleyiciyi bu tarihi mekanda buluşturabilmek için devir almıştık. O tarihten bugüne kadar, dünya sinemasının ve ulusal sinemamızın seçkin örneklerini izleyiciyle buluşturma çabasında olduk. Geride kalan 16 yılı izleyicimizle birlikte mutlulukla geçirdik.
‘Biz Alkazar sineması ile büyüdük’, ‘Bizim için Alkazar sinemasının yeri ayrıdır’ diyen genç arkadaşlarımızla burada tanıştık, onların taleplerini yerine getirmeye, beğenilerini yönlendirmeye, etkilemeye çalıştık. İzleyicilerimizden çokça etkilendik. Onların Alkazar sevdası nedeniyle, her türlü olanaksızlığa, zorluğa direnmeye çalıştık.
Ancak, ne yazık ki artık maddi ve manevi olarak direnecek gücümüz kalmadı. Alkazar sineması, çok uzun bir zamandan beri sınırlı sayıdaki izleyicisinin film izlemek için ödediği bilet satış geliri ile yetinmek zorundaydı. Kendileri de birer Alkazar sevdalısı olan Alkazar sinemasının işletmecileri, son yıllarda bu işletmeyi yaşatmak için ellerinden gelen her şeyi yaptılar, maddi ve manevi her türlü özveride bulundular, ama işte buraya kadar.
Sinema salonlarına bırakınız en küçük destek vermeyi, sinemaları birer sanat mekanı değil, eğlence mekanı olarak görüp olağan vergisel yükümlülüklerinin yanı sıra ayrıca bir de eğlence vergisi adıyla ek yükümlülük getiren, sinema salonlarını Amerikan film endüstrisinin popüler, ticari filmlerine mahkum eden merkezi yönetim, Kültür Bakanlığı, Belediye yönetimleri adına sizlerden özür diliyoruz.
Zaman zaman ekonomik güçlükleri aşabilmek adına, izleyicilerimizin eleştirisine neden olan filmler izlettirdiğimiz için de özür dileriz. Alkazar müdavimlerini, izleyicilerini hayal kırıklığına uğratmamak adına ve devam edebilecek olanaklara sahip olmamamız nedeniyle Alkazar sineması kapanıyor. Kurucu ortaklarımızdan merhum Onat Kutlar”ın da katkısı ve emeği ile 16 yıl önce açtığımız beyaz perdemizi karartmak ve size veda etmek zorunda kaldık. Bunu bizden duyun istedik.

Tek dileğimiz, başka beyaz perdelerin kararmamasıdır.

Hoşçakalın.”

Not; Son iki yılda kapanan sinema salonu sayısı 35.

Author: Nezaket Kartal

Share This Post On

8 Comments

  1. Önceleri Açık Hava Sineması varmış. (Mişli geçen zamanımın sorumlusu ben değilim.) Ben hiç açık hava sinemasında film izlemedim, annemler anlatırdı. Sonra kapalı mekanlara sığmaya başladık, doğa şartlarından korunduk, alandan kazandık. Yine de sandalyeden koltuğa evrim uzun yıllar aldı. Film izlemek için salona girmek bile bahsettiğin gibi ayrı bir güzellikti, hele Beyoğlu’nun gergin amcası ile mücadele! Daha film başlamadan kalbin farklı heyecanlarla hareketleniyordu. Ama artık Teknoloji her şeye el atıyor, iki oyuncu ve muhteşem bir senaryon olsa da film yapmadan bilgisayara danışıyorsun. Avatar da bir film mesela, Persona da. Aynı kategoride olmaları ürkütüyor beni, tıpkı Alkazar ile Cinebonus’ların aynı kategoride hatta mücadele etme zorunluluğu ile yer almasının ürküttüğü gibi. Teknoloji sinemayla var oluyor, büyümesi için de ona ihtiyacı var ama bu arada kazandıklarımızın yanında çok şey de kaybediyoruz, en önemlisi mekanların insanla beraber var olan bir şey olduğu bilincini yitiyoruz. İnsanlığı bırakıp benliğimle devam edersem;
    Nefes almayan, hissetmeyen ve insanı sadece bir görev duygusuyla karşılayan, mükemmelliğin hedeflendiği yerler bana göre değil. Kusurunu sevdiğim yerler istiyorum, oralarda var oluyorum. Alkazar’da üzerime damlayan su için getirilen kovayı, perdeden taşan kadrajı seviyorum. İnsanım, ne mutlu ki barkodum yok! (henüz) Kalan son “gerçek” sinemaları daha çok ziyaret edeceğime dair kendime söz veriyorum. Teknolojiyi zaten evimde misafir edebilirim.

  2. kapanış jeneriklerinin izletilmemesi mi?!
    var mi gercekten boyle bir rezalet?
    hem de istanbul’da?

  3. Öncelikle gerçekten çok üzgün olduğumu belirtmek isterim.
    Ağır ticari yükümlülükler altında ezilip soluğu tükenen her sahne için üzülüyorum. Binlerce kişinin emeği var bu sahnelerde. Bir çoğumuzun bu sahnelerde anısı var. Şimdi ise bu sahne yok oluyor. Alkazar sahnelerinin ilk revize edilmesini hatırlarsınız. O tarihi dokunun üstüne çekilen kırmızı bir kadifeydi. İlk gördüğümde içimde bir şeyler kopmuştu. O zaman teknolojinin kaçınılmaz sonu, adım adım hazırladığını hissetmiştim. İçimde acıyan bir şeylerin sesini sürekli duyarak seyrettiğim filmden de bir şey anlamamıştım.
    Maalesef zaman ezici güç olarak bir çok değeri yok etmeye devam ediyor. Sevgili Burak’ ın da anlattığı gibi sinema ve sahneler zamana ayak uydurmak için büyük bir çaba sarf ediyor. Bazıları bunu başarıyor. Bazıları ise mücadeleden yenik ayrılmak zorunda kalıyor. Ben sinema ile açık sahnelerde tanıştım. Araba ile gidilen genelde başlama zamanına kadar park etmeye çalışan arabaların tozu dumana katmasından dolayı bir şey gözükmeyen, sonrasında da kötü bir perdede yarım yamalak seçilebilen, şimdiki teknolojiden eser olmayan sinemalardı. Kapalı sinemalar da yaygınlaşmaya başlamıştı. Ailece sinemaya gidilirdi. Giriş kapısında beklerken hademeler ayaklarınızın yanında tepelerce çekirdek kabuğunu süpürür geçerlerdi. Sonra aynı tepeleri içeride siz oluştururdunuz. Bunlar güzel anılar olarak hafızalarımıza kazındı.

    Şimdi, ALKAZAR da güzel bir hatıra olarak hafızamıza kazınarak yok oluyor.
    Güle güle …

  4. equinox’a:

    Ben şimdiye kadar bir kaç sinema hariç kapanış jeneriklerinin tamamen gösterildiğini hatırlamıyorum.

  5. Hemen veda sözleri etmeyelim bence. Belki Beyoğlu Sineması için sözkonusu olan değişim Alkazar için de sağlanabilir.

    Yani düşünüyorum da, ben böylesi bir sinemanın sahibi olsam, güzel bir şeylerin sona ermemesi adına “kapanma tehlikesi”nden bahseder, yukarıda bahsettiğiniz ve meftunu olduğumuz türden bir sinema salonunu kaybetmek istemeyen kişileri uyandırmaya çalışırdım. Başka büyük sinemalarda film izlemek yahut kopyasından izlemek yerine “sinemaya dönüş operasyonu” başlatmak için yapardım bunu.

    Belki böyle bir çağrıdır bu da, olabilir. Ümitvar olalım ve akşamları Alkazar’da buluşalım derim.

  6. Keşke Alkazar’ın da bir şansı olabilseydi, ama yokmuş. Nike binayı satın almış bile kristensenn.

  7. evet, maalesef öyleymiş, yeni öğrendim ben de.

  8. zamaninda cok film seyrettigim, ama bir suredir muhtelif sebeplerden ihmal ettigim (askerlik, evime olan uzaklik-beylikduzu)bir sinemaydi..kapanmasina uzuldum gercekten..koltukalri gicirdar, salonu kuf kokardi ama ayri bir havasi vardi hep..bu arada jenerik konusunda ise beylikduzu-afm migros’un hakkini yemeyeyim..salonda kimse olmasa bile jenerigi sonuda kadar oynatiyorlar..

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir