9 Ekim 2010 The Notwist İstanbul Konseri

Lali Puna’nın ardından Markus Acher bu kez The Notwist ile Salon İKSV’deydi. Bu ikinci gecede daha bilinçli ve heyecanlı bir takipçiydim, çalınmasını beklediğim şarkılar ve önümde güzel geçeceğine emin olduğum iki saat vardı. Neticede yanılmadım, dün gece The Notwist uzun süre akıllarda kalacak harika bir konsere imza attı. Tadı kulaklarımda uğultu olarak kaldı, bütün gün dün geceki konseri dinledim durdum.

Markus Acher’in diğer grubu Lali Puna hakkında bir önceki yazımda “elektronik altyapılarından dolayı yaptıkları müziği performansa yansıtamadıklarını” söylemiştim. Aslında The Notwist de son geldiği noktada elektronik öğeleri oldukça fazla kullanıyor ancak Lali Puna’nın aksine harika bir sahneleri var ve yaratıcılıklarını Nintendo Wii Remote üzerinden bile yansıtmayı başarıyorlar! Ayrıca bazı parçaların konserde aldıkları yeni biçim de dinleyici için çok özel bir deneyim oluyor. Pick Up The Phone bana göre The Notwist’in en iyi şarkısıydı, dün geceki performastan sonra bendeki yeri ayrı olacak, sadece The Notwist’in en iyi şarkısı demeyeceğim. Yine Neon Golden ve Gravity benim gözümde çok farklı boyutlara ulaştılar. Konser denilen şeyden beklentim de bu, kusursuz bir plak dinlemekten öte dinlediğim o şarkıların hangi süreçten geçtiklerini görebilmek, şarkıları yaratıldıkları andaki heyecana yakın bir tazelikle dinleyebilmek. Bu yüzden dün geceki konseri çok sevdim, çalınan her şarkıyı anladım ve özümsedim.

The Notwist müzik dünyası için çok önemli bir grup, ilginç bir gelişimleri var. Türler arası geçişler ve sürekli kendini yenileyen bir tarz ile belli bir yere geldiler. “Hayatımın grubu The Notwist” diyenler vardır ve eminim dün geceden çok memnun kalmışlardır. Kapalı mekanda uzun bir aradan sonra ilk defa böylesine etkileyici ve güzel bir konser izledim, zaman zaman yaptıkları ses denemeleri geçici duyma kaybına yol açtı ama bu durum bile yüzümde tatlı bir tebessüm bıraktı. Lali Puna’nın aksine The Notwist’in yeniden gelişini merakla bekliyorum, sanırım onlar da izleyiciden memnundular ve dört kez (üç buçuk) bis yapıp yeniden geleceklerini söyleyerek sahneden ayrıldılar.

Son olarak Salon İKSV’de üst üste iki gece konser izledim. Önceliği müziğe veren mekana gelen kitle de gerçekten müzik dinlemeyi bilen ve sahneye saygı gösteren, bilinçli bir kitleydi. Mekandan çok bu “ortam” ilgimi çekti, sanırım Salon’u kolayca sahiplenebileceğiz. Daha çok güzel konserler izleyeceğiz, önümüzde artık bizden biri olan Brazzaville (David Brown) var.

Author: Burak Kartal

Share This Post On

2 Comments

  1. Salon’u çok merak ediyordum, olumlu görüşlerin beni umutlandırdı, Brazzaville sayesinde de yakın zamanda gidip kendim göreceğim.
    Ayrıca teşekkür ederim güzel konser yazıların için :)

  2. canım konsere gitmeyi bile istemedi.

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir