3:10 to Yuma


1957 yapımı Delmar Daves filminin yeniden çekimi olan 2007 yapımı James Mangold filmi.
Öncelikle ilk filmi izlemediğimi ve Western’e karşı olan önyargılarımla bu filmi izlemeye başladığımı belirtmeliyim. Ancak filmde beklediğimden çok daha fazlasını buldum ve tekrar tekrar izleyebileceğim filmler listeme aldım. Western için de yeniden düşünmemi sağladı, bu türün detaylarına da girmem gerektiğini anlattı.

Basit bir çifçi olan Dan Evans, hava koşullarından dolayı işleri istediği gibi gitmeyen ve günden güne borçlandığı “büyük adamlarca” tehdit edilen, zayıflığı her fırsatta vurgulanan bir karakterdir. Eşine ve çocuklarına karşı olan sorumluluklarını yerine getiremeyen ve sindirilmiş bir erkek olarak oldukça kötü bir durumdadır. Bir gün kasabaya gelen efsanevi kanun kaçağı Ben Wade yakalanır. Onu 3:10 Yuma trenine götürecek insanlar gereklidir. Ben Wade dehşet verici bir çeteye sahiptir ve yolda saldıraya uğramaları kesindir. Dan Evans 200 dolarlık bir bedel karşılığında Wade’i götüreceklerden birisi olmayı kabullenir.

Çeteden sakınmak için ilk gece Dan’in evinde kalırlar ve sahte bir araba yollayarak Wade’in çetesini uzaklaştırırlar. Aslına bakılırsa film için de birçok nokta bu tek gecede belirleniyor. Ben Wade ile Dan Evans’ın ne kadar farklı gözükseler de erkek olduklarını ve erkekliğin bu filmde her şeyden daha önemli olduğunu anlamamızı sağlıyor. Gayet zeki bir karakter olan Ben Wade’in, Evans’ın eşi ve çocuğuna oynayarak onların gözünde Dan’den daha fazla erkek olduğunu vurgulaması ve Evans’ın her fırsatta “onunla konuşmayın” uyarıları bize çok şey anlatıyor. O dönemde kanun denen şeyin zaten aşağı yukarı zalimlik olduğunu Wade gibi kanun kaçaklarını yakalamak ve hatta öldürmek için görevli olan Pinkerton’lardan anlıyoruz ve Wade’in kendi kanunlarını tercih edenlerden birisi olarak kanunun diğer tarafından daha fazla suçlu durmadığını görebiliyoruz.

Dan Evans ise hayatını doğruların üzerine kurmak isteyen ancak ayağını verdiği devlet tarafından bile ezilen ve güçlü olanın önüne atılan “basit” adamlardan birisi. Büyük oğlu William onu acizlikle suçluyor, eşi Ben Wade’e bakışıyla onu eziyor ve bir şeyler yapması gerektiğini daha iyi anlamasını sağlıyor. Ölüme giden yolda doğru bir adam olarak kalmayı başarıyor ve ucunda kanı bile olsa kahramanlık için bir adım attığını herkes bilsin istiyor.

Dan Evans karakterinin paradan daha çok onurunu, oğlunun gözündeki babalığını ve karısının erkeği olduğunu kanıtlamak istemesi Wade ile olan her diyaloğunda sertçe çiziliyor. Ben Wade’in de ona saygı duyduğunu her kareden anlayabiliyoruz, isterse Evans’ı kolayca ortadan kaldırabilecekken onun kahramanlık savaşında yanında olmayı tercih ediyor.

Bana göre 3:10 to Yuma, kelimenin tam anlamıyla “erkeklik” filmi. Başrollerde oynayan Russell Crowe ve Christian Bale de bu filmi gayet iyi kaldıran iki önemli aktör olunca ortaya “sağlam” bir film çıkmış. Erkek gibi başlayan ve yönetmenin de seçimiyle erkek gibi bir sonla biten, film gibi film Yuma.. Hala izlemeyenler varsa önerimdir.

Author: Burak Kartal

Share This Post On

1 Comment

  1. “western” filmlerini sahip olduğu atmosferin çok daha vurucu bir haline sahip bu film. Bu filmlerde her daim insanın benliği öne çıkarılır. Arzular, tutkular ve kazanma hırsı gibi duyguların altı oyulur. Clint Eastwood’un filmlerinde bu bolca kan ve iyi-kötü dengesiyle sağlanırken 3:10’da iyi-kötü dengesine değişkenlik getirilmiş.

    Öte yandan oyunculuklar da zaten şapka çıkarılası. Hele ki Russell Crowe’un karakteri bu kadar iyi yansıtması zaten filmi farklı kılan en önemli özellik.

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir