A Single Man

Christopher Isherwood’un aynı adlı romanından uyarlanan filmde, uzun yıllar birlikte olduğu sevgilisi Jim’i bir kazada kaybeden George’un bir günü anlatılıyor. George için uyanmak; hala burada olduğunun farkına varmasını sağlayan acıtıcı bir eylemdir. Ancak o günün diğerlerinden farklı olmasına kararlıdır. Bu gün onun hayatının son günüdür. Belki de tek bu nedenle üniversitedeki dersinde görünmez olanı görünür kılmaktan çekinmemektedir.

“Naziler elbette haksızdı ama nefretlerinin bir nedeni vardı. Ama bu neden gerçek değildi.

Hayal ürünüydü. Nedeni ”korku” idi.

Yahudileri bir kenara bırakalım.

Başka bir azınlığı düşünelim.Fazla ortada olmayanlardan.

Bir sürü azınlık var. Mesela sarışınlar.Ya da çilli insanlar.

Ama azınlıklar, yalnızca topluma herhangi bir tehdit oluşturulursa tanınır.

Gerçek ya da hayali bir tehdit.Ve korku orada başlar.

Bu azınlık bir şekilde görünmez olursa,korku da çok daha büyük olur.

Azınlıkların yok edilmesinin nedeni de bu korkudur.

Yani her zaman bir neden vardır.

Korku.

Azınlıklar yalnızca insanlardır. Bizim gibi insanlar.

Dikkatinizi kaybettim.

Pekala öyleyse. Bugünlük Bay Huxley’i unutalım.”Korkudan” bahsedelim.

Gerçek düşmanımız, korkunun ta kendisi.Korku, dünyamızı ele geçiriyor.

Korku, toplumda manipüle aracı olarak kullanılıyor.

Politikacılar sürekli kullanıyor.Madison Caddesi’nde ihtiyacımız olan şeyleri almamız için kullanılır.

Bir düşünün.

Saldırıya uğrama korkusu.

Her köşede bir komünist olduğu korkusu.

Yaşam tarzımızı beğenmeyen bir Karayip ülkesinin tehdit oluşturma korkusu.

Siyah toplumun dünyayı ele geçirme korkusu.

Elvis Presley’in kalçalarından korkmak. Belki de en gerçek korku budur.

Kötü kokan nefesimizin arkadaşlığı bozacağından korkmak.

Yaşlanıp yalnız kalma korkusu.

Beş para etmediğimiz ve kimsenin umursamamasının korkusu.

…”

Share This Post On

1 Comment

  1. sanki yarım kaldım okurken tadı damağımda yani

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir