Jacob’s Ladder

Ancak üçüncü izleyişimden sonra hakkında birkaç kelam edebileceğime kanaat getirdiğim oldukça etkileyici bir film Jacob’s Ladder. Internette birkaç yerden de ekstra bilgi aldım ve bir kuple paylaşayım istiyorum: Senarist Bruce Joel Rubin’in “Yapım Aşamasına Gelmemiş En İyi 10 Senaryo” içerisine giren başarılı çalışması, filmin yönetmeni tarafından fark ediliyor ve 1990 yılında nihayet hayata geçirilebiliyor (İşim zor, çünkü Jacob’s Ladder, kısa bir açıklama ile üzerinden geçilebilecek bir film değil. Yazımı uzun ve sıkıcı bulmanız durumunda bu ayrıntıyı hatırlayın isterim.).

Filme giriş yapmadan, filmin ismi ile ilgili birkaç şey söylenmeli. Birincisi: doğru ve düz çeviri ile “Yakup’un Merdiveni”, Yakup peygamberin inen ve tırmanan……

Devamını okuyun » 0 Yorum »

Ôdishon

Gore filmleriyle ile tanınan Takashi Miike’in 1999 yapımı korku-dram denemesi Ôdishon. Yönetmenin kült olmuş Korosyiha 1 (Ichi The Killer)’ından önceki işlerinden biri ancak onun o gergin, absürd yapısını ben bu filmde göremedim. Hatta One Missed Call’da bile yönetmene laf etmiş, sabır testinden geçmiştim ancak Audition nâm Ôdishon beni inanılmaz gerdi, sağolsun.

Kısacık söylemem gerekirse, filmde hiçbir şey olmuyor. Korku filmi janrında olması bile bu açıdan komik, çünkü film vaadettiklerini yalnızca sonlara doğru (o da tam yönetmenin kırıklığına uygun) birkaç kesme biçme sahnesiyle karşılayabiliyor.

Karısı ölmüş bir adam var. Bu adam oğluyla birlikte yaşıyor. Sonra bir arkadaşı… Devam et

Devamını okuyun » 0 Yorum »

İki Dil Bir Bavul

Özgür Doğan ve Orhan Eskiköy’ün, genç bir öğretmenin Kürt köyünde geçirdiği bir yılını anlattıkları belgeselleri.

Belgesel başladığında önce bizim de bir “Sınıf”ımız (Entre les murs) oldu diye düşündüm. Ama film ilerledikçe İki Dil Bir Bavul’un Sınıf’tan önemli bazı farkları olduğuna karar verdim. Sınıf başarılı bir filmdi, ama meselesinin altını fazlaca kalın çizerek anlatıyordu bana kalırsa, İki Dil Bir Bavul ise sade, doğal bir yolla çok bağırmadan anlatmayı seçmişti.

Yönetmenler neredeyse kameralarını yok etmişler. Gerçekten hiç belli etmiyorlar varlıklarını. Ortaya tarafsız ve sade bir belgesel çıkmasını sağlayan en önemli etken de bu sanırım. Bir tek Öğretmen Emre’nin… Devam et

Devamını okuyun » 1 Yorum »

Gattaca – The Other Side

Bana kalırsa Andrew Niccol’ün şimdiye kadar yaptığı en iyi şey olan Gattaca’da çok önemli yer tutar, Vincent ve Anton arasındaki yüzme yarışları. Kendi aralarında “ödlek oyunu” oynarlar. Daha uzağa giden cesur sayılırken, geride kalan ödlek oluyor. Ve kalbinden rahatsızlığı bulunan, tamamen doğal yöntemlerle dünyaya gelmiş olan Vincent hep ödlek olarak kalıyor. Doğal yöntemlerle dünyaya gelen Vincent ile bilimin yarattığı Anton arasındaki yarışı Vincent sadece bir defa kazanıyor ve ona empoze edildiği gibi güçsüz birisi olmadığını anlıyor. İşte bu her şeyi mümkün kılıyor.

Yıllardır hayalini kurduğu Gattaca’ya giren Vincent, uçuşuna bir hafta kala işlenen bir cinayetin zanlılarından birisi haline… Devam et

Devamını okuyun » 1 Yorum »

Yılmaz Güney Filmleri

Beyoğlu Sineması, 26 Haziran-16 Temmuz tarihleri arasında Yılmaz Güney’in “Umut”, “Duvar”, “Yol” (Şerif Gören) gibi önemli filmlerinin de içinde bulunduğu 10 filminin gösterileceği bir program sunuyor.

Biletlerin 5 TL olacağı pogramla ilgili ayrıntılı bilgi

Devamını okuyun » 0 Yorum »

DOCUMENTARIST

DOCUMENTRARIST İstanbul Belgesel Günleri’nin ikincisi 2-7 Haziran tarihleri arasında gerçekleşiyor.

“DOCUMENTARIST’in 2009 programı Venedik, Berlin, Cannes gibi en büyükler başta olmak üzere, dünya festivallerinde ses getirmiş pek çok film içeriyor. Geçen yıl Cannes’da Yönetmenlerin Onbeş Günü bölümünde gösterilen “Kör Aşklar” (Blind Loves) körlerin aşk yaşamını, Venedik 2008′e seçilen Meksika yapımı “Mirasçılar” (Los herederos) kırsal kesimde yaşam mücadelesi veren çocuk işçileri, ilk gösterimi Berlinale’de yapılan Wenders belgeseli “Yola Çıkmış Biri: Wim Wenders’in Erken Dönemi” (One Who Set Forth: Wim Wenders’ Early Years) ünlü yönetmeni hayatına girmiş insanların ve kendisinin gözünden anlatıyor.

Avrupa’nın en önemli belgesel festivali IDFA’nın hem bu yılki hem de… Devam et

Devamını okuyun » 0 Yorum »

Nokta

Derviş Zaim “Tabutta Röveşata” ile başladığı sinema yolculuğunu bambaşka bir şekilde sürdürüyor. Oysa benim en sevdiğim filmi hala o. Gittiği yola bakılırsa da her zaman öyle kalacak.

Nokta, Moğol istilası sırasında yere yazılan bir yazıyla başlıyor. Arapça “Allah Affetsin” yazısı yazılmış ancak bir harfin noktası için mürekkep kalmamıştır. Usta, çırağını nokta için mürekkep almaya göndermek ister. Çırağın ise gördüğü kötülükler yüzünden inancı zayıflamıştır. Yazıyı yazmanın ne işe yarayacağını sorgular. Mürekkep almaya gider, ama dönmez; harf noktasız kalır. Sonra ise günümüze geçeriz. Ahmet tuz havzasında sevgilisiyle birlikte arkadaşı Selim’i bekler. Aralarındaki konuşmalardan Selim ve Ahmet’in bir zamanlardan noktası… Devam et

Devamını okuyun » 2 Yorum »

Ed Wood

Orson Welles:

“Hayaller savaşmaya değer. Neden hayatını başka birinin hayallerini gerçekleştirmek için harcayasın.”…

Devamını okuyun » 0 Yorum »

Fotoğrafta Çıkmak

pazarcılar gitmiş ipleri kalmış
ilkyazla birlikte – güz çekmiş saçlarından –
boşluğun ölüsü kalmış.

ben ilkyaz filan görmedim – diyor –
beyoğlu’nda, aynalı pasaj’daki
beyaz giysili düğmecileri saymazsam
bir de
şu şaşkın cumartesiyi
masa örtüsünün üstünde
su kenarlarında üşüyen kelebekler gibi
konup konup kalmıyor ya, onu
saymazsam diyor
ve diyor ki – bir şey demiyor –
ah bu çekik gözlü akşamüstleri!

(ayçiçeği yiyen çocuk
yün ören kadın
rakısını yudumlayan adam
sokağa bakan herhangi bir oda
arka bahçede
herhangi bir mermer masa)
ah bu iri gözlü akşamüstleri
ve kahverengi
(herhangi bir yarın
herhangi bir yarından sonra)
diyor ki – bir şey demiyor –
öyleyse neden sığdırıyorum bu görkemli güne
durup dururken
bir piknikteki o dayanılmaz can sıkıntısını
ve neden
kar yağınca bütün… Devam et

Devamını okuyun » 0 Yorum »

12. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali

7-14 Mayıs tarihleri arasında 12. kez düzenlenecek “Uçan Süpürge Kadın Filmleri Festival”‘nin bu yılki teması “80′ler”. Kişisel olarak 80′li yılları fazla yıpratılmış bulsam ve  çok abartılmasına karşı olsam da bir festivalin teması olması hala ilgi uyandırıcı. Ayrıca o yılların bizim için nostaljik anlamı dışında çok acı verici bir yanı da var. En önemlisi festival bu yanını da dışarda bırakmıyor; “Gerçek veya kurgusal anlatılar üzerinden bir döneme ayna tutmayı, farklı hikâyeleri bir araya getirerek 12 Eylül’ü hatırlamayı ve hatırlatmayı amaçlayan Festival, 12. yılına özgü bir mektup sergisi hazırladı. Türkiye’nin pek çok ilinden kadınların farklı araçları kullanarak ve farklı formlarda… Devam et

Devamını okuyun » 0 Yorum »
 Page 1 of 18  1  2  3  4  5 » ...  Last »