A Guide to Recognizing Your Saints

Dito Montiel’in otobiyografisinden uyarlayarak yönettiği, seyirciye tekme tokat girişen (bu tanımlamayı bu film için yapmayı çok seviyorum) ilk filmi.

Otuzlu yaşlarındaki Dito’ya çocukluk arkadaşı Nerf’ten telefon gelir. Nerf, Monty’nin çok hasta olduğunu, hastaneye gitme konusunda direttiğini ve yardıma ihtiyacı olduğunu söylemektedir.

Gençliği 1980’lerin Queens’ine denk gelen Dito, okuldan arta kalan zamanlarını korumacı ve ona karşılıksız bir sevgi besleyen Antonio, çelimsiz Nerf, Antonio’nun erkek kardeşi Guiseppe ve esmer güzeli Laurie ile harcamaktadır. Enseye tokat modundaki arkadaşlıkları yüzünden ilk başta diğerleri gibi aklı beş karış havada seyreden bir hali varmış gibi görünse de hem kitap yazmakta, hem de hayatındaki ve çevresindeki herkesi terk etme planları yapmaktadır Dito.

Okula İrlanda’dan yeni gelen ve babası gibi şair olmak isteyen Mike’ın bir diğer hayali de San Francisco’ya gidip müzik grubu kurmaktır. Mike ile arkadaşlık kuran Dito, onun hayallerine ortak olur. İşte bu hayal Dito’nun hayatındaki ve çevresindeki herkesi terk etme arzusuna sağlam bir zemin hazırlar. Dito böylece birlikte büyüdüğü çocuklara eskisi kadar vakit ayırmaz. Onların yerine Mike’la takılmaya başlar. Hatta birlikte köpekleri gezdirebilecekleri bir iş bile bulurlar. Kazandıkları paraları da San Francisco için biriktirmeye başlarlar.

Bir tanıdığının dükkanının duvarlarına grafiti yaptığını gördüğü çocuğu tekmeyle uzaklaştırmaya çalışan Dito, tokatla püskürtülür. Kendilerine Biçer-Döverler diyen üç beş kişilik serseri grup Dito’yu ölümle tehdit ederler. Bu da yetmezmiş gibi Dito’nun evine girerek ailesini tartaklayıp, odasının dış cephesine bir ok çıkartarak “Burada yaşıyorsun, burada öleceksin!” yazarlar. Dito’nun koruyucu meleği, sadist ruhlu Antonio bunun intikamını alacağına yemin eder ve Biçer-Döverler’in nerede takıldıklarını araştırmaya başlar. Bütün bunlar Dito’nun kaçıp gitme isteğini daha da alevlendirir.

Çocukluk arkadaşından aldığı telefonla yıllar önce kopardığı bağlarını tekrar birleştirmeye çalışan Dito’nun işi hiç de kolay olmuyor. İki bin kilometrelik yolu on beş yılda gelebilen Dito, her bir sokağında anılarının saklandığı şehirde gezerken duygu seline kapılmamaya çalışırken bir zamanlar hayatını etkilemiş olan azizleri yeniden keşfediyor. Aslında vefasızlığına yanan Dito, o azizleri çoktan keşfedip üstüne bir de kitap yazmış. Dile gelince kolay kolay çıkmayan sözcükleri kaleminden kağıtlara aktarmış. Onun babasına olan sevgisini kitabı okuyan herkes biliyor ama gençliğinde bunu babasına söyleyememiş. Babası Monty de zaten öpücükler saçan bir adam değil. Tek hayali San Francisco’ya gidip müzik grubu kurmak olan Dito’yu evlatlıktan reddetmekle tehdit ediyor. Ayrıca oğlunun söylediği pek çok şeyi dinlememe gibi bir özelliği de var.

Filmdeki herkes birilerini çok seviyor ama kimse kimseye “Seni seviyorum!” demiyor. Monty, oğlunu gerçekten seviyor olsa bile Antonio’ya gösterdiği sıcaklığı Dito’ya göstermiyor. Antonio da Dito için adam bile öldürebilecekken, sürekli “kız kardeş” diye hitab ettiği Guiseppe’ye bir kez olsun değerli olduğunu hissettirmiyor ve bir şekilde dengesiz kardeşinin feci biçimdeki ölümüne sebep oluyor.

Seyirciyi yaka paça ringe davet eden, adamın gardını düşüren, ortada sizi ayıracak hakemin bulunmadığı bir film bu. Nakavt olmanız da kurtuluşunuz olmuyor. Aparkat niyetine üst üste bindirdiği etkileyici sahnelerle insanı allak bullak ediyor Dito Montiel’in anlatımı. İzlendikten sonra hazmedilmesi gereken filmlerden birisi bu.

Uyarı: İzleyen herkeste aynı semptomlara rastlanmayabilir. Beklendiğinden farklı etkileri olursa bu yazıyı görmezden gelin. Çünkü eşeğin sudan gelme süresi Dito’yla nasıl, ne kadar bağ kuracağınıza bağlı.

Dito Montiel’in kitabı yaklaşık elli sayfa falanmış, sanırım sonradan uzatılmış (Daha doğrusu Dito kitabının elli sayfa olduğunu söylüyor ama çıkartılmış sahnelerde Robert Downey’nin elinde tuttuğu kitap nereden baksak en az iki yüz sayfa.) Robert Downey Jr. kitabı çok beğenmiş ve filme aktarılması için yapımcı arkadaşı Trudie Styler(Sting’in eşi)’a getirmiş. Sonrasında kitabın film hakları satın alınmış ve bir taslak yazılmış. Fakat Dito taslağın kitaptan hayli uzak olduğunu görünce “Bir milyon dolarınız sizin olsun. Bunun filmini yapmanıza izin vermem!” demiş. Böylece Robert Downey, Dito’ya senaryo yazımının kurallarından bahsetmiş ve senaryoyu kendisinin yazmasını istemiş. Teklifi kabul eden Dito, kitabına sadık kalarak ortaya bir senaryo çıkarmış ve teslim etmiş.

Oyuncular konusuna da hiç sıcak bakmıyormuş Dito Montiel. Kendisinin otuzlu yaşlardaki halini canlandıracak olan Robert Downey Jr.’ı bile kitabı filme aktarma fikri ondan çıktı diye kabul etmiş.

Kendisinin gençliğini canlandıracak olan Shia LaBeouf’a da ilk görüşmelerinde kanı ısınmış ama onun rol için uygun olmadığını düşünmüş. Görüşmeden sonra Shia’nın menajeri Dito’ya bir video kaydı göndermiş ve Dito, Shia’nın oyunculuğuna hayran kalmış. Zaten bu filmden sonra şansı açıldı Shia LaBeouf’ün. Çocuğa geleceğin Tom Hanks’i gözüyle bakıyorlar ve şimdi Spielberg’in kanatları altında.

Babası Monty’yi canlandıracak olan Chazz Palminteri’yi de rolü bir mafya babası gibi oynayacağını düşündüğü için istememiş. Fakat Chazz provalarda baştan aşağıya Monty oluvermiş. Hatta o kadar sağlam oynamış ki onun oynadığı kısımların çekimlerinde Dito gözyaşlarını tutamamış.

Laurie’nin otuzlu yaşlardaki halini Rosario Dawson, Dito’nun annesi Flori’yi iki Oscar’lı Dianne Wiest, Mike’ı Ken Loach’ın Sweet Sixteen’inden hatırlayabileceğimiz Martin Compston, sadist ruhlu Antonio’yu ateş püskürür bir vaziyette Channing Tatum canlandırmış.

Yapım aşamasında filmde yer alacak tek ünlünün Robert Downey Jr. olacağı hesap edilirken ortaya neredeyse yıldız bir kadro çıkmış ve hemen hepsi müthiş oynamışlar. Sivrilenler ise bana göre Shia LaBeouf ve Channing Tatum olmuş.

Author: Akin Cetin

Share This Post On