Açılış Sahneleri

Bu aralar listelere dadanmışken açılış sahnelerine de el atayım dedim. Bu fikre şuradan uyandım. Bu güzel blogun sahibesi de şuradan uyanmış. Girişler bizleri nasıl bir şeyle karşı karşıya bırakacakları açısından önemli. Finaliyle bağlantılı olanları daha makbule geçiyor sanırım. Neyse, ilk aklıma gelenleri yazmayayım dedim. Türk filmleri üzerine de çok düşündüm ama Uzak haricinde bir şey gelmedi aklıma. En sonunda Türk filmlerine gereken önemi göstermediğim sonucuna varıp düşünmekten vazgeçtim. Biraz daha zorlayıp bunları çıkardım.

Gerry

Bu filmin bendeki yeri çok ayrıdır. Başka severim. Fakat biraz dışarı çıkıp değerlendirecek olursam Ölüm Üçlemesi’nin en komalık filmi olduğunu söyleyebilirim sanırım. Tekrar içine girecek olursam da filmden çok sinema üzerine bir deneyim olduğunu belirtebilirim. Benim için anlamı budur. Aklım başımdayken bu tarzda izlediğim ilk filmdir. Açılış sahnesi de oldukça hipnotize edici gelmiştir bana. Beni de Gerry yapıp uzaklara götürmüş, çölün ortasında bir yerlerde bırakmıştır. Spiegel im Spiegel’in de payını yadsıyamayız elbette. Yaklaşık altı dakikalık bu sahnede plan sadece dört defa değişiyor. Filmi benim gibi daha başından bu sahneyle birlikte seviyorsanız sonuna kadar gidiyorsunuz. Sevemiyorsanız karakterlere konuşmalar yazıp çay suyu falan koyuyorsunuz.

A Fei jingjyuhn

Wong Kar Wai’nin ikinci filmi. Kendisi kadın ve erkekleri karşılıklı olarak en güzel konuşturan sinemacılardan birisi bana kalırsa. Chungking Express bu duruma bakınız verilecek güzel örneklerle dolu. Days of Being Wild ise onun kadar güzel olmayan ve ondan önce gelen, çok güzel bir açılış sahnesi barındıran ortalama bir film.

Yuddy gelip büfeden kola alır. Ücreti sorar, parayı öder. Kasadaki Su Li’ye adını sorar. Yanıt alamayınca zaten bildiğini belirtir. “Bu gece rüyanda beni göreceksin” diyerek uzaklaşır. Ertesi gün yine gelir. Su Li’nin bitkin bir hali vardır. Yuddy kolayı alıp parayı öder. Su Li “Geçen gece seni rüyamda görmedim” der. Yuddy öyleyse hiç uyumadığını söyler. “Boş iş, kesinlikle beni göreceksin.”

Su Li sonraki sahnede tezgaha kapanmış uyuyordur. Bunu takip eden sahnede Yuddy gelip Su Li’yle arkadaş olmak istediğini söyler. Su Li bunu neden yapması gerektiğini sorar.

Yuddy: Saatime bak.

Su Li: Niye bakayım?

Yuddy: Sadece bir dakika, tamam mı?

Birlikte saate bakarlar. Yuddy saati sorar. Su Li 14:59 olduğunu söyler. Yuddy takvimi teyid eder: “Evet, saat 14:59. 16 Nisan 1960. Ve sen tam bu dakikada benimlesin. Bu dakikayı daima seninle anımsayacağım. Sen de benimleydin. Bunu inkar edemezsin. Çünkü çoktan geçmiş oldu. Bir dakikadan beri seninle arkadaşız. Bu bir dakikayı hiç unutmayacaksın.”

Yuddy uzaklaşırken Su Li’nin içinden şunlar geçer: “O çocuk bu bir dakikayı sahiden hatırlayacak mı, bilmiyorum. Ama ben hiç unutamayacağım.

Submarine

“Çoğu insan kendisini yeryüzünde benzeri olmayan bireyler olarak görür. Bu düşünce, onları her şey yolundaymış gibi yataklarından kalkmaları, yemek yemeleri ve boş boş gezinmeleri için motive eder. Adım Oliver Tate.”

Depresif gibi duran kendini iyi hisset filmlerinden Submarine’in ana karakteri, büyümüş de küçülmüş haliyle Oliver Tate, benzer filmlerdeki başrol akranlarından çok da farklı değil aslında ama onlara oranla biraz daha gerçekçi ve biraz daha başka türlü geldi bana. Max Fischer kadar ukala ama onun kadar girişken değil. Leland kadar vurdumduymaz görünmeye çalışsa da etrafına duvar örmeye gerek duymamış. Donnie gibi cesurca bir şeyler yapabilir sevdiği için. Her neyse, gençlik zor bir dönem. Herhalde yıllar sonra bile güzellikle anımsayamayacağım. Oliver ise “yaşamın üstesinden gelebilmek için kendisini tamamıyla bağlantısız bir gerçeklikte resmediyor.” İnsanların ölümüne nasıl tepki vereceğini düşünerek listemdeki yerini hak ediyor.

Den Brysomme Mannen

Gösterip de elletmemek suretiyle merak duygusunu bu kadar diri tutan başka film izlemedim herhalde. Öldükten sonra gittiği ve orada tekrar ölemediği, bebeklerin ve canlı renklerin olmadığı bir dünyada ışığa ulaşmaya çalıştığı için aykırı ilan edilen Andreas’ın kurtulma çabası izlediğimiz. Tüm bunlara ise hayvanice öpüşen bir çifti izledikten sonra rayların üzerine kendisini bırakması sebep oluyor.

On the Edge

John Carney’nin Once’tan önceki filmi. Cillian Murphy’ye Jonathan Jackson ve Tricia Vessey eşlik ediyor. Kadroda Stephen Rea da mevcut. Murphy’nin canlandırdığı Jonathan babasının cenaze törenine geç kalmıştır. Son anda yetişir. Şapkasını cebine koyup tabuta doğru yaklaşır. Biraz durduktan sonra tıklatır. Eğilip yanıt gelmesini bekler. Gelmeyince “Evet, hala ölü” der. Tabutu nazikçe okşar. Kiliseden çıkıp bisikletine biner ve fonda The Smashing Pumpkins’ten 1979 çalarken caddelerde dolanır durur.

Author: Akin Cetin

Share This Post On

1 Comment

  1. Finaliyle bağlantılı etkileyici açılış sahnesi demişken Vertigo’dan söz etmemek olmaz sanırım.

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir